Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÖNCE ÖZELEŞTİRİMİZİ YAPALIM: (İŞTE BİZ!)

“Hele okullar açılsın siz o zaman görün cümbüşü” dediğimiz yerde eğer bir ülkenin adaletini temsil eden Başsavcılığının çığlık çığlığa “artık biz Polis Hizmetleri Komisyonunun gerçekleştirdiği terfi sınavlarıyla ilgili açılan davalarda  Polisi temsil etmeyeceğiz” diyorsa…

Biline ki bu memleketin çoktan dingili koptu!

Uygulanamayan adalet, adalet değildir zaten!                                                                       Nitekim  artık KKTC’e nelerin uygulanmadığıyla değil, nelerin uygulanmakta olduğuna bakar olduk!  O kadar azlar!

***

MESELA “bu ülkede neden hükümetler vardır” hatta “neden hükümet olabilmek için zırt pırt seçimler yapılmaktadır” diye sormak gereğini duyduğunuzda “iktidar olma arzusuna” toslarsınız.

İsteğe takılan kulpu ise “vatana millete hizmettir!”

O kadar çok hevesli var ki bazen kuyrukta sıralarının gelmesini beklerlerken bir yıl bile dolmadan  birbirlerine görev teslimi yaparlar!

Ki şimdilerde sıra “Ersan Saner’in azınlıktaki Koalisyon  hükümetinde.. İktidarını kime ne zaman nasıl devredeceğinin sancılanmaları başladı bile!

***                                                Kİ DEVLETİN kendinden sorumlu olması gereken kurumu  Kıb-Tek yüzde 30 oranında zam yapacağını açıkladığında, hükümet haberi  yurttaşları gibi  medyadan  öğrendiydi!                                                              “Ama çok değil mi” dedikten sonra  da “zam olacak ama her halde yüzde 30 değil” açıklamasıyla sadece sorunlara ne kadar vakıf olduğunu değil ne kadar dirayetli olduğunu da ispat etti!

***

MADALYONU ÇEVİRİYORUM: Çünkü öteki yüzünde “ayranı yok içmeye at ile gider bilmem neye” denecek kadar çelişkiler furyasında sallan yuvarlan olan “halk” da vardır..

Nüfusu yarım milyon bile olmadığından “cemaat” esamesinde sayılır ama kendine “toplum” diyerek zevahiri kurtarıverir..

Ki bu topluma 47 yıldır ne Türkiye’deki bizimle ilgili yetkili ve sorumlu siyasi ve bürokrat görevlileri beğendirebildiler ne de TC’deki hükümetleri..

O kadar ki şu anda  “iyi ki TC’den su geldi de onca sorun arasında bir de susuz kalmadık”  şükrünü   dua gibi seslendirirken unutmadık ama:

BU memleketin  bir yarısı “TC’e bağımlı olacağız” hükmünde işte bu suyun borularla taşınmasına bile karşı çıktılardı!

***

NİTEKİM: “Şimdilerde yüzde 30 oranında zamlanacağı söylenen elektriğin artık Türkiye’den gelmesi için çalışmalara başlanması  gerekmektedir” deyin!”

VE bakın nasıl karşı çıkışlar tepkilerinde “istemeyiz” dedikten sonra, “ne yani şimdi de elektrikle mi Türkiye’ye bağlayacaklar bizi!” diyecekler!

Bu da halk cephesidir!

***

ÖTE YANDAN: Bu ülkenin asli sorunu sadece Rum tarafıyla  sürüp giden  çözüme yönelik olanı değildir.

47 yıldır Türkiye ile kuramadığı sağlıklı ilişkilerdir de..

Kİ çok ayıptır ama KKTC’de iktidara gelip giden siyasi partiler bile kendi aralarında, “TC ile iyi ilişkilerden yana olanlarla” “TC’e bağımlı olmak istemeyenler” gibilerinden kamplara ayrılmışlar hatta birbirlerini bu siyasi yaklaşımları nedeniyle eleştirmektedirler!

***

ÖTE yandan: Asıl facia  nüfusun bir yarısının bütün bu sorunların “federasyon” çözümüyle ortadan kalkacağına yönelik inancıdır..                                                        NİTEKİM  bugüne kadar bu  konuda halka verdikleri güvence “oluşturulacak federal sistemin Türkler açısından da mükemmel ve güvenilir olacağına  yönelik sözleridir!

Fakat bugüne kadar  “nasıl bir federasyon konusunda ne kafa yordular ne de yazılı bir metin hazırladılar!”

Halka verdikleri tek güvence “bizatihi kendilerinin Rum tarafı ile arkadaş olmaları nedeniyle oluşturdukları  ahbap çavuş ilişkilerinden kaynaklı görüşleridir!

İYİ de Denktaş ile Kleridis de arkadaştılar ama onca müzakerelere karşın bu arkadaşlıklarını siyasi çözüme adapte edemedilerdi!..

***

KISACA: Türkiye ile cebelleşmeden önce kendi aynalarımızda akseden suretimizle şemailimize mutlaka özeleştirilerimizle  bakmalıyız..

*********

KISACA TAKILDIĞIM. Vadesi dolmuş azınlıktaki koalisyon hükümeti ki sadece sayısallığıyla değil, işleviyle de çaresizliği oynarken, geçtiğimiz gün  Çalışma ve Sosyal Güvenlik” Bakanlığı çoktan unuttuğumuz o tılsımlı ve tüm sorunların anasıyla babası olan   “lafı” ansızın tekrarlayarak bize nostalji tazeleme imkânı bahşetti.

Ki 1974’den sonra o lafı çok sık telaffuz ederdik: “Sistemin sistemsizliğini!”                                             ***

NİTEKİM bizim kuşağın   çok uzun yılları “sistem” laflarıyla geçti! Çok hoşumuza giderdi olanca sorunlara “sistemsizlikten kaynaklıdırlar” demek!

GEÇEN gün bir gazeteci arkadaşımız (A. Uçar)  “hasta olmanın dahi sorun olduğu ülkede” diye başlayan bir haberinde yurttaşların her konuda sistemsizliklerden yakındıklarının haber yorumunu yapıyordu.

***

ÇOK KISACA 1974’de “Otonom,” sonrasında “Federe devleti”  oluşturup anayasalarını bile yapıp fakat toplumun  siyasi ve sosyoekonomik yapısallığına uymadıkları için lağvedip, yerlerine KKTC’i kurduğumuz  gerçeğe karşın hâlâ “sistem” lafıyla uğraşıyoruz!                                                                                   ***

NEDİR bu “”sistem” dediğiniz? “Düzen, tertip..                                       “Kurumlaşırken” kurumların birbirlerine takılmadan, çelişmeden düzgün çalışmaları. Daha doğrusu çalıştırılmaları..

Nitekim söz konusu  haber yorumda da “hasta olmak bile sorundur” diyen gazeteci arkadaş o sistemin içinde “sistemleştirilemediği” için artık büyük sorun haline gelen  “ilaçlar olayını” anlatıyordu.

Ölümcül hastaların satın alamayacakları kadar pahalı  ilaçların!                                                                               ***

BUNLAR BİZİM SORUNLAMIZ: Bu nedenle yakınıyoruz.                                                            Bir yanda çözümsüzlük öte yanda kurduğumuz devleti kendi halkına bile kabul ettiremeyen bir düzensizlik..

Peki ama kimlerin eseridir bunlar? “Ben en  iyisini yaparım” diyen bu iddiayla zırt pırt seçmeni seçim sandıklarına koşturtan “politikacı takımlarının” değil mi?

Ki artık bizatihi kendilerinden kendileri de  yakınırlarken oluşturmadıkları sistemlerden söz ediyorlar..

Sadece “böyle devlet olamaz, olmamalı” diyorum..