“Afganistan” başlıklı haberler artık siyaset dünyasının manşetlerine oturmuşluklarıyla tartışılıyor..
Hayır! Taliban karşısında hezimete uğrayan Afgan ordusu nedeniyle değil..
Talibana direniş göstermeyen Afgan halkı nedeniyle de değil..
AMERİKA tarafından yıllardır cicim bicim yetiştirilen her türlü ateşli silahlar ve askeri araç gereçlerle teçhiz edilen Afgan askerlerinin tek kurşun atmadan ülkeyi Taliban’a terk etmesi olayıdır konuşulup tartışılan..
Olmadığı görülüp anlaşılan “vatan sevgisidir!”
Ki ABD Cumhurbaşkanı dayanamadığı yerde feryat gibi tepkilerini ortaya koyarken, “savaşmadınız” diyor. “Savaşmanız gerekirdi” diyor. “Taliban’a tek kurşun atmadan teslim oldunuz” diyor… İsyan ediyor!
***
ADAM HAKLI.. Yıllar yılı Amerika’nın himayesinde her türlü olanaklarla yetiştirilen Afgan ordusu bir günde kendini “Taliban”a teslim etti!
Parmağını bile oynatmadı..
Üstelik batan gemiyi önce fareler terk eder gerçeğinde binlerce milyonlarcasıyla Afgan göç yollarına düştü.. Cumhurbaşkanından ötesi tüm devlet ricaline kadar kim varsa ülkeyi terk etti!
***
OLAY ÇARESİZLİK DEĞİLDİR! Çok uzağa gitmeden yazayım. Kıbrıs Türk halkının da Rum’a karşı savaşacağı silahı da yoktu.
Demirci örslerinde dövdüğü çubukları uzun saplı şişler haline getiriyor, silah diye kullanıyordu.. Gençler Türk yerlerşim yerlerine saldıran Rumlara kuş lastiğiyle taş atılıyorlardı.. Gün yirmi dört saat mevzilerde nöbet tutuyor, kuş uçurtmuyorlardı..
Yediden yetmişse “mücahittiler..” Ama öyle din iman yolunda değil.. Vatan savunmasında.. Çoluk çocuklarının gelecekleri sağlık afiyetleri uğruna..
Yıllar yılı Rum Eoka’cılarıyla, milis güçleriyle savaştılar.
***
HAYIR “MİLLİYETÇİLİK” NEDENİYLE DEĞİL: “Vatanseverlik” nedeniyle.. İnsan vatanını sever.. Vatan milletin anasıdır.. Tek karış toprağı bile feda edilemeyecek kadar…
KIBRIS Türk halkı Rum saldırganlarıyla vatanı için, toprağı için savaştı..
Afganlar bunu yapamadı, yapmadı çünkü “vatan sevgisi nedir hiç öğrenmedilerdi..” Dolayısıyla daha ilk saldırıda darma duman oldular.. Kaçtılar, kaçtılar!
Bir avuç Kıbrıs Türk halkı kadar bile direnemeden! ***
YİNE TARTIŞMA KONUSUDUR: Aslında yukarıdaki serzenişlerimle anlatımlarımı son zamanlarda özellikle sosyal medyada dalgalandırıp çalkalandırdıkları şu “milliyetçilikle vatanseverlik” mefhumlarına açıklık getirmek için yazdım. Konu yeni değildir: Nitekim: ***
ÖTEDEN beridir tartışmayı başlatıp her devrede gündeme sokan CTP oldu..
Genç üniversiteli öğrenciler gerek Türkiye’de gerek Kıbrıs’ta o yıllarda fırtına gibi esen “Marksist Leninist” akımların rüzgârlarında savrulurlarken aslında yeni bir insan kardeşliğine dayanan yeni bir dünya yaratma hayalindeydiler! Fakat yürüdükleri o yollarda karşılarına aşmaları gereken iki sorun çıktıydı: “Milliyetçilik mi vatanseverlik mi?”
Yoksa mülkiyet hakkına dayanan topraklara sahiplikte “kollektif yaşam komünlerinde” insan kardeşliğiyle sağlanan barışçı ortamlarda yeni bir dünya yaratmak mıydı?
İmtiyazsız sınıfsız “insan toplulukları” olgularında…
***
UZUN yıllar ellerimizden Lenin’in Marks’ın kitapları düşmedi. Her birimiz birer vatansever aslan olduk!
Adanın siyasi koşullarına adapte ettiğimizce, “Türk Rum yoktur Kıbrıslı vardır…” “Bu adanın yerlisi ve toprak sahipleri olan insanları vardır…” Dedikti..
Bu nedenle siyasi çözüm de “insan kardeşliğine dayanan barışçı çözüm olmalıdır” yargısı, tüm ötesi “milliyetçilik duygularının” üstünü çizerek yeni bir siyaset akımının tohumunu saçtıydı… Fakat olmadı gerçekleşmedi! ***
OLMADIĞINI ANLATMAYA GEREK VAR MI? Canınızı sıkmak pahasına anlatayım.
Tango iki kişiyle oynanır. Fakat bu adadaki tarihi süreç içinde “megali idea” saplantısında tüm adanın mutlak sahibi olduğunu sanan Rum liderliği ile kilisesini aşmak mümkün olmadı! Dünyanın en kalın kafalı en bağnaz ve yobaz papazı olan Makarios’u aşmak da mümkün olmadı!
RUM halkı olduğunca “Kıbrıs adasına” talip oldu. Hâlâ da taliptirler tüm geleceğe yönelik siyasi plan ve mücadeleleri bu amaç üzerine oturtulmuştur..
Bu nedenle ne Kıbrıs Cumhuriyeti süreklilik buldu bu adada ne Annan planı kabul gördü ne sonrası türlü çeşitli çözüm planları tuttu..
Rum liderliği, halkı her zaman Kıbrıs’ın bütününe talip oldu.. Bugün de durum aynidir!
***
BAŞA DÖNÜYORUM: Hiçbir devrede Rum’un tüm adaya egemen olabileceği kapıları açmasına izin vermedik.. Savaştık! Direndik’
İşte Afgan askeri halkı bunu yapmadı! Amerika’nın yıllarca dünya kadar mali desteğine, oluşturduğu ordularına karşın daha Taliban’ın ilk kurşununda göç yollarına düşerek ülkeyi terk etti!
Şimdi gene gözleri belki himmette bulunur düşüncesiyle Amerika’da!
***
VATAN MEFHUMUNA GELİYORUM. Vakti zamanında Serdar Denktaş ile çok tartıştıktı.
“Milliyetçilik” mi “Vatanseverlik mi?
Kıbrıs Türk milliyetçiliğinden söz ediyordu.. Bense “önce vatanseverlik” diyordum..
Ki hâlâ “insan vatanını sever” diyorum.. Bu ulvi bir aidiyet duygusudur.. Toprağını bağlarını bahçelerini, sularını denizlerini, dağlarını taşlarını…
Ekip biçtiği, rızkını çıkardığı topraklarını…
Kİ Vatan olmadan, doğurduğu halde sağılmadan, insanına vermeden, yaşatmadan, nesiller boyu nesillere analık babalık yapmadan…
Vatan olmaz?
Vatan önce topraktır.. O toprakların sahipleri kimlerse vatan onlarındır… ***
KISACA TAKILDIĞIM: (BİTMEYEN ŞİKELER!)
Saner Koalisyon hükümeti iktidara gelirken çoğunluğunca gençlerden oluşan kabineye ümitle baktımdı.. FAKAT bu hükümetin bir “kadro hareketi” olmadığını, sonuçta tecrübesiz ama “politika kulvarlarında koşarlarken henüz “kaşarlanmamış” olmadıklarından dolayısıyla halkla ilişkilerinde samimiyetle davranacaklarına inanıyordum…
(OYSA bize gerçekten de kadro hareketi gerekir.. Çünkü “kadrolaşmak” bir ulusal mefkûrenin sonucudur. Öylesi siyasi yapılanmalarda alavere dalavereye dayalı politik kaygılarla değil; artık söylenip yazılması bile ayıp ve eşeklik sayılan “hakçasına haktan yana “kararlılıklarla” hareket edilecek kadro hareketleri..
***
OYSA bilip anlamam gerekirdi: “Yok birbirimizden farkımız, Kimimiz ciğercinin kedisi kimisi sokak kedisi” oldukta bu ülkede “yönetenleri yönetilenler” idare eder!”
Tutun ki özellikle Mağusalı oluşunun ayrıcalığında nitelendirip yıllar sonra nihayet bir Başbakan çıkardık dediğim Saner ve Hükümeti de kısa sürede aslına rücu eyledi!
Sorunların altında kaldı! Kıbrıs Türk insanına değil, sadece Ankara’ya güvenmenin sükûtu hayaline uğradı!
İlk günler iyiydi hoştu derken o iyilik ve hoşluk gitti yerine koflukla boşluk geldi! ***
SON olaya bu düşünce prespektifinden ibretle baktım:
Kokusu çok öncelerden çıktıydı. Eğer gerçekleşirse çevrecilerden ilgili meslek gruplarına, şirketin rakiplerine yada “neden bu kelepiri kaçırdılar diyerek hayıflananlara” kadar tabi ki insanlar ayağa dikeleceklerdi.. ***
NİTEKİM Sözünü ettiğim olay artık manşetlerde salınırken Girne’deki bir Yapı Koop. nın halkın mesire yeri belki yeşil alanı olacak bir “yerde” tüm tepkilere ve kınamalara karşın inşaata devam etmek istemesinden patladı!
VE çevreciler medya tepkiler gösterdiklerinde; hükümet anında harekete geçerek Bakanlar Kurulu kararı ile “inşaatı” tüm projeleriyle birlikte “iptal” etti! ***
PEKİ şimdi soralım: Eğer çevreciler tepki göstermeseler.. Medya konuyla ilgilenmese.. Söz konusu inşaat gerçekleşecek değil miydi?
“Büyük yanlış ve gasp” olarak nitelendirilirken “çevre katliamı” olarak ifade edilen bu inşaat gerçekleşecek değil miydi?
O zaman şöyle mi diyelim? İlgili şirket söz konusu alanda inşaat için hükümetten onay alırken, yetkililer şöyle mi dedilerdi: “Siz inşaata devam edin, eğer tepkiler yoğunlaşırsa ruhsatı iptal ederiz!”
ŞAYET o tepkiler söz konusu olmasaydı demek ki söz konusu şirket inşaatına devam edecekti!
***
YILLARDIR Hükümetlerin, dolayısıyla devletin insanların aklına mantığına düşürdüğü bu “alavereli dalavereli işlerden ne zaman vazgeçeceğini bekliyoruz! Oysa bitti dediğimiz yerde beteri başlıyor!
































