Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİRİLERİ DE GÖRSÜN ARTIK…

Ülkede bir süreden beridir suç oranlarında ciddi bir artış olduğunu sanırım kimse inkar edemez.

Biz burada, sadece basına yansıdığı kadarıyla günlük vakalara bakıyoruz ve bu dehşeti gözlemliyoruz. Kim bilir polisin ve yargının elinde ne veriler var…

Özellikle uyuşturucu ile bağlantılı tutuklamalara bakın. Her gün yeni olaylar. Bazen yüklü miktarda satışa hazır uyuşturucular yakalanıyor. Kullanıcıların adını artık duymuyoruz, ama elini sallasan uyuşturucu satıcısına çarpıyor.

Ve artık yine kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek, bu olayların çoğunun altından KKTC’deki Afrika kökenlilerin çıkmasıdır.

Gerçi bizi bilen bilir de yine de baştan söyleyelim, ırkçı değiliz, karakterimiz buna müsait değil. İnsana insan diye bakarız. Onun için bu yazdıklarımın ırkçılık düzeyine çekilmesine asla izin vermem…

Ama eğri oturup doğru konuşalım, bu durum artık bir gerçeklik değil midir? Aksini iddia eden varsa, polis kayıtlarına bir baksın. “Ben rahatsız değilim” diyen varsa, duymak isterim.

Afrikalı nüfusun içinde gerçekten öğrenci olanlara, büyük yokluklar içinde bir yandan da çalışarak okumakta direnenlere sonsuz saygı duyuyorum. Onlara olan bu saygım, tümüne birden şüpheli yaklaşmamı engelliyor.

Ancak, KKTC’den başka hiçbir ülkenin vize vermediği bazı ülkelerden, bir dönemlik okul harcını ödeyerek gelip, sonra da kaçak yaşamaya devam edenlerin karıştıkları suç örgütleri artık endişe vericidir.

Bir yandan kara para aklama, bir yandan uyuşturucu, fuhuş, hırsızlık, yasalara itaatsizlik hatta kendi aralarında cinayetler yaygın. Buna bir de son dönemde Güney Kıbrıs’a kaçak yollardan kaçmaya çalışanları ekleyin. Bizi düşürdükleri duruma bakın…

Eskiden Kıbrıslı Türk gençleri bu işler için kullanan baronlar, şimdilerde tamamen Afrikalı öğrencileri kullanır olmuşlar. Gelir düzeylerinin, bırakın lüksü, bu ülkede yaşamalarına bile yetmeyeceği bilinen tipler, altlarında son model arabalarla dolaşıyor artık. Sadece bu örnek bile üzerinde durmaya değer. Polisin trafikte tesadüfen durdurduğunun üstünde uyuşturucu çıkıyor mutlaka.

Bir yandan kayıt dışılıklarıyla sorun yaratıyorlar, diğer yandan ülkelerindeki çeteleri buraya taşımışlar, hem aralarında hesaplaşıyorlar, hem de ülkenin her bakımdan güvenliğini tehdit ediyorlar.

İş dönüp dolaşıp yine denetime geliyor. Bu insanların toptan bir şekilde suçlanmasına engel olacak, toplum güvenliğini tehdit etmelerini önleyecek sıkı denetim yok. Trafiğe takılmasalar, bir evde 28 kişi parti yapmasalar haberimiz olmayacak.

Olayın diğer bacağı, üniversiteler. Onlarca defa Bakanlık üniversitelere kayıttan düşmüş, devamsızlığı olanları bildirme zorunluluğu getirmesine rağmen, üniversitelerin birçoğu tatlı paradan vazgeçmiyor, bildirim yapmıyor.

Suça karışmış olanı, kaçağı, şunu bunu ayıklamak bu küçücük ülkede bu kadar mı zor? Üniversiteleri denetlemek alınan kararları uygulatmak bu kadar mı zor?

Acaba diyorum, ‘bu pandemi koşullarında bu nüfusu da kaybetmeyelim’ diye mi düşünülüyor?

Çocuklarımız var, torunlarımız var, daha nereye kadar görmezden geleceksiniz?

 

YERİN KULAĞI VAR

KÖTÜ NİYET:

Vaka sayısı yüzde 1’i vurmuşken, turizmi ardına kadar açmaya çalışan hükümet, iş seçime gelince, pandemiyi gerekçe gösteriyor, Anayasa’yı bile bypass etmekten çekinmiyor. Her yönüyle işin içinde bir kötü niyet var. Bugün seçime gitseler, büyük zarar göreceklerini bildiklerinden, her yol mübah devam ediyorlar. Mevcut komiteyi beğenmediler, uyduruk bir ad hoc komite denediler, o da tutmayınca, şimdi komitelerdeki üye sayılarını değiştirmeye çalışıyorlar. Bazen diyorum ki, bırak bir yıl daha kalsınlar, iyiden dibe vuralım, hepten silinsinler. Ama bu ülkeye böyle bir kötülük dileyebilir miyim?

 

SİZ DEĞİL, BİZ BELİRLERİZ:

Bu hükümet Mart’a kadar gitmez diyen Erhan Arıklı, şimdi seçim tarihini hükümetin belirleyeceğini söylüyor. “Ad-Hoc Komite kararı Meclis’e gelmeyecek mi? Meclis’te bu görüşülmeyecek mi? Gücünüz varsa orada değiştirirsiniz” diyerek muhalefete meydan okuyor. Meclisi açacak çoğunluğu bile olmayan hükümet, halka meydan okuyor aslında. Herkes de biliyor ki, bal gibi seçimden kaçıyorsunuz, ‘kaçmadık’ diyorsanız da kurun sandıkları ki, ak koyun, kara koyun belli olsun…

 

SALGIN O ZAMAN YOK MUYDU?:

UBP Genel Sekreteri Oğuzhan Hasipoğlu, muhalefetin neden erken seçim istediğini anlamadığını, corona varken seçim istemediklerini söylemiş. İyi de corona varken cumhurbaşkanı seçimini yaptınız, dizi galasını, YDP kurultayını ve UBP Genel Sekreter seçimini yaptınız bir şey olmadı da bu virüs sadece erken seçim olursa mı bulaşacak…

 

NE BAYRAK İNDİ, NE EZAN SUSTU:

Ersin Tatar, “bayrak inmesin, ezan susmasın diye biz bu mücadeleyi veriyoruz” diyor. Kusura bakmasın ama, uzun yıllar yurt dışında yaşadığı için belki kendisi bilemez ama, hiçbir dönemde bu ülkede ne bayrak indi ne de ezan sustu. Sırf birilerine şirin görünmek adına böyle olmadık laflar etmekten vaz geçsin. Bu içi boş laflara karnımız tok…

 

“SAYGI GÖSTERİN”:

Türkiye’nin Lefkoşa Eski Büyükelçisi Kaya Türkmen son yaşananlara yaptığı yorumunda, “Corona’yı yaydınız, başka bir yerden aşı temin edemeyecek olan Kıbrıslı Türklere bari aşı da gönderin. Saçma sapan diziler değil, aşı gönderin. Libya’ya göndermek de nesi? Önce Kıbrıs’a gönderin…Kıbrıslı Türklere saygı gösterin. Yüksek Mahkemesine de. Laikliğine de. Ve tabii bütün dünyaya haykırdığımız bağımsızlığına da…”… Yorum yapmaya gerek yok…

 

ÜSTEL, “DENETİM YAPACAK ELEMAN YOK”:

Ünal Üstel “tekrar kapanma yok” diyor bir yandan, diğer yandan da denetim için Sağlık Bakanlığı’nda yeterli personel yok” deyip noktayı koyuyor. Topu, daha bu hafta yetkilendirdikleri yerel yönetimlere atıyor. Yani vakalar artmaya devam edecek, biz açılımlara devam edeceğiz, denentim de yapamayacağız, kusura bakmayın. Pandemi diyerek işe aldığınız, nerede olduğu belli olmayan geçicileri eğitip denetime koşsanız bi zahmet? Yoksa kızarlar da oy vermezler mi size? Ölmüşüz de üstümüzü örten yok…

 

AÇLIK SINIRINDA EMEKLİ MAAŞI:

KTAMS açıkladı, 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 3 bin 920 lira. Geçinmek için gerekli miktar değil bu, açlık sınırı. Abartmamış sendika, hatta düşük bile tutmuş. Diğer yandan devlet, kendi emeklisine asgari ücretin altında bu rakamı layık görüyor. 30 yıldan fazla çalışmış biri, sosyal sigorta yatırımları en düşük dereceden yapılmışsa, asgari ücreti bile alamıyor. Asıl düzeltilmesi gereken çarpıklık bu…