Amerika Birleşik Devletleri’nin Kıbrıs Büyükelçisi Kathleen Ann Doherty’in davetiyle elçiliğin Kuzey Ofisinde bir araya geldik.
Davet sadece gazeteciler içindi.
Uzun süredir bu tür davetlere katılmadığım için “genel durumun” ne odluğunu bilmiyorum ama bizim gazeteci milletinin bu davete pek ilgi göstermediğini gördüm.
Benim icabet ettiğim dönemlerde hınça hınç dolardı salonlar. Ahali Amerikalı yetkililerle konuşmak için birbirini ezerdi.
Sonra da “Amerikalı bir kaynaktan aldığım bilgiye göre” diye başlayan yazılar döşenilirdi.
Bu kez bir avuç gazeteciydik.
Neyse vardır bir hikmeti ve açıklaması.
Kalabalık az olunca Amerikalı yetkililerle uzun uzadıya sohbet etme ortamı doğdu.
Yok yok hemen öyle “derin” konular falan sanmayın.
Bayan Büyükelçi de dahil Amerikalılarda müthiş bir Türkçe aşkı olduğunu gördüm.
Herkes ya Türkçe konuşmaya çalışıyor ya da Türkçe öğrenmek için ders alıyor.
Büyükelçi de öyle.
Bir Kıbrıslı Türk öğretmeni varmış.
Haftanın belirli günleri düzenli olarak ders alıyormuş.
Biraz zorlanıyormuş ama Türkçeyi öğreneceğinden emin.
Konuştuğu diğer dilleri işittiğimde “bu kesin Türkçe de öğrenecek” dedim kendi kendime.
Büyükelçi’nin ana dili şüphesiz İngilizce.
Ayrıca, Rusça, Almanca, İspanyolca ve Portekizce biliyor.
Nerdeyse dünyanın dörtte üçünün konuştuğu dillerin hepsini öğrenmiş.
Büyükelçinin esas mesleğinin gazetecilik olduğunu öğrendiğimde şaşkınlığım daha da arttı.
Dışişleri Bakanlığı’na geçmeden önce aktif olarak gazetecilik yapmış.
Berlin duvarı yıkıldığında bir gazeteci olarak oradaymış ve çok güzel haberler geçmiş.
“Şimdi de Kıbrıs’taki duvardasınız ve üstelik büyükelçi olarak” denildiğinde üstüne atlamasını bekliyordum ama atlamadı.
Biz tekrar Türkçe muhabbetine geri döndük.
Ayrılırken de bana “bu buluşmamızda Türkçe konuşacağız” sözü verdi.
Ben de “inşallah” dedim.
Doğrusu merakla bekleyeceğim.
***
Şu Amerikalılar ve Amerika’nın kendisi enteresandırlar.
Bir vakitte Texas Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’ne konuk olmuştuk.
İsmine bakıp da cowboy muhabbetlerine sarmayın, Amerika’nın ilk beş üniversitesi arasındadır.
Sabahtan akşama gazetecilikle ilgili konferans ve toplantılarla geçirdiğimiz bir hafta olmuştu.
Toplantılardan birinde “gazetecilik ve azınlıkları” konuşacaktık.
Toplantıya gelen kadın profesör Kızılderililere benziyordu.
Hiç aklımdan çıkmaz şöyle başlamıştı konuşmasına;
“Yüz yıllardır Texas’ta yaşayan bir aileye mensubum. Sizin anlayacağınız buranın yerlisiyim. Dışarıda gördüğünüz sarı saçlı ve mavi gözlüler daha dün gibi geldiler. Bunların çocukları benim çocuklarıma okulda “ne zaman ülkemizden ayrılacaksınız” diye soruyorlar. Faşist bir terör var biz yerlilere yönelik…”
Hepimiz ağzı açık dinlemiştik profesörü.
Dönem Bush dönemiydi ve muhafazakarlık hat safhadaydı.
Peki bu profesör nasıl böyle konuşabiliyordu?
Türkiye’de bildiri imzalayan aydınların başına gelenleri görünce aklıma Texas’lı profesör geldi.
***
Amerika’da Kasım ayında başkanlık seçimleri yapılacak.
Malumdur Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti başkan adaylarını belirlemek için kendi içlerinde seçim yarışı yapıyorlar.
Demokratların başkan adayı yakından tanıdığımız bayan Hilary Clinton olacak gibi.
Cumhuriyetçilerde ise iddialı bir yarış var.
Bir önceki Başkan G. W. Bush’un küçük kardeşi Florida Valisi Jeb Bush da aday.
Genç ve karizmatik tutumlar sergileyen Paul Ryan’in kazanacağını söyleyenler var.
Fakat Donald Trump anketlerde açık ara önde gidiyor.
Hani şu perukalı saçları ve dört milyar dolarlık servetiyle seçmenlerin ilgisini çeken adam.
“Eğer kazanırsam bütün Müslümanları kovacağım” demişti ya.
Demişti ve ateşe benzin dökmüştü adeta.
Bu Donald Trump “sarı saçlı, mavi gözlü” muhafazakarları temsil ediyor.
Muhafazakarların yeni düşmanları Müslümanlar.
Fakat öncesinde Kızılderililer, İspanyolca konuşanlar, zenciler, eşcinseller ve daha birçok düşmanları olmuştu.
Nerdeyse ilahlaştırdıkları G.W Bush önce Afganistan’ı sonra da Irak’ı ve ardından bütün Ortadoğu’yu yerle bir etmişti.
Yarattığı sorunlar hala devam ediyor.
Hergün yüzlerce insan ölüyor.
Cumhuriyetçilere baktığımda “keşke Hilary kazansa” diye geçiriyorum içimden.
Ne fark edecek bilmiyorum ama Trump gibilerle bu dünyanın daha da kötü olacağından eminim galiba.
































