Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MARUZATIMDIR  EFENDİM!

Bi kez daha “eskiyi” yaşamak ister miydim bilmiyorum..

Onlar çileli yıllardı. Şöyle ki yine pandemi benzeri salgınlar  vardı insanları öldüren.. Verem, tifo gibilerinden.. Sıtma vardı trahom!

İnsanlar yine ya zengindiler ya fukara.. Ya işçi ırgattılar ya ağa paşa..

Ve insanlar yine ya özgürdüler hayata mesut  bakarken.. Yada tutsağıydılar hayatın çilesini çekmek zorunda kalırlarken..

Demek istediğim o yıllar da zordu, tek farkı ama  bugünkü yıllardan..

***

DOĞRUSU  esir Türklerdik! Bir yanda İngiliz sömürgesinin baskı rejimi ötede Rum’un ekonomik  tekeli..

Bir masura almak için,  Mağusa surlar içinden Maraş’a giderdik hem de yaya!

Ekonomi kelimesinin ne olduğunu  bilmezdik. Bütün dünyamız “alış veriş” dediğimizceydi..

En kabadayısından ticaretimiz Rumdan satın alıp Türk’e satmaktı..

ÇOK kısaca ne özlenecek yıllardı o “eski devirler”  ne de   güzel!

Tek istediğimiz “özgür ve egemen” olmaktı. Kendi kendimizin efendisi olmaktı.. Ne İngiliz sultası olsundu altında ezildiğimiz ne sömürüldüğümüzce Rum’un ticari monopolü..

Hür ve özgür olmak isterdik. Ki öylesi yıllarda  açtıydım dünyaya gözlerimi ama yaşadığım hayat Mağusa kadardı!

***

DEMEK İSTEDİĞİM ŞUDUR. Mesela 1957’lerde falan nüfusumuz seksen bin ya var ya yoktu!                                                         “Ekonominin” lafını telaffuz edemeyecek kadar dışında, para da aslanın ağzındaydı.. İşsizlik sorunu yoktu çünkü yapacak işimiz yoktu!

Fakat ve nasılsa hayat tekerleği  dönüyordu ama..

TEK gailemiz “İngiliz’in sultasından kurtulurken Rum’un üzerimize serdiği ticari monopolünü de kırmaktı! Bunu da “anavatan” dediğimiz Türkiye’nin sayesinde yapacaktık..                                                                                          ***

HA BAKIN! “O geçmişte EOKA vardı kanlarımızı döküp ocaklarımızı yakan.. Kundaktaki çocuklarımızı bile analarının kucağında vuran.. Köylerimizi evlerimizi yakan.. Bizi küçük adamızda göç yollarına düşürürken göçmen durumuna sokan…”           Hayır söylemiyor yazmıyorum.

ÇÜNKÜ: İnancım oydu ki artık geçmişte kalması gereken insanlık dışı bir faciaydı.. Kaldı ki “birinci, ikinci savaşlarla dünya beterini yaşadıydı…                                                                              ***                                         NE VAR Kİ  hiçbir oyun tek başına oynanmaz! Nitekim:

Aradan yıllar geçtikten sonra tüm adaya egemen olmak için Rumlar tarafından başlatılan Türklere yönelik saldırılar yoğunlaşır fakat  BM’ler tarafından yine de suçlu sandalyesine Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye  oturtulup yargılanırken…      Rahmetlik İsmet İnönü o Allah vergisi sabrının çatlayan son tahammülünde  tüm dünyaya dönerek şunu söyler: “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır…”

***

VE ALDI: Artık adada koskocaman bir gerçekte hem Türk Devleti vardır Kuzey’de kendi kaderinin sahibi…

Hem de “anavatanı” Türkiye…

FAKAT yarım asırdır ve hâlâ Kuzey’in bile efendisi olamadı ki en sonunda gıdım gıdım oluşturduğu ne ekonomi kaldı ayakta ne   özgürlük ve egemenliğinin güvencesi olacak “benimdir” diyeceği para!

ÇÜNKÜ Anavatan gene hapşırıyor gene hasta!

Kısaca çocuktuk büyüdük hâlâ ayni hikâye. “Büyürken kalkınma,” “çözümle sağlanacak istikrar,” dolayısıyla “çocuklarımıza en güzelinden istikbal…                                    Pööö! Dam başında saksağan vur beline kazmayı!                                                                                                     ***

KISACA TAKILDIĞIM: Artık beni ilgilendirmiyor ama bayılıyorum şu bizim “siyasetlerimize!”

Bir yanımız pandemi öteki yanımız döviz vurgunu..                                                            Artık gazetelerin manşetlerinde “battık anam, yandık anam” yazmakta!                      Eskiden sabahlarda “günaydın” derlerdi insanlar birbirlerine..  Şimdi saat kaç der gibi “kaçtan gidiyor” sterlin demekte!

Sol gözümüz hayat pahalılığında, sağ gözümüz erken seçimde!

Karagöz de  tefe şöyle bir vurup girerken sahneye, “yar bana bir eğlence” derdi..        Eğer yaşasa ve de görseydi bugünleri, o tefi başına giyerdi!

Yaza düşüne geldi aklıma. Rahmetlik Dr. Küçük ile Denktaş yaşasalardı, acep bugünler için ne derlerdi?

“Anavatan yavruvatan” elele işte! Hayalleriydi gerçekleşti de eğer hâlâ bildiğim Denktaş ise yüzünü Ankara’ya dönüp şöyle derdi:                                                                   “Söyle, biz neyiz bu adada? Kanadı kırık kuş muyuz, yoksa Devekuşu muyuz?”

***

HAYIR nankörlük değil yaptığım.. Ki “tabakçı” da sevdiği  deriyi döver!

Fakattt,  “Kıbrıs siyasi sorunu çok uzadı” dediğim yerde “ben devletim demekle” devlet olunmaz! Sadece bunu söylemek istedimdi…