Dünkü yazımda “gelip giden hükümetler yanı sıra istifa eden Saner hükümetinden söz ederken, artık medyanın manşetlerine taşındığınca yakınmaların arttığından söz etmiştim.. Tabi yakınma duygularımla!
Çünkü Kıbrıs Türk halkına ne her yıl “eskisi” giderken “yenisinin” geldiği hükümet değişiklikleri gereklidir dolayısıyla ne de zırt pırt genel seçimler! NE Var Kİ yapılan açıklamalardan öğreniyoruz bugüne kadar dendiğince 45 yılda 35 siyasi parti kurulur ve seçimlerde yarışırken, 1976’dan beridir 2’si ara seçim olmak üzere seçmen 14 kez sandığa gitmek zorunda bırakıldı…
***
SİYASİ ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN ETKİSİ: Öteden beridir olanca yapısal kusurlarımızı siyasi çözümsüzlük bahanesine sarıyoruz.
Aklın mantığın kabul edeceği yere kadar doğrudur.. Tanınmamış dolayısıyla bir dünya devleti olamamış toplumun, 47 yıl gibi çok uzun bir süre siyasi çözümsüzlüğe mahkum varlık savaşımı vermek zorunda kalması, her halde dünya siyasi literatürüne kaydı yapılacak misaldir!
Peki ama bugüne kadar bu “makûs” talihi değiştirmek için anavatan-yavruvatan olarak ne yapıldı? İşte sorunun cevabı:
***
ANAVATAN VERDİ YAVRUSU YEDİ! Yani 1974’e kadar geliveren sosyoekonomik gerçeklerde varlığını idame ettirmek için toplumsal seferberliklerle çareler üreten Kıbrıs Türk halkı; sonrası yıllarda “bizden bu kadar, varsın bundan sonrasını Ankara düşünsün” diyecek bir atalete kapıldı!
İşte şimdilerde olumsuz tepkilerimizde büyüyen, “45 yılda 35 siyasi parti kurduk, şu kadar seçim yaptık” deyişlerimizle kınadığımız kısır ve boşa geçen zamanlarımız var ya! Hepsi de “besleme toplum” durumuna düşmemizden kaynaklıdır!
***
SON HÜKÜMET İSPATIDIR: Öncesinde toplum olarak nasıl parça körçe olduğumuzun ispatında “dört siyasi parti” ile anca bir koalisyon hükümeti kurabildikti ki planlayıp programladığı bütün icraatları, görevden giderken sabun köpüğü gibi söndülerdi!
TABİ öncekilere kıyasla Saner Hükümetinden büyük icraatlar yada KKTC de ses soluk getirecek “reformist” kararlar beklemiyorduk.
Nitekim tek başarısı Ankara ile uyumlu çalışması ve pandemiye karşı yürüttüğü mücadelesi oldu. ***
ŞİMDİ gene ve on ay sonra “anası tanası, yenisi yavrusu” olanca siyasi partiler bir hükümet oluşturmak için seferber olacaklar.
Aslında siyasi parti kodamanları böylesi pazarlıklı kulisli hareketlenmeleri de çok severler.. Hele de bir siyasi partiye muhtaç duruma gelindikte ne keyflerinden geçilir ne tadından! O niyazlar pazarlıklar nedenleriyle! Sanırsınız her biri satrancın şahlarıdırlar!
NE var ki Kıbrıs Türk halkının “Allah kendilerine kolaylık versin” demekten başka bir ötesi temennisi olamaz! Ki onca koşuşturmasına, dünya kazan kendileri kepçe olmalarına karşın Sn. Tatar bile bu topluma heyecan katamadı. Hatta kapalı Maraş’ı çatır çatır açmasına karşın. Hadi, madem ki lafını ettik bari hatırını soralım:
***
KISACA TAKILDIĞIM: (MARAŞ’TA YENİ AÇILAN MAHALLE!)
Öteden beridir Pazar günlerini sevmiyorum. Pazar gün oldu mu Mağusa’ya bir ölümcül ıssızlık çöker! Eğer kendinizi şöyle Boğaz’a uzanan yola atmaz, Mağusa’dan İskele’ye, oradan sonrasındaki köylere uzanırken lokantaların önlerinde dizi dizi dizilmiş arabaları da görmeseniz, hayatın durduğunu zannedersiniz..
Oysa öyle değil: O “lokantalar” dediğim yerlerde bırakın boş masa bulmak sandalye bile bulamazsınız oturacak! Millet yemede içmede kısaca… ***
YENİ AÇILAN BÖLGE: Şimdi Maraş’ta bir mahalle daha açıldı. Yerini belirtmem gerekirse Mağusa Belediyesine yakın güzergâhta. Sosyal Sigortalar binasının hemen yamacında.. Eskiden Maraş’ın da en eski ve ilk oteli olan Savoy Otel’in köşesinden kıvrılarak Pertev Paşa Türbesine ve Maraş bandabuliyasına giden yol.. İreon ve Hacahambi sinemalarının da bulunduğu mahalle..
Çocukluğumdan gençlik yıllarıma kadar bu yollarda, mahallelerde dolandımdı..
***
HEMEN YAZAYIM: Bu yeni açılan semt eskiden açılan gibi olduğunca Evkaf malıdır. Savoy oteli dediğim yerin köşesinden kıvrılıp Pertev Paşa Türbesine doğru indikten sonra Bandabuliyanın hemen karşısındaki yol da Demokratia caddesi. Yani şimdilerde açılan bölge..
YENİ açılan bu bölge eskisi ile birleştirilerek bu kez Maraş’ta büyük bir yerleşim yeri KKTC’nin yönetimine geçmiş oldu.. *** ŞİMDİ bu yeni tasarrufa “kazanım” diyebilir miyiz? Yoksa çözüm için koz olarak mı kullanılacak?
Yoksa yeni iskâna açılan söz konusu yerin Evkaf Malı olması dolayısıyla, olası çözüm pazarlığında “Türk toplumunun mülkü” olarak mı masaya konacak.. ŞU anda bunlara cevap veremeyiz. Fakat anladığımız “evkaf malı” olan yerlerin parça parça açılmakta olduğudur.. Rum tarafına gelince: ***
HÂLÂ gevezelik yapan çözüme yanaşmayan Rum tarafı şimdi de sırtını büyük ülkelere dayadığının lafazanlığını yaparken elindekileri de yitirmekte olduğunun ne kadar farkındadır bilmiyorum ama galiba Maraş da gitti gider sonunda yerine kına yakacak!
***
MESELA Özker Yaşın.. Öteki nam’ı adıyla “Terzioğlu” bakın 1970’ler “Topluma gazel” şiirinde ne diyor:
“GÖRÜŞMELERDEN sonuç sıfıra sıfır demek.. YA senin kaderindir ey toplumum beklemek.
İsmet Paşa atanmış inanıp bay Jhnson’a
Ne yazık bunun için atmamış Rum’a kötek!
Neticede kabaklar başımıza patladı.
Yıllardır yaptığımız dertlere dert dert eklemek.
Denktaş’la Klerides ne konuşurlar bilmem
Elbet güzel oluyor buluşup kebap yemek.
Şu tazminat işini bir sıraya koymadan
Doğru mu göçmenlere geriye dönün demek.
Rumlar koşar adımla geliyor hedefine
Biz hedefsiz kalmışız işimiz emeklemek…
***
ARADAN yarım asır geçti. Var mı bir değişiklik?
































