Yıllar yılı her bayram günü, “neydi o eski bayramlar” diye başlardık konuşup yazmaya. Hayalhanemizde kalmış eski bayramları yaşarken, yaşatmaya çalışırdık..
PEKİ gerçekten neydi o eski bayramlar? Fukaralığın kol gezdiği, ilkelliğin sırıttığı, işsizliğin tavan yaptığı o eski yılların neydi bayramlarına duyulan özlemler? Yoksa çocukluk anılarımızda kalan ötesi pek çok olay gibi süsleyip püsleyip kafamıza nakşettiğimiz abartılardan ibaret miydiler?
Ve neydi her bayramda, o eski bayramları bize özlemle yad ettiren nedenler?
MESELA bayram sabahları ana babalarımızın, hısım akrabalarımızın hatta konu komşunun ellerini öpüp topladığımız “kuruşlar, yirmilikler” miydi?
Bayramdan bayrama satın alınan bir çift yeni potininin sevinci miydi yoksa?
Yoksa hediye edilen bir topa yada mürekkepli bir kaleme sahip olabilmek miydi?
Akule mahallesinin iki buçuk kemerli ve de aralarına kırlangıçların yuva yaptığı dizi dizi mertekli evimizde.. Hiç de olağan günlere benzemeyen fakat alabildiğine tatlı ve heyecanlı o telaş mıydı yoksa, sevinçlerle uçurtan bizi?
Bayram sabahları babamızın elimizden tutup camiye gittiğimiz, kıldığımız namaz, çıkışta aldığımız çörek ve nirvanaya varmışcasına yaşanan huzurla eve dönmemiz miydi yoksa?
Yoksa ulaşılmalarının kutsallığında ekmek su kadar gerçek olan huzurlu sevinçlerimiydi sevdiğimiz?
***
GERÇEK şu ki patriyakal aile sistemi içinde kalabalıklaşan o eski bayramları çok severdik..
Eller öpüp topladığımız kuruşları şilinleri ikide birde sayar, o parayla ne alacağımızı onlarca kez düşünürdük!
Sonunda ya kırtasiyecilere yeni gelen ve mürekkebi hiç bitmeyen dedikleri kalem alırdık yada “döndürek” dediğimiz topaç..
***
MAĞUSA surlar içinde evlerin çoğu toprak damlıydı. Eğer yaz aylarında tedbir alınıp o damlara konno dediğimiz kil serilmezse Kışta yağmur yağdı mı damlar akıtırdı..
Ne var ki zaten kışta bayramları sevmezdim. Yeni ayakkabılarımız çamur olurdu. Giysilerimiz ıslanır anamızdan zılgıt yerdik..
Yazları bir başka olurdu ama.. Hele de okulların kapanıp tatile çıktığımız aylardaki bayramlarda keyfimizle sevinçlerimiz katmerlenirdi..
***
SİMDİLERDE çocuklar bayramlarda benzer duyguları mı yaşarlar? Gençler “neydi o eski bayramlar” derler mi? Bayram sabahları camiye giderler mi?
Bilmiyorum. Sözünü ettiğim yıllarda elektrik yoktu.. Olduğunda ise ajans haberlerini dinlemek için radyoyu bile yıllar sonra alabildikti..
FAKAT: Bir şey vardı ki işte şimdilerde asıl eskiyen, eskitirken bayramları da eskitip sıradanlaştıran bu nedenle “neydi o eski bayramlar” dedirten bir mefhum vardı: “Muhabbet!”
Sevgiydi, saygıydı ve sevgiyle saygıyla sarmalanmış tatlı sohbetlerle bezeli sosyal hayatlardı.
Küçükler büyüklere saygı gösterirler, büyükler küçükleri severlerdi.
Sevgilerde saygılarda büyürken kimse kimseye “be” demezdi!
Büyükler küçüklere “oğlum, kızım” derlerdi. Küçükler büyüklere amca dayı.. Kısaca insanlar birbirlerini aile fertleri gibi tanımlarlardı..
İŞTE o “muhabbeti” kaybettik önce. Yerine haseti, kıskançlığı koyduk. Hatta düşmanlığı!
Büyüdük, geliştik ve tabi ki değiştik.. Eskiden “maneviyattan” bahsederdik. Hatta ince ruhlu olduğumuzdan..
Sevdiğimiz kızlara gizliden yazdığımız mektuplarımızla, sevdiğimiz kızlardan ulaşan mektupları, heyecandan kalplerimiz duracakmış gibi okurken ne kadar ince ruhlu ve hassas olduğumuzdan söz ederdik!
Olağan bir yan bakış bile kırılganlığa neden olur, sık sık “küslük” çıkartarak sonrası barışların heyecanını yaşardık..
ARTIK gençlerle ilişki kuramıyoruz. Dünyalarımız çok denecek kadar farklı. Ve artık gençler sadece ağabeylerinin koltuk altlarında değil, bet ofislerde, eğlence mekânlarında da gelişip serpiliyorlar.. Özgürlüğün zirvesinde uçuyorlar.. Ve bir birleriyle konuşmuyorlar, konuşuyor gibi sövüşüyorlar! ***
ÇOK MU ABARTTIM? Olabilir.. Mil pardon!
Nerede kalmıştık? Eski bayramlarda mı? Eskiye rağbet olsa bit pazarına bereket yağardı derler..
Her devrin kendine özgü bir güzelliği vardır. Yeter ki insan yurdunu milletini sevsin. Ayağının bastığı toprakların mutlak sahibi olabilmek için yeşertsin, üretsin, geliştirip büyütsün. Ve korusun..
KIbrıs Türk halkı çok çekti. Hem İngiliz sömürgesinden hem Rum saldırganlardan, EOKA’dan..
NİCE bayramlar kan ve göz yaşlarıyla kutlandı! Nice bayramlar geldi geçti uslarda unutulan.. Bayramlar yaşandı, bayraklara sarılı şehitler mezarlarına taşınırlarken.. Bayramlar geldi geçti düşman gözlerken mevzilerde.. Ve binlercesiyle insanlar, çocuk genç, yaşlı.. Göç yollarında geçirdiler Bayramları..
Aradan kırk yedi yıl geçti. Hâlâ dinmeyen yürek sızılarında kutlanmakta bayramlar. Hâlâ çözümsüz ve tanınmamış hâlâ yurdum dediği topraklarının esiri insanlar..
Böyle bir kader olmamalı ama oldu işte ve hâlâ devamda..
HER neyse bir bayram daha geçecek.. Aslında geçen ömürler..
İnşallah gelecekte bu yurdun sahipleri olacak çocuklarımıza gençlerimize, özgür ve egemen bir “Kıbrıs Türk devleti” bırakırız. İşte o zaman kutlanır en büyük bayram.
…Bayramız kutlu olsun. Kalın sağlıcakla..
































