Kalkınmış yada kalkınmakta olan ülkeler gelecekleri programlarlar..
Bizim gibi kalkınmaları rastlantılarla siyasi gelişmelerin gidişatlarına kalmış ülkeler ise “an”ı kurtarmaya çalışırlar!
Günlük yaşarlar, günlük düşünürler.. Bir günün sonunda da hep birlikte “şükürler olsun bugünü de kurtardık” derler!” KKTC’de olduğu gibi!
***
NE VAR Kİ BU TEAMMÜL BİZİM SUÇUMUZ DEĞİLDİR: Siyasi çözümsüzlüğün söz konusu olduğu, örneklemesi vurgulanacaksa “bizim gibi ülkeler” denecek gerçekte, dünyanın tüm geri kalmış ikinci, üçüncü sınıf ülkelerinin kaderidir.. “An”ı yaşamaktan başka çareleri olmayan ülkeler.. Her ay “ödemeleri” hangi kaynaktan gerçekleştireceğini düşünmekten öte başka da derdi davası olamayan hükümetler.
***
BU NEFDENLE: Karşıyaka’daki yangın karşısında çaresiz kalınmasına takmadım.
Orada da anlık bir olay gerçekleşti ve devlet anlık bir müdahaleyle yangını söndürdü..
Söndüremeyebilirdi.. Çünkü KKTC devleti ancak olanaklarının çapı kadar olan işleve sahiptir!
Fakat bu gerçek ayni adanın iki ayrı bölgesinde ikamet etmemize karşın komşumuz Rum toplumu için söz konusu değildir.. Çünkü onlar “dünya devletidir..” Bu nedenle diyorum:
***
ÇÖZÜMSÜZLÜK ÇOK UZADI! 47 yıl gibi uzun bir süre alın yazgısıymış gibi Türkiye’nin bir vilayeti konumundan öteye gidemeyen siyasi yapımızla günü birlik yaşamak zorunda kalmamız, ayni zamanda “böyle de yaşanabilir böyle de varlık olunabilir” imajını çakarken; zaten dünyaya yansıyan “resmimiz” de bu olmaktadır!
NİTEKİM Rum tarafını “adanın devleti olarak tanıyan” BM’ler, AB gibi dünyasal “güçler” için Kuzey’deki devlet ya TC tarafından işgal altında tutulan Türk toplumunun yaşadığı bir coğrafyadır yada illegal siyasi konumuyla tanınmayan bir Türk devletidir!
***
BUNLARI DÜŞÜNÜRKEN MARAŞ’I DA DÜŞÜNDÜM! 47 yıldır (bizim tarafımızdan değil) Türkiye tarafından kapalı tutulan ve Türkiye’nin koruması altında olan Maraş bugüne kadar “bizim olmadığı” için çözüm aşamasında “koz olarak” olarak elde tutuldu, bilinen gerçektir..
Fakat nasıl olmuşsa son dönemlerde bir mahallesini açtık ki mevcut “çözümsüzlüğe” yeni bir “çözümsüzlük” ekleyip siyasi sorunu beterince katmerlemek pahasına!
Tabi anında BM’lerden AB’e, Amerika’sından Rusya’sına kadar olanca dünya güçleri, “Maraş’ı iskâna açamazsın” diye ayağa dikildiler..
***
OYSA: Bugüne kadar “Maraş neden kapalıdır” diye sormadılardı! Rum tarafı ise açılacaksa kendilerine iade edileceğine inandılardı..
OYSA Maraş sadece açılmadı: Açılması nedeniyle sıcağı sıcağına bir konuşma yapan Erdoğan TC’li iş insanlarına çağrıda bulundu hatta gelin iş yerlerini satın alın… Falan diyerek ateşin altını daha bir karıştırdı…
***
ŞİMDİ BİR SİYASİ SORUNUMUZ DAHA VARDıR:
Tabi ki Maraş! Şöyle ki müzakerelerde “koz” olarak kullanılıp Rum’a iadesi karşılığında siyasi ve sosyoekonomik kazanımlar beklenirken; şimdi müzakerelerin ayrıca çözümü gerektiren yeni sorunu olmacasına!
***
BAKIN: KKTC’de gelip giden siyasi iktidarlar için Türkiye’ye koşulsuz biat etmek… Ve Türkiye’ye rağmen KKTC’i “bağımsız bağlantısız bir dünya devleti oluş iddiasında kendi anayasal hükümleriyle yönetmeye çalışmak” gibilerinden bir politika yörüngesi çizildi. Tabi Ankara’nın müsaadeleriyle.. BUNA karşın yine de Ankara için KKTC’de her zaman iki “yönetim” söz konusu oldu:
Bir, Ankara’ya koşulsuz biat eden yönetimler, Ankara’ya rağmen kendi siyasi iradesini öne çıkaran yönetimler..
Yani hiçbir devrede KKTC-TC arasında bir siyasi bütünsellik ve ilkesel bir mefkûre söz konusu olmadı..
“Federasyoncularla devletçiler” ayırımı şu anda da yaşayan canlı örneğidir..
***
BUNLARI NEDEN YAZDIM: Bundan sonra da Kıbrıs siyasi sorununun çözüleceğine inanmadığım için..
“ÇÖZECEĞİM” iddiasında bulunan Cumhurbaşkanlarıyla siyasi iktidarlar yanlış tasarrufları nedeniyle başımıza daha büyük belalar sardıkları için?
HÂLÂ bu adada Rum tarafı ile anlaşabileceğini zanneden bazı safdillerin kendileri gibi safdil sandıkları insanları aldatmaya çalışmaları nedeniyle!
TÜRKİYEYE tos atmayı siyasi kariyer zanneden politikacılar zararlara beterince zararlar kattıkları için!
EN kolay ve geçerli yönetim şeklinin kayıtsız şartsız Ankara’ya biat etmek olduğunu zanneden politikacıların, bu yollarda kuyruk sokumlarının bittiği yere kadar eğilerek hürmetlerini sunmaktan öte bir varlık gösterememelerinden dolayı… VE her devrede kendimi seçilmişler tarafından aldatılmış hissettiğimden…
YANİ NE? KKTC mazbuttur ama ona sahip çıkanlar, sahip çıkmaya çalışanlar “lâ!” ***
KISACA TAKILDIĞIM: (DÜŞMANIMI BİLE BÖYLE SICAKTAN SAKIN…)
Yaşım nedeniyle bu ülkede yıllar yılı çok sıcak ayları yaşadım… Kara asvalt yolların eridiğini, Mağusa limanının rıhtımında potinlerle bile yürünemeyecek sıcaklara tanık oldum..
Ki daha ilkokulda öğretirlerdi bize: Kıbrıs adası yazları çok sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve az yağışlıdır. Bu nedenle Kıbrıs “yarı kurak bir adadır…” *** FAKATTT! Bir ömürdür gelip geçen ömrümde böylesi rezil, insafsız ve acımasız bir sıcak yaz yaşamadım.
Neyse ki artık evlerimizde elektrikli serinlikler, klimalar vardır. Eğer insanlar “yandıkkk, ölüyoruzzz” diye bağıra çağıra koşturmuyorlarsa yollarda; biline ki nedeni evlerinde işyerlerindeki bu serinletici araçların nisbeten sıcak havayı kırmasındandır.. Yoksa ne olurdu insanların halleri?
***
NE VAR Kİ FATURASININ ACISI DAHA ÇOK YAKACAK: Bu sıcaklar olağanüstülüğü çakmaktadır. Tek çaresi elektrikle çalışan serinletici aygıtlardır..
Fakat bu aygıtlar ayni zamanda çok elektrik sarf etmektedirler Diyeceğim şu bir iki ay elektrik faturalarının ciddi şekilde artacağıdır.. ***
EĞER Devlet yurttaşları için varsa önerim şudur: “Başta KIB-TEK olmak üzere devletin de alacağı kararla geçmiş ayı da kapsamına alacak şekilde bu bir iki ayın elektrik faturalarında indirimli tarife uygulamasına gidilmesi…
YOKSA insanlar serinlikleri, klimaları sayesinde bu kavurucu sıcaklardan korunurlarken, bu kez de ödeyecekleri elektrik faturalarının ateşlerinden yanacaklar!
































