Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS SİYASİ SORUNUYLA İLGİLİ…

Sürekli  tekrarlamanın ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum.

Buna karşın değiştiremediğimiz siyasi kaderimiz,  Yarattığı umutsuzluklar ve hayal kırıklıklarıyla birlikte ol alem  devam ediyor!

Ki bunlardan biri Kıbrıs siyasi sorununda en önemli kırılmalardan biri olan “Annan Planı Referandumuydu.”

BEN o plana “hayır” dedimdi.. Fakat ne federasyon bozması “çoğunluk yönetimini” ön gördüğünden ne de  Kuzey’den büyük oranda Rum tarafına toprak iadesinde bulunulacağından dolayı değil!

“Hayır” dememin tek nedeni vardı. Şöyle ki çok daha mükemmel “planlar” yapılmış da olsa Rum tarafının hiçbir anlaşmayı, ortağı olacağı Türk halkıyla sindiremeyeceğine yönelik inancım!

Kaldı ki referandumda Türk tarafının en çok güvendiği Soldaki AKEL bile oylamada “hayır” dediydi..

***

BU nedenle Sn. Tatar’ın  “iki egemen devlete dayalı dolayısıyla hükümranlık bölgelerini birbirinden ayıran sınırlarla oluşacak iki devletli bir   çözümü savunmasına karşı çıkanlardan değilim.             Ki bu toplum zaten 1963’den beridir kendi bölgelerinde kendi sınırları içinde ve kendi güvenliğini kendisi sağlayarak yaşamaktadır.

Bu durmuş oturmuş “doğal çözümü” ille de bu adayı Rum toplumuyla paylaşmak kaygısında darmaduman etmek, aklın mantığın  kabul ettiği bir siyasi tasarruf olamaz..                                                                 Ancak kendimle çelişkiye hatta polemiğe düşerek şu düşünceleri de serdedeyim:                                            ***

TOPLUMLARIN kendi içlerindeki “egemenlik” ve kendi siyasi iradeleriyle sağladıkları güvenlikleriyle o güvenliklerine bağlı iki bölgeyi ayıran  sınırları; bu adada biri Rum diğeri Türk iki etnik halkın var olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Ben buna “kader” derim!” Ki bu ada halklarının kaderlerinde, birlikte yaşama zorunluğu gibi  Allahlık bir  yazgı vardır..

Nitekim sınır kapılarının açılmasıyla birlikte Güney’den Kuzey’e Kuzey’den Güney’e yine gidiş gelişler, alış verişler başladı..   (Velev ki yangını söndürme teklifimizi kabul etmeyecek kadar “ırkçı ve düşman” da olsalar!)       “FEDERASYON” tezine bu cümle içinden bakıyorum. Şu sözünü ettiğim yangın felaketinden tutun da ötesi tüm doğal afetlere kadar…

İki bölge alışverişlerinden turizme yönelik işbirliklerine kadar..

“Sağlık, bulaşıcı hastalıklar”  gibi sorunlar nedeniyle oluşacak felaketler karşısında birlikte mücadele etmek, beraberce tedbirler almaya kadar…

TABİDİR ki bu ve benzeri ilişkiler için  ayrı gayrı anlaşmalar yapmak..

Yada  zamanı geldiğinde “lütfen” denecek tutumlarda birbirine yardım elleri uzatmak..  Çoğu zaman siyasi yönden arızalı ve sakıncalı iki toplumlu etkinlikler oluşturup Rum tezlerinin üzerine Türk gençleri olarak ballar kaymaklar sermek;

Ne Kuzey’e yeter ne de Güney’e! Hatta fayda da sağlamaz!                                                                                  ***

İKİ  EGEMEN devlete dayalı federasyon işte burada çıkar karşımıza:  Dolayısıyla iş ve güç birliği..                                                            Büyük  sorun ise şudur: Rum tarafı için Türkiye’nin adadaki varlığıyla garantörlüğü…    Türk tarafı için de Rum tarafının bugüne kadar oluşturduğu uluslar arası ilişkileri.

Ki bugün bu “ilişkiler” bizatihi Türk ve Rum taraflarının  birbirlerine hasım  “düşman kamplarıdırlar!”

Şöyle ki bir yanda Rum,Yunan,İsrail, Mısır, Fransa ve olduğunca destekçileriyle   Avrupa Birliği; ötede yanında sadece Türkiye’nin olduğu KKTC.                                                   Bu dengesiz ve insafsız “siyasi ittifaklar” ayni zamanda çözümsüzlüğün de nedenleridirler!

Ki “düşmanlıklarla husumetler” üzerine “dostluklar” oturtulamaz! Büyük sorun budur! Yani:

***

FEDERASYONLU  çözümü nasıl sağlamak değildir. Sağladıktan sonra toplumların mevcut ittifaklarının nasıl devam edeceğiyle Türk tarafının bu ittifaklara “nasıl katılıp” “niçin katılamayacağının” sorunlarıdır. Türkiye’nin bu ittifaklar silsilesinde Kıbrıs’ta yerinin ne olacağıdır!

Yani “federasyonu yaptık oldu bitti maşallah” yok!                                                          O federasyonu hem kendi içimizde hem ülkeler arası ilişki ve ittifaklarla yürütmek yürütmek gerektiğinde, siyasi arbedeler yaşanır ki her şey tepetaklak olur!                                                    ***                             KISACA: Ne federasyon ne iki ayrı devlete dayalı çözümler bu adada özlenen toplumlararası barışı tesis etmeye yetecektir!

(Kıbrıs’ın huzurlu ve barış içinde denebilecek bir geleceği olacağına  yönelik  inancım gitgide sönüyor!)                                         İspatı da kendinden, canlı kanlı tarihinden kaynaklıdır: 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinden..  1963 Kanlı Noelinden.. 1974 Makarios’a yönelik darbeden.. TC’nin gerçekleştirdiği Barış Harekâtından..  Rum’un “hayır”ına toslayan Annan planından.. Başarısızlıkla sonuçlanan Cenevre toplantılarından.. Yangını söndürme teklifimizi bile kabul etmeyen ırkçı Anastasiadis’li Rum kafasından.. Belli ve ispatlıdır!

***

YA TATAR’IN DEVLETİ! Her zehirin bir panzehiri varsa “federasyonun” panzehiri de “İki ayrı ve egemen devlete dayalı çözüm” alternatifidir.

Sn. Tatar en büyük savunucusudur. Ancak nasıl gerçekleşeceğini kimse bilmemektedir.. Sadece Rum’un  önüne “siyasi koz” olarak konmuştur. İlk adım da “Maraş’ın açılmasıyla” atılmıştır.

İspat edilmiştir ki KKTC siyasi ekonomik kararlarını kendisi alıp kendisi uygulayacak  “bir meşru  devlettir!                                                                             ***                                   FAKAT çok iyi biliniyor: Güney Rum yönetimi bu devleti tanımaz! Keşke tanısaydı..

Biden’li Amerika tanımaz! Keşke tanısaydı!

AB tanımaz! Keşke tanısaydı!

Türkiye’nin Orta Asya’daki dost ülkeleri de tanımaz! Keşke tanısalardı..

Japonya, Çin, Rusya falan onlar da tanımaz! Keşke tanısalardı!                                                               ***

…DÜNYADA siyasi yönden bağımsızlığıyla egemenliği tanınmadığı halde “tanınsın” diye 47 yıldır bekleyen bir başka devlet var mı bilmiyorum ama Sn. Tatar bu beklentiyle görevi devralan son Cumhurbaşkanı olarak tutun ki   “ya iki egemen devlete dayalı çözüm yada hiç” demektedir..

Aslında gelinen bu aşamada yapılacak bir başka politikamız  da kalmadı!   Deniz bitti!

SONUÇ: Kıbrıs siyasi sorununun başına daha büyük kazalar gelmemesi en büyük temennimiz olmalıdır.                                                                             ***

VE “KEŞKE” DİYORUM:   Türkiye’nin siyasi iradesini elinde tutan Erdoğan,  Kıbrıs Türk halkının, çözümün  hatırına inançlarından fedakârlık yapabilseydi..

Amerika ile köprüleri atmasa, İsrail’i aforoz etmeseydi..                                            Batı ülkelerine yönelik sevimli  diplomasilerle sempati toplamayı yeğleseydi..   Yüzünü Doğuya değil Batıya çevirseydi.       Amerika’yı “stratejik müttefik” olarak hep yanında tutsaydı…                                                  O zaman Kıbrıs sorunu çok daha kolay çözülürdü. Hem de iki devlete dayalı siyasi formülle…