Türk toplumu siyasi sorunun çözüme ilişkin “umutlarına” hiç bu günkü kadar uzak ve yabancı olmadıydı!
Seçimlerden seçimlere koşarken bile soluklandığımız aralarda ne olup olmadığına şöyle bir bakardık..
Şimdilerde “çözümün” hatırını bile sormuyoruz! Ki bu adada siyasi çözüme ulaşmadan ne her yıl bir hükümet yıkıp bir yenisini kurmaktan kurtuluruz ne de çok özlediğimiz istikrara kavuşuruz.. Hatta ve hâlâ yetişmekte olan çocuklarımıza, gençlerimize güvenli gelecekler de vaat edemeyiz! KALDI Kİ: Kıbrıs siyasi sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı tanınmamış devlet oluşun rizikolarını taşırken, bu dünya yuvarlığında bugünkü “varlığımızı” sigorta edebilecek “dost” dediğimiz tek bir ülke de yoktur! (Türkiye’nin dışında tabi…)
Dolayısıyla yarım asır sonra Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’ın siyaset dünyasına Kuzey Kıbrıs Türk toplumunu “egemen devlet” olarak lanse etmesini, çözüm olacaksa “iki egemen devlet esasında” olmalıdır yollarındaki mücadelesini takdir etsek de doğrusu bir gün çözümün mihenk taşına nasıl vuracağını hâlâ bilemiyoruz..
***
“BİLMEK” MÜMKÜN OLABİLİRDİ AMA: Eğer Kuzey’de nesillerden nesillere doğalı beridir hasretini çektiğimiz “ekonomik istikrarın” ucunu olsun yakalayabilseydik!”
(İTİRAF edelim ama: Eğer pandemi vurmasıydı turizm sektörü ile üniversiteler gelişimlerinde belirli bir ekonomik ivmeyi harekete yakalabilirdik.. Hatta bugün bile umut vardır diyelim.) *** VE EĞER pandeminin şerrine uğramasaydık KKTC’nin Batısındaki çileğiyle narenciyesini, Doğusunun tütünü ile patatesini, Mesarya’nın arpası ile Buğdayını… Sadece ihraç etmekle kalmaz sanayileşmenin de öncü ürünleri yapardık.. Hayvancılığı dolayısıyla süt ve süt ürünlerini alameti farikamız haline getirebilirdik.. ***
DENECEK Kİ: “Çetinel deli oldu!” Millet yeni hükümeti dolayısıyla seçimleri ve bilhassa “karma oylar kaldırılsın mı kalsın mı” tartışmaları yapıyor sen de kalkmış; yarım asır öncesi tümünün de devreye sokulup sektörel hale getirilen ürünlerden bahsediyorsun!..”
KALKMIŞ henüz göreve bile başlamayan geçici bir hükümete ve az zaman sonra gerçekleşecek erken seçime karşılık “üretimden, sanayiden, turizmden, üniversitelerden… Ve bunların KKTC ekonomisini ayağa kaldırabilecek sektörler olmalarından söz ediyorsun! ***
İNANMAYACAKSINIZ! Fakat doğrudur: Bu adada elli altmış yıl önce ben, bu yazdıklarımın benzeri lafları işiterek büyüdüydüm.. Sonraları hatta “işte bugünkü gibi yazarak!”
Kİ dikkatinizi çekerim: Bu adada Rumlar Türkleri ne EOKA ne Yunanistan ne de silahları topları ile fiskelik korkutamadılar yıldıramadılardı..
Fakat “ekonomik üstünlükleriyle” yıllar yılı Türk toplumunu kendilerine muhtaç duruma soktulardı.. Bununla da yetinmediler mallarını mülkleri de satın alarak Türk halkını ekip biçemeyecekleri toprak fukarası haline getirdiler!..
Rum Türkün yanında hiç ırgat olmadı… Ama adanın asıl sahibi olan Türk oldu! Öylesi açmaza düşürdülerdi!
***
İKİ GÜNDÜR “ekonomi” diyorum. Bunun bir nedeni de Maraş’ın bir mahallesinin açılmasıdır.. Şimdi o mahallenin hemen başlangıcında bir yurttaş, iki ayrı bloktan oluşacak apartmanlar inşa ediyor..
Henüz hangi amaçla inşa edildiklerini bilmiyorum ama söylentiler “lojmanlardan” oluşacağıdır.. Belli ki turizme yönelik bir tesis amaçlanmış. Zaten Palm Beach otelin yamacında.. Tutun ki önümüzdeki yaz mevsiminde adı hâlâ “Develimanı” olarak anılan Maraş’taki sahilin plajlarında, o kiralanacak olan lojmanlar nedeniyle yoğunluğunca yerli ve yabancı turistler göreceğiz.
Tutun ki KKTC yeni bir sahil bölgesi kilometrelerce uzanan yeni plajlar kazanıyor.
***
Sn: TATAR OLAYIN FARKINDA: Nitekim geçtiğimiz günlerde Maraş’ta açılan “mahalleyi” işaretle, “KKTC’nin turizme büyük katkısı olan yeni bir alana sahip olduğunu söyledi. Dolayısıyla gelir kaynağına. Nitekim geçen Pazar günü futbol sahasının yanındaki “giriş kapısı” önünde yüzlercesiyle park edilmiş arabalar furyası içinden zar zor geçerken, o binlercesiyle ifade edilecek insan kalabalıklarının nasıl akın akın açılan mahalleyi görmek için Maraş’a aktıklarını bir kez daha gördüm…
***
ŞİMDİ SORMAK GEREĞİNİ DUYUYORUM AMA: Yıllar yılı Maraş bizim değildir dediğimce dediğime halâ dönüp tükürecek değilim..
Bir mahallesinin açmak kimseye mülkiyet hakkı vermez. Sadece “kullanılır..”
“Hayır Maraş bizimdir ve zaten bugün açılan mahalle Evkaf mallarının en yoğun olduğu yerdir” denir ve resmen mülkiyet hakkı yaratırsak; bundan sonrası müzakere safhasında hangi “kozları” masaya süreceğimizi de düşünmek zorundayız..
Y/OK eğer deniyorsa artık Kıbrıs’ta “müzakerelerden söz etmek mümkün değildir. Olan oldu torba doldu taraflar kazanımları ve kaybettikleriyle talihlerine küsmelidirler…”
VAR mı Ankara’nın böyle rastgele bir politikası?
Yok! Benim için dert değil.. Fakat her bedelin bir diyeti vardır.. Bakın hatırlatayım:
***
1974’de Cenevre’de Kıbrıs’la ilgili görüşmeler devam ederken tıkandığı yerde 2. Barış Harekâtı başlar.
İngiltere’nin Başbakan’ı Gallaghan hiç beklenmedik bu harekât karşısında Turan Güneş’e döner ve şöyle der: “Bugün Kıbrıs ordunuzun esiridir. Ancak yarın ordunuz adanın esiri olacaktır…”
ARADAN yarım geçti. Sorun hâlâ devam ediyor. Ve hâlâ müzakerelerden bir sonuç çıkmıyor. Ve hâlâ adada Türklerle Rumlar, Türkiye ile Yunanistan arasında bir çatışma olasılığı vardır.. Ve gerçekten “siyasi sorunun esiri durumuna getirildik!”
































