Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GEL DE KÖR TALİH DEME!

Ve sen kalk,  510 milyon100 bin kilometrelik dünyada, 9 bin 251 Km. karelik bir adada doğ!

Ki tarihi boyunca ne kendine ait  topraklarının dölü olan kalıcı “milleti” oldu ne de  sahibi..                                                                                         ***

ESKİ Mısırlılardan  beridir  bir  istilacı ülke giderken bir yenisi geldi adaya.

Ta ki ve en sonunda  biri Osmanlıdan teverrüs etmiş Türk’ün,  diğeri Miken kökenli  Rum’un, adanın sahipleri olarak kendilerini bu topraklarda ikame etmelerine kadar..

Etti de ne oldu? Daha İngiliz sömürgesinin elinden kurtulduk kurtulmadık başladık birbirimizi yemeye!

Ne savaştıysak varabildik barışa ne adayı böldüysek!

Ne federalist bir Cumhuriyet oluşturduysak dayanabildik adayı birlikte yönetmeye ne de ayrılıp iki ayrı bölge iki ayrı devlet olduysak kurtulduk siyasi takazalarla kazalardan..

Geriye yine çaresi “savaşmak” olan tek çözüm kaldı!                                                      Böyle giderse Türkiye ile Yunanistan bir kez daha karşı karşıya gelecek, sonuçta sadece ada değil bölge de kıyım kıyım doğranırken.. Durun bakalım ne olacak?                                            ***

İŞTE 510 milyon yüzölçümlü dünyadaki tarihimizle halimiz! Allah’tan revamıdır?

Yani ister federal sistem oluşturun isterseniz iki ayrı egemen devlete dayalı Kuzey-Güney Türk ve  Rum halkları gerçeğinde adayı pay ediniz.

Eğer Türkiye ile Yunanistan dost olmazlarsa bize bu adada ne rahatlık vardır ne huzur!

Ki bırakın TC ile Yunanistan’nın dostluğunu; zaten hep birlikte izliyoruz ha savaştılar ha dalaştılar.. Sonrasını kim tahmin edebilir ki?

***

BU NEDENLE GÜÇLÜ OLMALIYIZ: Yani bir fiskelik olmamamız gerekir..

Yani ekonomik yönden gerçekten başaralı olmalıyız..

Bunun için, evet üretmeli satmalıyız..

Ve KKTC’e “vatanımız” diyorsak, bu toprakları vatan yapmalıyız. Hem bayındır hem mamur..

Ve amiyane ifade olacak ama artık “yapmamız, gerçekleştirmemiz gerekenleri, yapmayıp gerçekleştirmediğimiz için kendimizden utanmalıyız!”                                                                     ***                              NİTEKİM geçtiğimiz gün haberi çıktı: “KKTC bütçesinin yüzde 56’sı memur maaşlarına gidiyor!”

Dolayısıyla ne oluyor? Bütçenin yüzde 56’sı  devlet memuruna akıtılırken, memur da aldığı maaşı çarşı pazara ve ötesi hizmet sektörlerine akıtmakta..

Sonuçta KKTC’de bir para sirkülasyonu oluyor ama son durağına geldiğinde hatta gıdımının bile  devlet kasası olmadığı malumdur!                                                            NİTEKİM  devlet kurumları başta belediyeler olmak üzere döküm döküm dökülüyorlar..

MALİYE bakanı diyor ki sadece 2020 yılında  22 kalemde toplam 4 buçuk milyar TL’nin üzerinde maaş ödemesi yapıldı!

Tabi bu para TC’den sağlanan  katkılar olmalıdır. Yoksa vergi almasını beceremeyen devletin hangi kaynaktan  geliri olacak? Harçlardan mı?                                                                                    ***

VE GELELİM HÜKÜMETE: Son ve büyük icraatını var mı hatırlayan?

Sonuncusu ise yine  TC’nin himmetleriyle tarım alanlarını sulayacak su tünelinin  devreye girmesiydi..                                                 Zaten kafamızı “karıştıran ve kaç gündür bizi yine ekonomik sorunlarımıza götüren söz konusu o törende yapılan  konuşmalar olduydu.                                                       Nitekim açılış törenine telekonferansla bağlanan Erdoğan, “üretken olacağımızdan daha çok üreteceğimizden” söz ettiydi..

Mesajının bir bölümünü tekrar etmem gerekirse şöyle dediydi:                                 “KIBRIS Türklerinin Doğu Akdeniz’deki haklarının yenilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. KKTC halkının refahı, kendi ayakları üzerinde güvenle durabilmeleri, kalkınmaları ve gelişmesi öncelikli hedefimizdir…”

Tutun ki 47 yıldır başarılamayan başarılacak.. Fakat nasıl?

Ki bu mesajın daha kulaklarımızdaki  titreşimleri geçmediydi.. Saner hükümeti “emekli belediye başkanlarının maaşlarını belediyeler ödesin” deyiverdi!

Belediyelerini batırmış belediye başkanları ise anında tepki gösterince de tornistan ederek “ödemeye devam ederiz” kararını yineledi!

ARDINDAN “bu kez de eğer  taleplerimiz karşılanmazsa eyleme” gideceğiz diyen Hayvan üreticileri ayağa kalktı!                                                   ***

MORAL BOZUCU GELİŞMELER: Yani bu tip olaylar sadece  umutları kırmıyorlar. Gelecekleri de karartıyorlar!Hatta kırıcı oluyor, yapılanları da anlamsızlaştırıyorlar!

Kısaca Yönetim mekanizmaları dumura uğradı..  Bir “devlet felsefesiyle” sosyolojisi de yok..                                                                    BU nedenle eğer Erdoğan bizi elimizden tutup, çırpındıkça daha çok battığımız yerden çekip kurtarmazsa o “yapacağız edeceğiz” laflarının tırnak kadar kıymeti harbiyesi yoktur!    Fakat:

***

KURTULMAK İÇİN YARDIMCI OLMALIYIZ. Öncelikle Türkiye bize değil, bizim Türkiye’ye…

Mesela belediyeleri ele güne muhtaç etmeden idamelerini olsun sağlayabilmeliyiz..

Mesela daha dün  Biyologlar Derneği “KKTC’nin  doğasını katlettik, mahvedip bozduk,” açıklamasını yapmak zorunda kaldı ya.. KKTC’inin doğasını biyolojisini  korumak ulusal görevimiz olmalıdır..

Çünkü ne zamandır “korumak, kollamak, gözetmek” reflekslerimizi de kaybettik!         Nitekim Son 25 günde 868 dönüm biçilmemiş arpa ve buğday, 90 dönüm anız, 8 bin 659 adet balyayı çıkan yada çıkartılan yangınlarla  yaktık!

Yanan KKTC’nin emeği, alın teri, üreticinin parasıdır! Yanan “nimet” dediğimiz buğdaydır.  Hayvanlarımızın olmazsa olmazı arpadır.

Ve sormalıyız: Bu yangınlar nasıl çıkar? Devlet nedenleri bulup tedbir almalıdır..

Ki Erdoğan’nın vaatleri gerekleşebilsin!                                       ***

ZANNEDERSEM Nazım’ı çoktan unuttuk! Ne diyordu? “Ben yanmasam, sen yanmasan, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

Yanmadan, yakılmadan, fedakârlık yapmadan, kan tere batmadan  vatan kurtulmaz.