Kendisini tanıdığım zaman üsteğmendi. Piroyi (Gaziler) köyünde üslenmişti. Ben Lurucina (Akıncılar) köyünde mücahittim. Gaziler köyüne tercüman olarak gitmem önerildi. Sivil elbise giymek koşuluyla kabul ettim ve bir yıl süreyle orada tercümanlık yaptım.
Bölük komutanı Vecdet Ertek Gürpınar ile yıldızlarımız hemen barıştı ve kısa sürede arkadaş olduk. Elebette ki komutan oydu ve son söz onundu. Ama her konuda söylediklerimi dikkatlice dinler ona göre karar verirdi. Dünya görüşlerimiz tamamen farklı olmasına rağmen birbirimize güvenimiz tamdı.
Rusların İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir deyimlari vardı: Onunla birlikte casusluk yapmaya bile gidilir. Cephedeki askerlerden bazıları bilgi toplamak amacıyla Alman ön cephe gerilerine gönderilirdi. Görev genellikle birine verilirdi. O da en güvendiği kişiyi yanına alırdı. Vecdet bey, tam da, düşmanın cephe gerisine birlikte gidilecek bir insandı.
1975 yılı başlarında Gaziler’den, ortalarında da Kıbrıs’tan ayrıldı. Ben bir süre de Üsteğmen Nuri Günendi ile çalıştım. Vecdet bey ne denli haşin bir komutansaydı Nuri bey o denli uysal, halim selim biriydi. Vecdet bey elinde bir sopayla gezerdi. Herhangi bir askeri dövdüğüne şahit olmadım ama askerler arada sırada bana bu yönde şikâyetlerde bulunuyorlardı. Belki de orduda savaş zamanı Vecdet bey, barış zamanı ise Nuri bey tipi subaylar gerekir.
Kıbrıs’tan ayrıldıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na atandığını duydum. Ona bir mektup yazdığımı anımsıyorum ama eline geçip geçmediğini bilmiyorum. Ondan sonra, 40 yıl süreyle ondan hiçbir haber almadım.
Bir süre önce Gaziler Bölük karargâhında birlikte çalıştığımız Ali Batmaz ki askerliğinden sonra evlenip Kıbrıs’a yerleşmiş, beni arayıp Vecdet komutanın telefon numarasını bana iletti. Aradım, konuştuk. Evlenmiş, iki kızı olmuş. Albaylıktan emekliye ayrılmış.
Kıbrıs anılarını topladığı bir kitap yayınlamış ve bir tane de bana göndermek istiyormuş. Çok memnun oldum. Vecdet bey köre kör, şaşıya şaşı diyen tipte biriydi. Bu nedenle de tabur komutanıyla papaz olmuşlardı. Gerçekçi değerlendirmeler yapacağından emindim.
Birkaç gün önce kitap geldi. Oldukça uzun bir ismi var: “Genç bir Asker, Kıbrıs ve Barış Harekâtı: Bir Subayın Yetiştirilmesi, ve Savaşa Gönderilmesinin Gerçek Hikâyesi”. 400 sayfalık kitap, Kastaş Yayınevi tarafından 2015 yılında basılmıştır.
Kitabı okumaya başladım. Amacım kitabı okuyup genel bir değerlendirmesini yapmaktı. Ne var ki çocukluk anıları arasındaki bir paragraf, özellikle dikkatimi çekti ve bu yazıyı yazmama neden oldu. Kitabın 44. ve 45. sayfalarında şöyle diyor Vecdet bey:
“Bir tatil günü sabahı beni çarşıya ekmek almaya göndermişlerdi. Ekmek alıp dönerken çamurlu yolda beş liralık bir banknot bulmuş ve [onu] alarak eve gelmiştim. Paranın üstünü anneme verirken o parayı da bulduğumu söyleyerek kendisine vermek istemiştim. Ancak o anda olaya şahit olan ve beni çok sevdiğinden emin olduğum babam öyle bir tepki göstermişti ki hepimiz çok şaşırmıştık. Çok sert bir şekilde derhal gidip parayı bılduğum yere koymamı, kaybeden kişinin dönüp parasını orada arayacağını, kesinlikle bu tür olayların bir daha tekerrür etmemesini söylemişti. Derhal söylediğini yapmış, hayatım boyunca da bu ikazını hiç unutmamış ve devamlı uygulamış ve uygulatmaya çalışmıştım.” Ve doğru söylüyor. Ben bunu bizzat gözlemlemiş biriyim.
Bir akşam Vecdet beyle birlikte yemek yiyorduk. Oldukça huzursuzdu. “Hayrola, ne var?” diye sordum.
– Meydana bir çarşaf serdirdim. Askerlerin toplayıp sakladıkları her şeyi o çarşafa koymalarını istedim. İnşallah yanılıp da kendisi için bir şey saklamaya kalkışan olmaz. Sonu fena olur.
– Bu çocuklar ateşin çemberinden geçmişler. Ölümle yüz yüze gelmişler. Daha geçenlerde sen kendin anlatıyordun ne sıkıntılar çektiklerini. Bırak da evlerine birer hediye ile dönsünler.
– Sakın ola, askerime öyle şey söyleme. Biz buraya ganimetçilik yapmaya gelmedik. Milli bir görev için buradayız. Ama siz Kıbrıslılar başka. Siz yıllarca haksız muamelelere tabi tutuldunuz. O nedenle bir miktarını sana verebilirim.
– İstemem, katiyen almam.
Komutanlarından ödleri kopan erler, her neyi nereye saklamışlarsa çıkarıp çarşafa dizmişler. Komutanın, yanılmıyorsam, en güvendiği kişiler olan Nurettin çavuş ile Ali onbaşı, sayım dökümü yapıp eşyaları bir torbaya yerleştirdiler. Torba emir komuta zinciri çerçevesinde Lefkoşa’da bir yerlere gönderildi.
Aradan zaman geçti. Hangisiydi anımsamıyorum, komutanlardan biri, ya Vecdet beyin kendisi ya da Nuri bey bana güvenilir bir kaynaktan Gaziler’den yola çıkan kıymetli eşyaların yolda belde kaybolduğunu ve hiçbir zaman Lefkoşa’ya ulaşmadığını öğrendiğini söyledi.
Vecdet bey haşindi ama korkusuz ve dürüsttü.


























