“Beklenen oldu” diyemiyorum! Son ana kadar artık varlık nedeni çok daha değerli olan “dünya insanlığı” adına başta Rusya ile Amerika’nın uzlaşıya varabileceklerini ve Ukrayna’ya yönelik savaş olasılığının en azından geriletileceğini sandımdı.
Nitekim ben yazımı yazmak zorunda kaldığım sıralarda savaş çoktan başlamıştı. Rusya Ukrayna’nın Dombas bölgesini bombardıman altına almış, Kramatosk kentini ateşlerde yakarken…
PUTİN, “Rusya dünyanın en büyük gücüdür” yollarında açıklamalar yapıyordu! Kaldı ki “Dombas bölgesine yönelik askeri harekâtıyla köprüleri yakıyor ve Amerika’yı işaretle, “kim Rusya’ya tehdit oluşturursa karşılık” görecektir” diyordu..
Putin Ukrayna’ya yönelik saldırılarını meşru göstermek için de yine ABD’i suçlayarak şunları söylüyordu:
“ABD’nin hegemonyasına uymayan her şey (bu dünyada) gereksiz sayılmaktadır..”
DOĞRUSU Putin’in bu suçlamasına “doğrudur” diyorum.. Gitgide beterince dünya jandarmalığı rolünü daha çok benimserken, dünyayı sadece Doğu Batı bloklarına ayırmakla kalmadı. “Benden yana olanlar ve olmayanlar” siyasetiyle de siyasi yönden sorunlu ülkeleri parça körce ederek hem BM’lerde hem de son yıllarda Ortadoğu ile AB içlerinde büyük bir hegemonya oluşturdu..
***
RUSYA ŞİKAYETÇİYDİ: Çünkü Amerikan hegemonyasını besleyen politikayı “Rus tehdidi” üzerine oturttuydu. Söz gelimi dünyayı Rusya’nın ötede Çin’in tehdidinden koruyacak tek ülkenin Amerika olduğunu, dünya ülkeleri ancak Amerika’nın etrafında toplanıp birleşirlerse güvende olabilecekleri siyasetlerinde tutun ki Kıbrıs’taki “bize” bile fenalığı dokunduydu hâlâ devamda.. Kaldı ki “emirleri dışında hareket eden Türkiye ile de çoktandır kavgalı… (Bu arada yeri geldiği için yazayım: Her halde bir gün Amerika Cumhurbaşkanı Biden için gelip geçmiş en başarısız Amerikan Cumhurbaşkanı” denecek! Sadece Ortadoğu’yu değil, sonunda Orta Asya’yı da darmaduman edecek, öte yandan AB’i ateşlere atacak kadar apolitik bir lider!)
***
YAZIMI yazarken bir yandan da Televizyon’dan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik harekât haberlerini izliyorum..
Henüz NATO toplanmamış.. Refleksi iyice hantallaşmış adı büyük fakat Amerika ötesinde etkisiz bir ittifaklar manzumesi! İkinci dünya savaşından sonra kendini “Amerika’nın jandarmalığıyla NATO’nun güvencesine bağlamışlığının rahatlığındaki AB, Ukrayna’da kentlere füzeler yağarken, yerinden bile kıpırdamıyor!.
VE AKLIM her zamanki gibi “Kıbrıs’a” kayıyor.. Çözüm olmadığı sürece savaş olasılığının devam ettiği gerçeğinde, Rusya-Ukrayna dalaşmasına bakarak söyleniyorum:
DEMEK ki ülkeler arasında hâlâ savaşlar olabiliyor! Hâlâ toprak kavgası yapılabiliyor bu uğurda askeri işgaller söz konusu olabiliyor..
YANİ dünya çok da değişmedi.. Benzer nedenlerle savaşabiliyorlar, öldürüp ölüyorlar sonra barış yapıyorlar! Her zaman kaybedenin yanına kalan kayıplarla! ***
DOLAYISIYLA RUM tarafını hatırlıyorum: Eğer bu adada 47 yıldır silah sesleri işitilmemiş, kentlerimizde bombalar patlamamışsa, anlayıp görmek istemeseler de yaratılan bu barışçı ortam Türkiye’nin sayesindedir.
Ancak ve tabidir ki hiçbir sorun “öyle geldiği gibi gitmez!”
NİTEKİM 1974 Barış harekâtı da öncesi olayların birikimleri sonucunda gerçekleşti. Rum ve Yunan ikilisinin yarattığı emrivakiler olmasa, Makarios gibi çılgın bir Papaz’ın ihtirasları uğruna Türklere yönelik saldırılar gerçekleşmeseydi, ne ada ikiye bölünürdü ne de “barışın” yerine “savaş olasılığı” otururdu..
Çok kısaca Putin’li Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarını anlamasak da kendi ülkemizi çok iyi biliyoruz.. Ne Savaş’ı ne Rum’un bir karış toprağını istemedik. Onlar istedi ama! İnşallah bir gün hesaplaşma uğruna yeni bir savaş değil; adada barış içinde yaşamak için yeni bir çözüm gerçekleşir!
***
KISACA TAKILDIĞIM: (SUCUOĞLU HÜKÜMETİNİN İŞİ ÇOK ZOR!)
Göreve vaatlerini gerçekleştirecek “umutla” değil, Rusya Ukrayna savaşının henüz belli olmayan sonucu nedeniyle beterince karışacak, ekonomik yönden mevcut sıkıntılara beterince sıkıntılar eklenecek dolayısıyla tüm dünyayı olumsuz etkilerken KKTC’i de beterince olumsuz etkileyecek “namüsait” bir dönemde Başbakanlık görevini yüklendi..
Ülkenin “belediye sorunlarının” bile üstesinden gelinemediği çaresizlikte KKTC’nin kaderini yüklenmek, her halde çocuk oyuncağı olmayacaktır!
BUNA karşılık henüz ciddi denecek bir görev yüklenmiş de değil.. Çünkü kurulan yeni Hükümet’le birlikte bu kez de Meclis Başkanı kim olacak tartışması yapılıyor!..
Benim bildiğim en yaşlı üye Meclis Başkanı olurdu da artık “akıl yaşta değil baştadır” dendiği için öylesi bir akil aday aranıyor.. MESELA “Resmiye Canaltay” deniliyor. Değil mi ki Bakanlık” hakkı yendi.. Bari Meclis Başkanlığıyla onore edile! Muvafıktır efendim!..
Ha ötekiler mi? Mümkündür efendim!..
Neden olmasın efendim!..
BİLİR misiniz artık seçilmişlere makam uydurulması çalışmalarından, bu konudaki tartışmalardan, şu “sen-ben” hikâyelerinden bıktık usandık diyeceğim ama hadi kendim için söyleyeyim, “usandım!”
Peki Meclis Başkanlığı için sonuç? “Of be! Kim olursa olsun..
































