Köşe Yazarları

ŞEHİR CİNAYETİ






Yağmur yağdığında geceyi uyuturdu.

Henüz sokakların paramparça olmadığı zamanlardı,



Henüz gök ve yer, dereler denizler ve sokaklar, çarşılar, duvarlar, evler ve yollar bölünmemişti.

Yalnızca gidip de gelmeyenlerin ıstırabı yaşanırdı ama bütün bu ıstırapları bir sünger gibi içinde tutan bu kentin kendisiydi; kimseler görmez, hissetmez ve bilmezdi sanki.

Yağmurun sesi beşikleri sallardı…

Herkes hayatı bir başka biçimde mi yaşar?

Aynı sokaklarda doğup büyüyenlerin aynı hayatı paylaşmaları nedir?

Eğer böyleyse bir yazarın dediği gibi sıradan insanlar insanlığa hizmet etmezler.

Hayat herkes için herkese göre yaşanırsa zenginleşebilir; hayat böyle renklenebilir, böyle çoğalabilir…

Bu kentte uzun ve neredeyse meltemsiz yaz mevsimlerinde kimsenin yüzü yağmurla ıslanmadı.

Belki bu yüzden kimsenin aklı başında değil!

Bazan bir göçebe içgüdüsüyle büyüdüğü kente geri dönmek ister insan ki aslında geri dönmek istediği şey gençliğidir…

Herkesin hayatı bir yaprak yığınından ibarettir; ya rüzgarlarla savrulup kaybolacak ya da bir çöpçü gelip süpürecek.

Tanrı’nın rüzgar ya da çöpçü olduğu söylenemez; ölümü bile sıraya sokamayan bugünün Tanrısı belki de yeniden yaratılmalıdır; insanlar niye bir yaratıcının sıralı sırasız isteklerine göre ölsün?

Elmaslardan, yakutlardan, altınlardan biriken çöpler Aşık Veysel’in sazı kadar gerçekçi, o saz kadar kıymetli olamaz, o sözler kadar uzun yaşayamazlar…

Bu Lefkoşa kentinde yağmur, geceleri uykuya davet ederdi ve kadim kent yorgun gözlerini kapadığında bir düşten bir düşe sürüklenirdi; hiç kimse bir şehir cinayetinde kendi kendisinin azmettiricisi olacağını bilemezdi…

Cenaze törenleri azmettiricilerle dolu…

Yağmur yağdığında,

Ve geceler uykuya dalıp şafağı beklediğinde,

Her sabah yeni bir güne uyanmak palavradan ibaretti…

O şehri masallara koysanız uykusu kaçar!

Gençliğe dönmenin yolu yok.

O sokaklar paramparça…

Kansız bir cinayetti.

Herkesin haline bakılırsa,

Neşeli bir cinayet!







Başa dön tuşu