Geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Adadaki “BM’ler Barış Gücünün” görev süresini 6 ay daha uzatma kararı aldıydı..
Haklı olarak hem KKTC’nin hem de TC’nin Dışişleri Bakanlıkları “neden bize sormadan tek taraflı karar alıyorsun” mealinde kınamalarda yada protestolarda bulunduydu..
Ve tabi 1964’den beridir adada konuşlandırılmakta olan BM’ler Barış Gücü Askerinin görev süresi bir kez daha uzatılırken, bizim kınama ve tepkilerimiz havada kaldıydı!
***
GUTERRES SORGULADI MI? Bu rutin “görev uzatması” nedeniyle BM’ler Genel Sekreteri neden 1964’den beridir adada Barış Gücü askerlerinin konuşlandırıldığını ve her altı ayda görev devamlılıklarını tazelediğini” düşünüp sorguladı mı bilmiyorum..
Hatta ondan önce ve bugüne kadar göreve gelip giden BM’ler Genel Sekreterleri “neden 1964’den beridir Barış Gücü’nün adada konuşturulmakta olduğunu hiç sorguladırlar mı? “Niçin” sorusuna cevap aradılar mı onu da bilmiyorum?
***
VE 1974 BARIŞ HAREKATI gibi bir savaş sonucunda adanın ikiye bölünerek Türk Rum bölgelerinin oluşmasına karşın şu anda adadaki BM’ler Barış Gücü askerleri neden ve niçin hâlâ adadırlar? Niçin görev yapmaktadırlar? Daha doğrusu bu “BM’ler Barış Gücü Askerleri” olarak ifade edilen birlikler Türk ve Rum Devletleri sınırları içindeki kamplarında neden turistik tatil yapar gibilerinden etkisiz ve yetkisiz dolanıp durmaktadırlar?
***
BİLMEYENLER İÇİN YAZAYIM: BM’ler Barış Gücü Askerinin 1964’de adada konuşlandırılmasının nedeni 1963’de Rum Eokacı ve milis güçlerinin Türk halkına saldırmaları, evlerini köylerini yakıp yıkmaları, Türk halkını göçe zorlamaları… Sonucunda alınan BM’ler GK’i kararları nedeniyledir.
Guterres bunu mutlaka bilmektedir! Hatta Barış Gücünün görevinin çıkacak olası Türk-Rum kapışmasında iki toplum arasında tampon oluşturma görevinden öte yetkisinin olmadığını, silahlı müdahalede bulunamayacağını da bilmektedir..
Nitekim Barış Harekâtında adadaki BM’ler askerlerine karşın sadece Türk-Rum, Yunan güçleri savaşmışlardır.. BM’ler Barış Gücü askerleri de seyretmişlerdir! Çünkü görev yetkisi bundan öte değildi şimdi de değildir!
Buna karşın yine de her altı ayda bir bu görev tazelenmektedir.
***
AYIP VE İNSAFSIZLIK OLAN NEDİR BİLİR MİSİNİZ? bu etkisiz ve yetkisiz BM’ler Barış Gücü askerlerinin görev süreleri uzatılırken hâlâ adadaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’ni dikkate almadan, istişarelerde bulunmadan, kısaca “Kuzey’de bir egemen devlet oluşunu tanımadan, sadece Güney Rum Yönetiminin onayı ile hareket etmesidir!
Masada her defasında “iki yönetim ve iki siyasi irade” olarak yer alan Türk-Rum Yönetimlerinin müzakerelerıyle çözüm arayan BM’ler sekreteryası; Barış Gücü askerlerinin görev süresi söz konusu oldu mu KKTC’i görmezden gelmektedir çünkü tanımamaktadır..
***
BİLİR MİSİNİZ? Bu Barış Gücü’nün yıllar yılıdır Mağusa’nın yüreği denecek yerinde, DAÜ’nin tam yamacında, şu anda dört bir yanı apartmanlarla çevrilmiş, bu nedenle ortalarda soğan cücüğü gibi kalakalmışlığında koskoca bir askeri kampı vardır!
Ve hâlâ kentin en civcivli yerinde bu askeri kamp BM’ler askerlerinin adeta dinlence yerleşkesi olarak faaliyetini sürdürmektedir.. (Ki yıllar yılı kent üzerinde uçmak zorunda kalan BM’ler helikopterinin bu kampa iniş kalkış yapmasına “ya bir gün düşerse diye takmıştım ki her halde yüzlerce kez tekrar ederek!)
Ki öylesi bir aykırı yerde konuşlanmayı” Güney’de asla gerçekleştiremezdi?” Yağma mı vardı, anında benzin dökerler yakarlardı.. ***
KISACA işte adamızdaki bu Barış Gücü için bir kez daha ve tabi Rum tarafının onayını alarak fakat Türk tarafını haberdar etmek gereğini bile duymayarak görev süresini altı ay daha uzattılar ***
İYİ TATİLLER DİLERİM sevgili Barış Gücü askerleri! Her ne kadar siz büyük çapta harcamalarınızı Güney’de gerçekleştiriyor, kendinize o tarafı mesken tutuyorsanız da Kıbrıs Türk halkı öteden beridir sizi kendinden birileri olarak görmektedir.. ***
YANGINLAR HAFTASI
Geçen hafta Türkiye’deki orman yangınlarıyla üzüldük. Hatta “çaresizliğin” karşısında insanın ne kadar aciz kaldığının tanığı olduk..
Yirmi, otuz, elli yılda anca büyüyen orman ağaçlarının üç beş saatlik zaman içinde nasıl yanıp kömürleştiklerini, barındırdıkları alanlardaki hayvanların nasıl kavrulduklarını bazen göz yaşlarımızla izledik televizyon ekranlarından..
Ki bir süre önce de seller felaketlerini izlediydik..
Ve ayni sıralarda KKTC’nin bazı ormanlık alanlarında da çıkan yangınlar nedeniyle kahrolduktu..
***
HANİ Sur’i İsrafil borusunu çaldığında tüm insanlık toplanıp son kez kıyameti yaşayacak ya..
Artık kıyamet habercisi olaylarıyla bizim dünyamızı yaşıyoruz.. Eğer hiçbir şey ezeli ve ebedi değilse, bu bize adanmış dünyamızın da bir sonu olacaktır..
***
TEVEKKÜLE YER YOKTUR AMA: Bu ülkede de depremler olabilir.. Su taşkınları olabilir.. Orman yangınları olabilir..
Zaten oldular da yaktılar da yıktılar da öldürdüler de..
Nitekim daha geçen hafta Karşıyaka ormanlık alanında çıkan yangın ağaçlarımızı kömüre çevirdi. Haberlere göre yangının nedeni elektrik tellerinden kaynaklandığıydı!
Haberi işittiğimde İlk tepkim şu oldu: “Yahu ormanın içinde elektrik tellerinin ne işi var? Kısaltılacak beş on kilometre mesafe nedeniyle belki tasarruf da düşünülerek orman içinden elektrik hatları geçirmek hangi aklın, sonuçta hangi vicdanın eseridir? Kaldı ki: ***
UĞRUNA savaştığımız, Rum’a karşı direndiğimiz ve 47 yıldır da “vatanımız” dediğimiz bu küçük beldenin yüz dönümlük ormanını yakmak hangi akla mantığa sığar!
Vatan topraklarını, doğasını korumak bu mudur? ***
HEP “kaza” diyoruz! “İhmal” diyoruz! “Bir akılsız insanın yaktığı ateş sonucu” diyoruz!
Ki yıllar yılı bu adada tarla açmak için ormanlar, koruluklar kasten yakılmışlardı! “Yeşil ada” denilen coğrafyayı yaka yaka kurak çorak belde haline getirirken; toprakları kısırlaştırarak verimliliklerini de körledikti..
Hatta sebze meyve, orman alanları haline getirilecek topraklarımızı yerlere göklere sığdıramadığımız apartmanlar villalarla doldurduk… Şurada burada kalıveren üç beş öbeklik ormanlarımızı da korumak bir yana içlerinden elektrik telleri geçirdik mi diyelim?
***
VATAN sahibi olmak, devlet olmak kolay mı? Bu zoru başardık ama bir yandan vatanı yakarak, bozarak, çarpık yapılaşmalarla iğfal ederken; öte yandan da devleti Ruma yamamak için olmadık siyasi atraksiyonlar icat ettik..
***
YİNE de dualarımızla temennilerimiz Allah’ın devlete millete zeval vermemesi.. Bizi doğasal afetlerden koruması..
Yoksa bu dualar da tutmazsa gitti gider yolcudur Abbas!
































