Ailesinde, sağ bir partiden milletvekilliği yapmış bir akrabası olan ve yıllar öncesine dayanan tanışıklığımız boyunca da her sohbet etiğimizde milliyetçi görüşleri dile getiren tanıdık iş insanıyla, deniz kenarındaki bohem bir restoranda karşılaştık hafta sonu.
Hasret gidermenin ötesinde uzunca sohbetimiz oldu.
Karşımdakinin iş insanı olması hasebiyle özel sektörün yaşadığı ekonomik sorunları konuşacağız şeklindeki önyargımın aksine çok farklı ve bir o kadar da şaşırtıcı tespitlerde bulundu:
Beni hayrete düşüren “sürekli vatandaş yapıyorlar, niye sorgulamıyorsunuz” diye üst perdeden yaptığı giriş sonrası “bir ülkeye bu kadar nüfus yığma hem insanlık suçudur hem de gizli hedeflerin olduğunu gösterir” dedi ve benim hayretim daha da arttı.
Doğrusu, ondan böylesi bir çıkış beklemiyordum.
Üstelik kullandığı cümlelerin devamı da kendisi açısından tehlikeli olabilecek mecralara doğru gidebilirdi.
Bunu kendisine söyledim.
Çekinmeden cevap verdi: “Evet gizli hedef işgal ve ilhaktır…”
***
Eskiden solcu ve yurtsever insanların bu gibi konularla ilgilendiklerini görürdük.
Son dönemde, tanıdığım çok sayıda milliyetçi insanın da ilgilendiğine tanık oluyorum.
Hatta, aralarında TMT’de üst düzeyde görev almış, elde silah savaşmış olanlar da var.
Onların iyi eğitim almış ve KKTC sonrası doğmuş çocukları / torunları çoktan bu tespitleri yapmışlardı da babaların / dedelerin bu noktaya geleceğini doğrusu beklemiyordum.
Bu yazının konusu, tanıdığım iş insanı üzerinden ülkedeki nüfus sorunu veya diğer ciddi sorunlarla ilgili görüşlerimi dile getirmek değildir.
Bunları elbette konuşuruz, yazarız da tanıdığımın “niye sorgulamıyorsunuz” şeklindeki tepkisinin aslında ekonomik / sosyolojik / etnik kökenli bir değişim yaşadığımızı anlatıyor bence.
Ve bunun üzerinde durmakta fayda vardır.
“20 Temmuz 1974’te, Anavatan tarafından Rum mezaliminden kurtarılanlar” aradan geçen 47 yıllık süreçte “azınlığa düşürüldük, yok oluyoruz, amaç bizi kurtarmak değil burayı ilhak etmektir” noktasına gelmişlerse, bu ülkeyle ilgili gailesi olan herkesin durup düşünmesi gerekir.
Seçimlere müdahale ederek seçtirdiklerini ve zorla Kıbrıs Türkünün başına atadıklarının “anavatan / yavru vatan” edebiyatı Kıbrıs Türkünü hızla başka taraflara yöneltmektedir.
Ve artık kendilerini Rum’a karşı elde silah savaşıp da özgürlüğe kavuştuğunu düşünenler, sonrasında adına KKTC denilen bu sistemin kurucu öğesi sayanlar da “o tarafa” yönelmektedirler.
Gözünü, seçim kazanma hırsı bürüyenlerin ve bu amaçla Kuzey Kıbrıs’ı tarumar edenlerin yol açtığı bu sonuç önümüzdeki döneme damgasını vuracak niteliktedir…
































