Siz Başbakan’a bakmayın, onun derdi seçim kazanmak. Hem zorlu bir kurultay var önünde, hem de seçimin ayak sesleri…
Bırakın iki senedir başımıza gelenleri, son birkaç günde yaşananlara bakın, bakalım onun dediği gibi başarılı, mutlu, mesut, refah içinde misiniz; yoksa, ‘nedir bunlar, ben neredeyim, burası neresi’ mi demektesiniz…
Daha ne olsun, koskoca Başbakan, ülkenin yöneticisi, kendi meslek örgütünden ihraç edilmek üzere. Mimar Mühendisler Odası imza topluyor. Toplum vicdanının reddettiği külliyenin yapımını dayatmak amacıyla, ithal mimar getirip, vatandaşlık verdiği için. Bulunduğu mevkiyi kullanarak, hem toplumuna, hem kendi mesleğine hakaret ettiği için. Mesleklerinin haysiyetini bozmaya/yok etmeye yönelik davranış sergileme, üye hak ve ödevlerini bilerek ihlal etme ve üyeler arasındaki dayanışmayı engellemeye yönelik faaliyette bulunma gerekçesiyle KTMMOB Yasası’na aykırı hareket etmekle suçlanıyor…
Gördünüz, duydunuz mu böyle bir şey daha önce? Hiç oldu mu? Olacağı aklınıza gelir miydi?
Ya Asya bebek olayı. Güney Kıbrıs’ın her türlü tedavisini üstlenmesi, İstanbul’a ambulans uçak göndererek, Kıbrıs’a getirip, tedaviye başlaması… Üzmedi mi sizi bu durum? Ne kadar çaresiz, ne kadar başsızız. “Kamu sağlığı” görevini yapmayan bir yönetimin, kendi insanını, günde beş defa sövdükleri bir ülkeye muhtaç etmeleri? Bebek için, ailesi için sevindik, ama hepimiz adına üzüldük, utandık, yerin dibine girdik…
Ya Meclis’e bilgi verilmeden sunulan öneriler? Tatar sonunda itiraf etti, “BM bizi tanımaz” dedi. Bile bile neden hala “iki ayrı devlet” dediğini söylemedi ama. Gerçekçi olmadığı halde neden bu yola girdiğini izah edemedi, edemez de, varlık sebebine aykırıdır…
Ara seçim güme gitti. Meşhur kurultaylarını hele bir yapsınlar, seçimi normal zamanda yapmanın planı içindeler. Ne oldu? Anayasa takır takır çiğnendi. Kontrol mekanizması nerede? Haydi bekleyelim bakalım şu kurultayı kafa göz yarmadan bitirsinler, bakarız. Belki Anayasa Mahkemesi de o zaman “durun bakalım” der. Hem bakalım Meclis açılabilecek mi? Daha büyük rezalet var kapıda. İstenmeyen, kendi içinde parça körce bu yapı, Meclis’i açabilecek mi?
Elektrik, akaryakıt konusu artık mide bulandırdı. Okumak dahi istemiyor insan. Zehirlendiğimize mi yanalım, kalitesiz yakıt getirip, yakıp bitirdikten sonra tahlil yapıp, bir de kafa tutmalarına mı, devlete verilen neredeyse bir milyar liralık zarara mı, içindeki alengirli işlere mi, yediğimiz küfürlere mi?
İade edilen aşılar. Başka bir utanç konusu. Hiç siz aşı iade eden ülke duydunuz mu? Biz ediyoruz. Hem de 50 bin doz. Rumlar şimdi o aşıları acilen Mısır’a gönderiyormuş. Bizde aşı? Yarıyı bulduysak ne ala… Zorlamıyor bile. Aşı karşıtı baskı unsurlarını mı küstürsünler şimdi seçim üstü…
E-devleti başkasına devretmiş bir devlet, daha nereden bahsediyorsunuz. Sağlık, eğitim asli görevler, özele devredilmiş, devlet okullarıyla hastaneleri Allah’a emanet. Döviz, yine birilerinin müdahalesiyle aldı başını gider, zaten bir yılda yüzde 40 fakirleşmiş insanlar, pahalılıkla boğuşur, piyasa otorite yokluğundan rekabet ortamından çıkmış, köpeksiz köye dönmüş. 12 liraya domates bulursan sevin…
Uyuşturucusu, kara parası, insan kaçakçılığı, normal meslek haline gelmiş, memleketi esir almış, kimin umurunda. Her gün birkaç dayak haberi, her gün birkaç hırsızlık… Kaçağı, kayıt dışısı, vergi kaçakçısı…
Ama olan şeyler de var, bol tarafından. Partizanlık var, popülizm var, kıyak var, adamcılık var, var oğlu var…
Olmayanlarla olanları yan yana koyun. İkincisi sizi memnun ediyorsa, Cumhurbaşkanından kabinesine bu yolda devam etsinler. Destekleyin onları. Yok değilse, aklınıza mukayyet olun. Elinizde bir oy kozu var ki, hepsini alt üst etmeye yeter…
YERİN KULAĞI VAR
TANINMADAN ERKEN VAZGEÇTİ:
KKTC’nin BM’den tam bir tanıma almayı beklemediğini söyleyen Ersin Tatar, “Durum henüz o noktada değil, “Yarın tanınma beklemiyorum, bu gerçekçi değil. Keşke bizi tanısalar, çünkü biz tam teşekküllü bir devletiz” demiş. Şaşırdık mı, hayır…Demek ki “dünya bizi tanısın” derken, “KKTC’nin tanınması için seferberliğe çıkılacağını” söylerken de doğru söylemiyordu. Daha bekleyin bakalım, yarın en büyük federasyon savunucusu olursa kimse şaşırmayacak…
SAKIN AĞZINIZI AÇMAYIN:
Bizim hükümet SMA hastası olan ve tedavisi için 2.5 milyon dolara ihtiyacı olan Asya bebek için 10 bin (yazı ile on bin TL) katkı yaparken, Rum Sağlık Bakanlığı Asya bebeğin tüm masraflarını üstlenerek, özel ambulans uçakla Güney Kıbrıs’a getirdi. Hani KKTC forever, iki ayrı devlet naraları atanlar neredesiniz? Şimdi güney bu davranışını politika malzemesi yaparsa sakın ha, ağzınızı açmaya kalmayın. Devlet nasıl olunur gördük. Daha önce aşı konusunda da, AB’nin greenpass’ında da görmüştük. Bu işler New York’ta egemenlik cakası satmaya benzemez. Yüzünüz varsa utanmalısınız…
AL BİR UTANÇ VESİLESİ DAHA:
UKÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Nadiri yalvarıyor; “Vermeyin o aşıları, bize verin, öğrencilerimize biz yaparız”… Ne diyeyim bilemiyorum ki? Sadece o değil, diğer üniversiteler de yapabilirdi. Sonuçta ortaya çıkan devletin sağlık sisteminin yönetilmediğidir, başka bir şey değil. “Aşı yapamıyorum, varsın iade edeyim, kurtulayım”. Sen bu kadar öğrenci getiriyorsun, aşılarını da yapacağım diyorsun, yapsana Astra Zeneca’ları, neden? Niçin?
BU DA UZAKTAN VEKİLLİK:
İki yıldır yurt dışında yaşayan ancak maaşını tıkır tıkır alan UBP’nin eski Genel Başkanı Özgürgün’ü ziyaret için siyasiler adeta sıraya girdi. Siyasi rant karşılığı neler vaat ettiklerini bilemeyiz. Salgın nedeniyle hayata geçirilen, “uzaktan eğitim, uzaktan çalışma” gibi Özgürgün’e de “uzaktan vekillik yapma” kararı alırlarsa kimse şaşırmasın. Diğer icraatlarından bir farkı yok, onlar da akıl dışı zaten.
O ZAMANLAR BİZ DE YOKTUK:
Türkiye Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, “2002’de KKTC’de hiç yurt yoktu, 5 yeni yurt yaptık” demiş. Yahu insan bir açıklama yaparken zahmet edip biraz araştırır. Ama yok, nasılsa her söylediğine inanan milyonlar var. Ha, “Benim Kurumumun yurdu yoktu” dese, olacak, ama öyle demiyor. Algı oluşturacak. Yahu sizin göreviniz, Kıbrıs Türkünün Türkiye insanı ile arasının daha da açılması mıdır? Görev tanımınız bu mudur? Yettiniz ha! Yarın çıkıp da, “2002’den önce Kıbrıs’ta Türk diye bir toplum yoktu, biz yarattık” derse kimse şaşırmayacak…
NİYE YAPTIRSINLAR Kİ:
Güney Kıbrıs’ta insanlar 3. Doz aşı olmaya sıcak bakmamış. Niye baksınlar ki? Onlar bizim gibi dünyanın metazori tanımak zorunda kaldığı dandik sinovac’dan yaptırmadılar ki? Ta başından etkisi kanıtlanmış, kabul edilmiş aşılardan oldular. Yaptırsalar yaptırsalar, oldukları aşının etki süresi geçtikten sonra yaptırırlar. Karşılaştırmayın bile, komik oluyor.
































