Yıllar önce ve milletçe vatan müdafaasına koştuktu. Yıllar süren bir ulusal görevdi.. Yediden yetmişe seferberlik toplumu haline gelmiştik ki sonucunda kurtarılan topraklarımızla kurduğumuz Devlet oldu…
VE sonrasında bugünlere kadar gelirken bu Devleti yaşatmak, yaşatırken var olmak için uğraş verdik..
NİTEKİM bu yollarda ve son bağlamda her yıl bir seçim yaparken, çok yakında tam 8 siyasi parti 203 bin 183 seçmenin karşısında görücüye çıkacak! Hepsi de kurtarılmış vatan ile , Devletin yönetimini üstlenmek için seçmenlerden oy isteyecek!..
Ne büyük vatanseverlik! Sadece bir farkla: O mücadele günlerinde vatanı kurtarmak için milletçe yarışıyorduk. Şimdi kurtarılan vatana hizmet yarışında fakat birbirine rakip siyasi partiler olarak yarışıyoruz! 8 siyasi partiden 500’ü aşkın adayla!
Meğer bu memlekete hizmet için ne çok gönüllü hizmet aşkıyla dolu insanlar varmış! *** HAKSIZLIK YAPMAK İSTEMEM: “Aslında yok birbirimizden farkımız” ama gitgide “seçilme hakkını” bile “fantaziya ile ranta” dönüştüren bir konuma düştük! Şöyle ki 200 bin kişilik bir seçmen kitlesinin karşısına 8 siyasi partiden 500 adayla çıkacak kadar.. Çoğunu sadece arkadaşlarıyla aileleri tanımakta.. Adalarını sanlarını da sadece onlar bilebilmekte..
BUNA karşın başında da yazdığımca “haksızlık yapmak” istemem.. Zamanı geldiğinde eğer devlete hizmet için görev aşkıyla yananlar “bu Mecliste ben de varım” diyorlarsa bu hak hem onlarındır hem takdirlerine kalmıştır!..
***
ANCAK HAKİKAT ŞUDUR: Bu “hak” bu “hukuk” bu “seçimler” ve bu “seçilenler” derken bu devlet beterince batıyor! Memlekette 8 siyasi partiye karşın artık üçü dördü bir yere gelmeden hükümet kurulamıyor!..
Dahası her “koalisyon hükümeti” göreve başladığında devlete millete hizmet değil; partililerine, eşine dostuna, tanıdıklarına ve de aslında kendine hizmeti yeğ tutuyor! Ki ötesi tüm vatan millet vaatleri palavraya dönüşürken bir yılı bile bulmayan iktidar sürecinin ardından olancası sabun köpükleri gibi sönüp boşluklarda kayboluyorlar…
***
DİKKATİNİZİ ÇEKERİM: Eğer her yıl bir koalisyon hükümeti yıkılıp bir yeni seçimle bir başka koalisyon hükümeti kuruluyorsa işte şu yukarıda vurguladığım nedenlerden dolayıdır!
YANİ “ülke siyaseti” allem kallem bir süreçte ciddiyetini yitirirken zaten çok iyi biliyoruz bazı “seçilmişler” için hükümette yer almak bir rant, kişisel fırsatları kullanma nedeni olmaktadır!
ŞöYLE ki geçmişte dört yılda bir yapılan seçimler şimdilerde artık kimselerin dört yıl beklemeye tahammülü olmadığından her yıl yapılmaktadır! Kaldı ki:
***
ALLAH İÇİN SÖYLEYİN: Bir yılda hangi hükümet üstelik “koalisyon” olursa hangi icraatı gerçekleştirebilir ki? Hangi büyük projeye imza atabilir ki? Kalıcılığıyla hangi hizmeti verebilir ki? Hangi istikrarı sağlayabilir ki?
Denecek ki “fakat devlette devamlılık vardır!” İşte bizde yoktur! Çünkü her gelen hükümet giderken, yeni gelene dağlar gibi birikmiş sorunlarını bırakıyor! Şöyle ki bir yıl iki yıl sonra tekerlek dönüp yeniden koalisyon ortağı olarak hükümete katıldıkta bir zamanlar giderken bıraktığı sorunları aynen bıraktığı gibi kucağında bulduğunca! Var mı böylesi Devlet yönetimi? Sorunların asla çözüm bulmadığı gerçeklerde! Misal mi? *** İŞTE memleketin elektrik enerjisinden sorumlu ve sahibi olan KIB-TEK!
Çarpık yapılaşmalar, yetersiz yollar, bugüne kadar asla üstesinden gelinemeyen çevre kirliliği… Gitgide “felaket” kelimesiyle ifade edilen trafik sorunları… Sağlık Eğitim sorunları! Pahalılık.. Artı artık okulları da saran pandemi!
Eee! Ne kaldı geriye? Sap gibi gelip sap gibi giden koalisyon hükümetlerinden başka!
***
TAM ZAMANIDIR: Ne? Meclis dışı muhalefet! Çünkü artık ne sandıklara gitmek “yurttaşlık görevidir” ne de önünüze rast gele konan 500 yüz vekil adayını seçmek! Ki seçmek kadar seçmemek hakkınız da vardır!
***
KISACA TAKILDIĞIM: (SEÇİMDEN DAHA ÖNEMLİ SORUNLAR DA VARDIR!) Okulların birinci dönem tatile girmelerine az bir süre kala “yüz yüze eğitim konusunda ısrar etmek” tutun ki Sucuoğlu Koalisyon hükümeti için eğitime verilen önemin ispatıdır.
Ancak böylesi bir ispatın sağlıklı vücut bulması için ayni oranda sağlıklı bir eğitim sürecinin olması gerekmez mi?
Kaldı ki Sn. Sucuoğlu karara varırken bu konuda kimlerle istişare etti? Kimlerden görüş aldı? (Şöyle ki Milli Eğitim Bakanlığı bile “Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesinin yüz yüze eğitime ara verilmesi ve online eğitime geçilmesine yönelik herhangi bir kararı olmadığını da açıkladı!)
Buna karşın mesela Tabipler Birliğinden mi onay aldı? Okul Aile Birliklerinin Yönetim Kurumlarından mı? Hatta velilerden mi? İlgili Sivil toplum örgütlerinden mi? Öğretmenler Sendikalarından mı?
BEN cevaplayım: Hiç birinden! “Ben yaparım olur” mentalitesine dayanan bir tutum işte!
Ne var ki okullarda pandemi yayılmaya devam ediyor. İşte asıl realite ve asıl büyük sorun…
































