Köy ve kasaba topluluklarından kentselleşmeye evrilirken sosyoekonomik değişimle zaman ve mekânı iyi değerlendiremedik!
Tutun ki yarım asrı aşkın süredir Rum tarafının sonu gelmez siyasi ve ekonomik baskıları sonucu ancak Türkiye’nin parasal yardımları oranında varlığımızı sürdürürken, o “kentleşmelerle” bayındır ve mamur bir KKTC yaratmak elbette kolay değildi.. “Mazereti kabul” ediyoruz..
FAKAT Kuzey’i kendimize kalıcılığıyla vatan yaptıktan ve egemen Devlet iddiası siyasetinde Kuzeyin sahipliğini üslendikten sonra bile hâlâ parça körçe “imar iskân ve topraklandırma” politikalarıyla kentleşmelerin gerektirdiği altyapıları oluşturmamak; doğrusu “toplumsal hasletlerimizden olan “çok bilmişlik” lafazanlıklarımıza hiç de yakışmadı!
***
MESELA: Yerden mantar gibi biten üniversiteler oluşturup Afrika’nın adını sanını bilmediğimiz, haritalarda yerlerini gösteremeyeceğimiz ülkelerinden bile KKTC’e öğrenciler getirtmeyi başardık ama onlara yönelik bir alt yapı oluşturamadık..
NE yol verdik ne kaldırım! Ne doğru dürüst ulaşım olanakları sağladık ne yerleşim!
Yurt sorunlarını bile çok sonraları anca sağladık!
Ve gitgide “kaliteyi” değil “kantiteyi” gözledik! Üniversiteler için öncelik “öğrenci sayısına sahiplik” üzerine gelişti, yetmediği yerde üniversitelerden taşan o öğrenciler “lokantaların, inşaatların, hatta belediyelerin işçileri de oldular, çalışan geçici memurları da!” ***HEP KAFAMIN BİR KÖŞESİNDEYDİ: Üniversite öğrencileriyle birlikte yaygınlaşan ve önemli bir ticaret metaı haline gelen “uyuşturucu” satış ve kullanımlarının gitgide daha bir yoğunlaştığını, neredeyse KKTC’nin bu “alameti farikası” haline geleceğini yazıp söylemek!
Ki doğrusu öylesi bir “uyuşturucu ortamı cehennemi” olmalı! Ki artık bir ticaret şekli olarak gelişirken, “en kârlı işlerden” sayılmaktadır! ***
ÜNİVERSİTELERLE NE İLGİSİ VARDIR? Tabi ki tenzih ediyorum çünkü olmamalı!
Kaldı ki amacım zaten haddim ve hakkım değildir, üniversitelerimizi “karalama” yada töhmet altına sokmak değil; uyuşturucu maddelerin satış ve kullanımları dolayısıyla “kaçakçılığı” sürekli artarken, artık bir toplumsal felaket haline gelen “olayı” açık seçik deşebilmektir! Çünkü uyuşturucu pazarlamalarında üniversite öğrencileri de kullanılmaktadırlar..
Anti parantez yazayım. Ayni zamanda kaçak işçi olarak da çalıştırılmaktadırlar ki lokantalardan inşaatlara kadar!
***
BAŞA DÖNEYİM: Evet “toplumsal değişimle” kabuğumuzu kırdık.. Kentleştik, üniversiteler ve tabi yanı sıra turistik otellerle de KKTC’yi ayakta tutabilecek hizmet sektörleri yarattık ama hem sorunlu hem de yine o müzmin derdimiz olan “denetimsizlikler” nedeniyle sürekli artan illegal sorunlarıyla birlikte!
Kİ dünkü medya haberlerinde “ekonomik sorunların sağlık sorunlarını tetiklediğine” yönelik açıklamalardan aktarmalar” da vardı..
KOYUN bu haberlerin yanına “uyuşturucuyu” da. Çünkü her iki sorunun da kaynağında “legal yada illegal paraya ulaşmak, sahibi olabilmek” çabalamaları vardır…
Toplumu ve özellikle Öğrenci camiasını bu olumsuz ve illegal olayları yaratan zararlı kaynaklardan uzak tutmak “devletin” asli görevi olmalıdır… *** KISACA TAKILDIĞIM: (KIBRIS SORUNUNUN ADINI BİLE UNUTTUK!) Türkiye ile Yunanistan harıl harıl silahlanıyorlar. Azıcık mola verseler büyük hata yapmışlar gibi ya silah yapımına gidiyorlar yada tank top tüfek uçak füze satın alıyorlar!
Yunanistan bir ülke “liderini” Ankara’da ağırlasa Atina ayağa kalkmakta..
Atina’ya Ortadoğu’dan yada Avrupa ülkelerinden bir devlet adamı gitse Ankara celallenmekte!
Doğu Akdeniz’i de hâlâ paylaşamadılar ki hayret! Yıllardır o denizlerde sondaj gemileri var, sondajlar var, “çıktı çıkacak” denilen doğal gaz ve petrol arayışları var…
Fakat damla ne petrol var çıkan ne de gaz! Buna karşılık dalaşma, karşılıklı tehditler gırla! Ki bir zamanlar yazdıklarıma şimdilerde acı acı gülüyorum:
Nitekim Diyordum ki “neden Doğu Akdeniz’de Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum devletlerinin” de katıLacağı, iş ve güç birliğine dayalı bir federal sistem kurulmasın…”
Ki Artık ülkelerin kendi aralarında, keza Türkiye ve Yunanistan’ın belirli ülkelerle ittifaklar oluşturduğu iş ve güç birliktelikleri kurdukları gerçeklerde, neden Kıbrıs odaklı böylesi bir ittifak Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs’ın Türk Rum iki egemen devleti arasında tesis edilmesin…
NE var ki mümkünü yok! Çünkü Rum-Yunan ikilisi 1974 Barış harekâtının rövanşını alamadı!
Derken bu kez de Maraş gitti ellerinden!Yani Türk tarafının yıllar yılı bu adada kaybetmesine nazire, bir Kuzey’in Türk vatanı olmasına bile tahammül edemiyorlar!
Fakat karşılıklı suçlamalar ve sürekli “savaşacaklarmış” olasılığında silahlanmalar devam ediyor.. ***
ÖYLE DE TUTUN Kİ SAVAŞTILAR: Yunanistan mı oynayacak yerinden Türkiye mi yer değiştirecek?
Yada Kıbrıs’ta Kuzey, Güney’e mi yapıştırılacak?
Veya Doğu Akdeniz’e Yunan bayrağı mı dikilecek?
HAYIRR: Olası bir savaş 24 saat bile sürmeden olup bitecek sonucunda ölenler, bombalarla yıkılan yerler, düşürülen uçaklar, batırılan gemiler olacak ama ne Türkiye ne Yunanistan ne de Kıbrıs’taki “Kuzey” “Güney” gerçeği değişecek..
PEKİ değişmeyecek coğrafyalara ve egemenlik alanlarına karşılık ille de dalaşmanın var mı aklı mantığı?
VALLAHİ bu Yunanistan ve Anastasiadis ile Papaz Hrisostomos’lu Güney için vardır! Yeter ki 1974’ün rövanşını alsınlar! Tabi alabilirlerse!
































