Geriye dönüp yıllar öncesine baktığımda doğrusu ya bizzat yaşaığım için olmalı “çileli, mağdur, bedbin ve fakir” bir toplum görürüm!
Dolayısıyla bizler bugünlere o geçmişin aynasından bakar şükrederiz. Devleti de bu “şükranın” içine katarız. Çünkü biliriz ki “devletli” olunmazsa “varlık” da olunmaz, ekonomi de egemenlik ve bağımsızlık da! Bunlar olmayınca da ne istikrar olur ne huzur.. Ne büyüklük ne egemenlik! Geçmişte çok uzun yıllar yaşadığımızca komşumuz Ruma muhtaç ancak onun insafı oranında hayat hakkı bulan bir “toplum” oluruz ki bizim kuşak o günleri de yaşadığı için acıyla hatırlar!
***
ANLATMAK ZORUNDAYIZ: Bugünkü jenerasyon yada tarihe şerh düşmek gerekirse 1974 sonrasında doğup yetişen genç “jenerasyonumuz” her ne kadar kendilerini siyasi bir çözümsüzlüğün kargaşasında bulmuşlarsa da “ayrı ve egemen bir devlet oluşun” kıvancıyla tasasını, özgürlükle egemenliğini, siyasi ve ekonomik varlığın önemiyle bir devletin bunların uğrunda nasıl seçimlerden seçimlere koştuğunu, insanların memleketi yönetmek için nasıl siyaset yaptıklarını da görüp öğrendiler.. Çok kısaca bizim jenerasyonun sahip olamadığına “devlet” mertebesinde “devletlu” olurlarken sahip oldular. Ki şimdi onlar siyasi partileriyle bu devleti yüceltip mamur ve yaşanabilir hale getirmek için görevdedirler. Onlar artık “yöneticilerdirler.” Bu gerçeği çok iyi anlamak gerekir çünkü artık kendimizi kendi evlatlarımızla yönetmekten ötesi bir “alternatifimiz” yoktur.
***
EKONOMİYE BU DEĞER YARGISIYLA BAKIYORUM. Geçen hafta “koordinatörümüz Fuat Oktay’ın KKTC ile ilgili geleceğe yönelik bir değerlendirmesiyle tasavvurunun beyanı olduydu.
Diyordu ki Oktay, “Kıbrıs’ta üretim altyapısını kurmak istiyoruz.” Ve ekliyordu:
“Eğitim ve turizm altyapısı mevcut. Ama pandemi araya girince gördük ki bu yeterli değil. Hizmet sektörü ve ayni şekilde sanayinin de güçlendirilmesi gerekir…”
Fakat ayni sıralarda Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Candan Avunduk da yaptığı açıklamada KKTC’de 960 sanayi tesisi olduğunu fakat hem girdi maliyetleri hem de dıştan ithal ürünler nedeniyle bu tesislerin hayır yüzü görmediklerini açıklayıp yakınıyordu!
Ve diyordu ki “Sanayide 24 farklı sektörümüz vardır fakat beklenen üretim ve satışlar gerçekleşmiyor!..” Bu konudaki önerilerinden bazıları ise şöyleydi:
“Yerel üretimimizde dışa bağımlılığı ortadan kaldırmamız gerekiyor.. KKTC’i yatırımlar için cazip hale getirmek gerekir… 34 farklı üretimde ihracat potansiyelimiz vardır… Yerel üretim fonlarla desteklenmelidir…” ***
HÂLÂ YOLUN BAŞINDAYIZ: Ki yıllar önce de liderlikler döneminde üreticinin ürettiklerinin pazarlanarak değerlendirilmesi söz konusu olduğunda “Türkten Türke kampanyalarına” başvurulur, her kim ki Rum’dan alışveriş ederse “teşkilat” tarafından cezalandırılırdı! Yani o yıllarda şimdilerde Candan Avunduk’un önerdiği “üretimin fonlarla değerlendirilmesine” nazire, tutun ki “kötek cezasına” başvurulurdu!
(Haa, sonra ne olurdu ama? Bazı zengin iş insanı kodamanlar mesela kolaları Rumdan kaçak alır Türk bölgelerinde baskın pahaya satarlardı! Bu ve benzer olayları bizzat Celal Hordan’ın kısa sürede kurup memleketi oluğunca örgütüne kattığı Gençlik Teşkilatında bizzat yaşadım ki şimdi Rumdan bir arşın bez aldı diye çaresiz bazı yurttaşlara kesilen para cezalarıyla atılan dayaklardan dolayı pişmanlık ve utanç duyuyorum zaten bu nedenlerden de dolayı da o teşkilattan çok erken ayrıldımdı!)
***
PEKİ BUGÜN VAZİYETLER NEDİR? 1974’den önce ve az biraz sonrasında uğruna “bakanlık” oluşturmamıza karşın büyük bir seferberlik sonucu oluşan kooperatiflerimizi yaygınlığınca yaşatmak ve bir sistem haline getirmek de mümkün olmadı! Dolayısıyla artık mesela tarım kesiminde üretilenleri toptancılar tutun ki aracılar piyasaya sürmektedirler. Nasılsa öylesine! Ki bu ülkede hâlâ “hal” bile oluşturulamadı..
***
SANAYİ BÖLGELERİ SORUNU! Öte yandan sanayi sektörünün kaburgasını oluşturan “tesislerini” ne kapsamında en iyi şekilde toplayıp yeterli ve tertemiz üretim yapacak “Organize Sanayi bölgelerimiz” yeterli ve iyidirler ne de artık önemi bölgedeki koşullar nedeniyle çok daha iyi anlaşılan Mağusa limanı yeterlidir.
Hatta bu organize sanayi bölgelerimizle limanımız utancımızdırlar. Tıpkı ötesi alt yapılarımız gibi! Yollarımızdan kaldırımlarımıza, ışıklandırmalardan sağlık kurumlarına, okullarımıza kadar!
Doğrusu ben bu fukara ve çaresiz görünümleri oluşturan altyapı çarpıklığıyla yokluk ve eksikliklerden yurdunu seven yurttaş olarak utanç duyuyorum ve üzülüyorum!
***
ÖTE YANDAN BİR ÖTESİ SORUN VAR: Hiçbir maruzatımız olamaz! Hellimin AB’de tescil edilmesi olayına tutun ki siyasi nedenlerden dolayı katılma ve aktif rol alma durumumuz olamazdı çünkü Güney’deki Rum’a bu konuda aşık atmak mümkün değildi. Nitekim “tescil” konusunda bir kez daha bize bayda attılar.
Peki ama biz davullu zurnalı haberleri gelen bu hellim tescili konusunda ne yaptıktı? Ki yıllar öncesinden biliniyordu AB’ye ihraç edilecek hellimlere koyun ve keçi sütünün de katılması gerekeceğini! Oysa henüz yeni yeni küçükbaş hayvan teminine gidiyoruz!
*** TABİ Kİ YOKTAN YARATTIKLARIMIZ DA OLDU: Mesela desem ki 1974’lerden sonra KKTC’ye hatta Amerika’ya bile konfeksiyon ürünlerimizi ihraç ederdik..
Ahmet Sanver’in 10’un üzerindeki kitaplarını okuyun. Bir zamanlar Kıbrıs Türk toplumunun neler ürettiğini, hangi pazarlara ihracat yaptığını hatta Rumlarla rekabet yapacak düzeye gelindiğini öğrenirsiniz. Uzağa gitmeye hiç gerek yok. 1974 sonrası Nadir’li narenciye bahçelerimiz sarı altın yumurtluyorlardı. Bugün Suat hocanın ürettiği elektrikle çalışan arabaya tanık oluyoruz.
Kısaca en alttan en yukarıya kadar bir üretim potansiyeli yaratıldı ama sisteme sokulmadı. Diğer tüm “kurumlarda sektörlerde olduğu gibi!”
Çünkü iktidar olanlar vadelerinin ne zaman hitama erip yerlerini bir başka hükümete devredeceklerini gözlemekten önlerindeki sorunlara odaklanacak huzur ve istikrarda değillerdir! Ki artık yıllık planlar bile uygulanamıyorlar! Kaldı ki KKTC’i yıllar ötesine taşıyacak plan ve programlar yapılsın!
Vesselam kat edecek çok yolumuz yapacak çok işimiz vardır. Oysa şimdilerde çzür dilerim ama en hafif ve insaflı ifadesiyle yazayım, dağlar gibi sorunları yapacağız edeceğiz çözeceğiz gerçekleştireceğiz gibilerinden “cekli caklı” deyişlerle fakat yıllar yılı öteleyerek havanda su dövüyoruz!
































