Gecenin bir yarısında yattığınız odanın kapısı zorlansa, içeriye polisler girse, yanlarında köpeklerle birlikte, köpekler odayı altüst etse, yattığınız yatağın üstüne çıksa, başınızı koyduğunuz yastığa salyalarını akıtsa, sizi baştan aşağı koklasa…
Tepkiniz ne olurdu?
Böylesi bir olayın sorusu bile sorulmaz.
Memleketin altını üstüne getirirdiniz elbette.
Ama bu olay gariban işçilere yapılınca kimsemizden tıs çıkmaz. Üstelik polisimiz başarılı bir “huzur” operasyonu yaptı diye gazetelerimiz çarşaf çarşaf yayımlarlar, bizim de içimiz “huzur” dolar.
Hükümetin asaleten ataması için Cumhurbaşkanı’nın imzasını bekleyen Polis Genel Müdürlüğü’ne vekaleten yani geçici süreyle atanan “huzur” operasyonları başlattı.
Yollar kesiliyor, araçlar denetleniyor, işçilerin kaldığı pansiyonlar halaç pamuğu gibi atılıyor, köpekler önde polisler arkada her yer didik didik aranıyor, gece kulüpleri basılıyor, biçare konsomatris kadınlar çıplak vaziyette korkuyla sağa sola kaçışıyorlar ve memlekete bir huzur geliyor ki sormayın gitsin.
Sabah olunca da vekaleten müdürün huzuruna heyetler çıkıyor ve “ne kadar başarılı olduğunun” tebriklerini kabul ediyor.
***
Hükümet, Polis Genel Müdürlüğü’ne Şenay Kebabçıoğlu’nu atadı.
Cumhurbaşkanı henüz bu atamayı onaylamadı ve imzalamadı.
Konu şu veya bu şekilde halledilecek.
Polis Genel Müdürlüğü’nün ilanihaye vekaleten yürütülmesi söz konusu bile olamaz.
Fakat, belli ki polisteki makam hırsı daha uzun süre devam edeceğe benziyor.
Ve bu hırs utanç verici manzaralar görmemize neden oluyor.
Ülkemize çalışmak için gelen işçilerin yataklarında köpeklerin gezdiği, üç kuruş para uğruna ülkemizdeki gece kulüplerinde çalışmaya gelen kadınların çırılçıplak ortalıkta koşturduğu manzaralar.
Sizce bu manzaralar KKTC’den başka hangi ülkelerde görülebilir?
***
Aşağıdaki okur mektubu bir kadın okuyucudan geldi.
Aynen yayımlıyorum.
Hükümete ve Cumhurbaşkanı’na ithafen;
Yıl 1990.
Yaz tatili için İngiltere’ye gitmek, orada iki ay çalışıp dönmek, biraz para kazanmak, İngilizce’yi geliştirmek amacı ile yola çıkıyorum.
O zamanlar AB pasaportları da yok. Havaalanında son yoklamadan geçiyoruz. Beni ve bir başka kadını bir köşeye ayırtıyorlar. Valizlerimiz didik didik yoklanıyor, köpekler geliyor ve eşyalarımızın üzerinde köpekler geziyor.
“Neden” diye sorduğumda “sen vatansızsın” deniyor. Diğer kadının da İngiltere’ye girip suç işleme ihtimali varmış. Hiç tanımadığım o kadının ne olduğunu bilmiyorum ama ben hayatımın en korkunç aşağılanmasına maruz kalmıştım.
23 yıl sonra bu yaşadığım insanlık ayıbını neden mi hatırladım?
Gazetelerimizde “gece baskını” başlıklı haberleri görünce hatırladım.
Adı da “huzur operasyonu.”
Eğitilmiş köpekler işçilerin yataklarında dolaşıyor. Valizler döküm saçım. Elbiseleri ortalığa savrulmuş.
Bir gazetenin başyazarı diyor ki köşesinde, “son günlerde müthiş bir değişim var. Dikkat ederseniz 10 gün içinde bu ülkede önemli gelişmeler oluyor. Sayın Pervin Gürler vekaleten Polis Genel Müdürlüğü’ne atandığı günden itibaren ülke çapında huzur operasyonu başlattı. Üniversiteler, pansiyonlar, gece kulüpleri gibi yerlerde kapsamlı denetimler yapıldı. Polisin bu operasyonları kötü niyetlilere korku, vatandaşlara güven vericidir.”
Peki soruyorum.
İyi niyetli, ekmeğini bu ülkede kazanmak için buralara gelen ve her türlü pis işimizde çalıştırdığımız onurlu insanların yaşadığı bu aşağılayıcı durumun hesabını kim verecek?
Ben kendi adıma korktum.
Daha vekaleten atanmış bir Genel Müdür 10 günde bu kadar insanlık dışı operasyonlara sebep olabiliyor.
Ya kalıcı olursa?
Neler yapacak acaba?
































