Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

“OTHELLO SENDROMU”

“Shakespeare’in en ünlü eserlerinden biri olan Othello’da, oyunun kahramanlarından Othello ve karısı Desdemona birbirlerini büyük bir aşkla sevmektedir. Ancak, İago, Othello’ya karşı kinlidir. Othello’nun büyük aşkı karısına ilk armağanı olan mendili karısı Desdemona kaybetmiştir. Othello, karısının mendili kaybetmesinden kuşkulanmaya başlar. Mendili ele geçiren İago, Othello’nun Desdemona’ya güvenini sarsacak bir plan kurar. İago’nun planı sonucunda Othello, Desdemona’nın Cassio’yla aşk yaşadığından kuşkulanmaya başlar. İçindeki kıskançlık gün geçtikçe büyüyen Othello, Cassio’yu ve karısını öldürür. Sonunda her şeyin İago’nun planı olduğunu öğrenen Othello kendini de öldürür.”

“Othello” oyununun kısa öyküsü böyle…

Birçok psikolojik sendrom vardır.

Bunlardan biri “Othello Sendromu” olarak bilinir.

Konu ile ilgili bilgi şöyle:

“Adını ünlü yazar William Shakespeare’in “Othello” adlı eserinden alan bu rahatsızlık, kişinin sevdiği birini hastalık derecesinde kıskanması durumu olarak ifade ediliyor. Eşinin veya sevgilisinin sadık olmadığı düşüncesine kapılan kişiler, kafalarında kurdukları senaryoda ihanete uğradıklarını düşünüp, birlikte oldukları kişilere zarar verebiliyor.”

Bireylerde görünen bu psikolojik rahatsızlıkları toplumlar da yaşar mı?

Sürekli olarak aynı sorun içerisinde boğuşan nesillerden oluşmuş toplumlarda yaşanan toplumsal psikolojik sorunlar var mıdır?

Otoriter rejimlerde yaratılan korku psikolojisi büyüdükçe gücü elinde bulunduranların, kendi vatandaşlarını düşmanlaştırıp onları yok edecek kadar tutumlar sergilemelerinin altında sadece siyasi ihtiraslar mı var, yoksa bunlar psikolojik nedenlere de dayandırılabilir mi?

Ya da süreç içerisinde buna benzer psikolojik rahatsızlıklar toplumsal bir boyuta varır mı?

Doğrusu bizi aşan bir durumdur fakat üzerinde durulmaya değer.

Kendi ülkesinde sürekli düşman yaratan siyasi bir zihniyetin beyninde böyle psikolojik rahatsızlıkların olması mümkündür.

Zihinsel olarak şekillendirdikleri taraftarlarını da kendilerine benzeterek işi daha vahim hale getirebilmektedirler.

Herkesi düşman gördüklerinden, çevrelerini hatta sevdiklerini bile yok etmekten çekinmezler; kendilerine karşı en ufak bir güvensizliği “ihanet” saydıklarından, bunları yok etmeyi denerler.

Bu tür siyasal rejimlerin tarihte örneği çoktur, ama bunun bir psikolojik sendromla açıklanıp açıklanmayacağını bilmiyoruz…

Yüzyıllarca birlikte yaşayan Kıbrıs’taki toplumların (toplumu yönetenlerin) gün geldiğinde birbirlerini düşman bellemesinin ardında ne kadar siyasi ihtiraslar, hedefler ve buna benzer şeyler varsa da, iş giderek güvensizlik duygusuna dönüştürüldüğünden, “iyi” ye doğru seyredecek herhangi bir şeyden bile kuşku duyulur duruma gelinmesi düşündürücüdür.

Karşı tarafa oluşan güvensizlik durumundan dolayı, herhangi barışçıl bir adımdan bile kuşku duymak toplumsal bir refleks haline gelmedi mi?

Öteden beri izlenen bu tür siyasetler belirli bir psikolojik sendrom haline dönüşmedi mi?

Her an birinin diğerini aldatacağı veya aldattığı şeklindeki olaylar psikolojik bir sendromun göstergesi değil mi?

Toplumlar boyutunda olmasa bile, toplum iradesine hükmeden birçok gelmiş geçmiş siyasinin bu sendromu yaşadığını söylemek, fazla ileri gitmek mi olur?

Dileyelim ki bu tiyatronun sonu yapılan planları sonradan öğrenen Othello gibi olmasın…