Tel Aviv’in en yüksek binasında sabahlamanın verdiği mahmurlukla gitmiştik Ben Gurion Havaalanı’na.
Ben Gurion, tepeden tırnağa güvenlik abidesiydi.
Zaten bütün gece İsrail ve güvenliği konuşmuştuk Yahudi arkadaşlarla.
Çoktan usandıkları bir savaşın mecburi destekleyicileriydiler adeta.
Filistin bölgesinden atılan füzelerden şikayet edip durmuşlardı bütün gece.
“Burası Tel Aviv’in en yüksek binasıdır, inşallah bir roket de burayı vurmaz” deyip, muzipçe gülüp gitmişlerdi gecenin sonunda.
Sheraton Otel’in yirmi yedinci katındaydık ve bütün Tel Aviv ayaklarımızın altındaydı.
Sanki savaş yokmuş gibi parıl parıl parıldıyordu eğlence merkezlerinin ışıkları.
Fakat biz çok iyi biliyorduk ki bu koskoca kent korku içinde yaşıyordu.
İşte bu korku terk etmek üzere olduğumuz Ben Gurion Havaalanında yakalayacaktı bizi.
İri kıyım, boyunlarında Uzi’ler asılı 2 asker, sırdan çıkarıp havaalanının bilinmeyen bir yönüne götürüp başka askerlere devredeceklerdi.
Onlar da daracık bir odaya sokup “ayakkabılarınızı ve cüzdanınızı çıkarıp bu kutuya koyunuz” diyeceklerdi sert bir ses tonuyla.
Bir saati aşkın ayakkabısız ve cüzdansız bekleyecektik.
Aklımız yarım saat sonra kalkacak Cyprus Airways’in (Kıbrıs Hava Yolları) Larnaka uçağında, içimizde korku ve endişeyle karışık telaş.
Uçağın kalkmasına yarım saat kala 2 kadın asker, elerlinde ayakkabılarımız ve cüzdanlarımızla gelecekler ve “kusura bakmayın bu normal bir güvenlik prosedürüydü” diyeceklerdi.
“Peki uçağımız ne olacak” diye sorduğumuzda da “biz size eşlik edeceğiz” yanıtını alıp hayrete düşecektik.
İsrailli 2 kadın askerin eşliğinde binmiştik “Kıbrıs Hava Yolları” uçağına.
Uçağın kalkmasına 5 dakika kalmıştı ve belli ki en öndeki koltuklar bizim için ayrılmıştı.
Yolcuların gözlerindeki korkuları görebiliyordum.
“Askerler eşliğinde gelen bu insanlar kimdiler” sorusu gözlerden okunuyordu.
Biz de tedirgin olmuştuk ama yapabileceğimiz bir şey yoktu.
Tedirginliğimiz Kıbrıslı Rum hostesin “yasas” seslenişiyle son bulacaktı.
Sonra malum muhabbete başlayacaktık. Hani birbirini tanımayan 2 Kıbrıslı bir araya geldiklerinde yaptıkları “nerelisin, kimlerdensin” muhabbetine.
Hosteslerden öğrenecektik başımıza gelenleri.
“Aranızda gazeteci var, Müslüman olduğunuz için İsrail güvenlik makamları şüphe etmişler Filistin bölgesine gittiğinize dair. Arama o yüzdendi…”
“Peki, ayakkabılarımızı ve cüzdanlarımızı niye aldılar?”
“Patlayıcı kalıntısı ayakkabılarda ve elden dolayı cüzdanda olur. Onu araştırdılar.”
!!!!
“Siz dua ediniz ki uçağa kadar getirdiler yoksa uçağı kaçıran çok yolcular gördük…”
Nasıl rahatlamıştık ya bu açıklama üzerine.
Başımızdan kötü bir şey geçmişti ama Kıbrıs Hava Yolları hostesleri sayesinde kendi uçağımızdaymışız gibi hissetmiştik kendimizi.
Ve mutlu olmuştuk.
İşte bizi mutlu eden o havayolları rahmetli oldu şimdi.
***
Pırıl pırıl bir gökyüzü vardı.
“Bizim köyün havaalanı” diye nitelendirdiğim Ercan’dan İzmir’e uçacaktık.
“Bizim köyün havaalanı” dememin sebebi, herkesin tanıdık olmasındandır. Girişteki polis selam verir size. Güvenlikteki polislerle şakalaşırsınız. Biniş işlemelerini yapan ekip iyi bir hizmet için adeta birbirleriyle yarışır. Çıkış salonunda rastlaştığınız birçok tanıdıkla sohbete koyulursunuz.
Pilotlar ve hostesler de tanıdıktı o zamanlar çünkü Kıbrıs Türk Havayolları henüz yaşıyordu.
Güzel bir havada, İzmir’e gitmek için koltuklarımıza kurulduğumuzda, bir hostes yanıma gelip “kaptanımız sizi kokpite bekliyor” demişti.
Uçak havalanır havalanmaz da davetini tekrarlamıştı pilot.
Hayatımda ilk ve son kez kokpitte uçacaktım.
KTHY ile de son uçuşum olacaktı.
Kısa bir süre sonra batacağını bilmiyordum ama tahmin ediyordum.
Zor günlerden geçiyordu ve onu kurtaracak siyasi irade de yoktu. Politikacı popülizm ve oy peşindeydi.
Mükemmel bir uçuştu benim için.
Bir yanda Ege’nin inci tanesi gibi dizilmiş adaları, diğer yanda muhteşem dağlar.
Ben hayranlıkla izliyordum manzarayı, pilot arkadaşlar ise “ne olacak bu KTHY’nin sonu” derdindeydiler.
Bir saat süren, güzel bir manzara eşliğinde acı sohbetler yapmıştık.
Acı haber Kıbrıs Hava Yolları’nda olduğu gibi bir gece vakti gelecekti.
“KTHY artık uçmayacak” duyurusu ile şok geçirecektik.
KTHY artık rahmetli olacaktı.
***
“Kıbrıslılar Rum da olsa Türk de olsa birbirlerine benzerler” denir ya.
Doğrudur.
Bir hava yolunu bile sürdüremeyip batıracak denli birbirimize benziyoruz.
Üstelik adanın her iki tarafında da turizm ön plandayken havayollarını yaşatama becerisini gösteremeyecek kadar benziyoruz birbirimize.
Şimdi her iki tarafta da gözyaşı dökülecek rahmetlilerin ardından.
Ama kimseye fayda etmeyecek.
Yabancılar çoktan doldurmuş olacaklar rahmetlilerden kalan boşluğu.
Biz kendi ülkemize yabancılaşırken…
































