Salgın döneminde bir Pazar günü daha.
Ortalık günlük güneşlik.
Gönyeli Belediye Bulvarı bomboş ve bu kent bana yabancı gibi duruyor, sanki çocukluğumu ve gençliğimi öldüren bu kentin ta kendisi; sanki bu beton binalar cinayetin sebebi, ve sanki ara sokakların mahzunluğu bu fetihçi salgın yüzünden.
Bir sokak kedisi diğer kedinin sırtına atılıp dişlerini vahşice geçirmiş ensesine, şehvet ve cinnet anı gibi.
Boş sokaklarda sokak tabelaları hiçbir şey anlatmıyor.
Herkes oturduğu sokak adını biliyor sadece.
Lefkoşa gibi değil, herkes neredeyse bütün mahalle ve sokak adlarını bilirdi;
Akkavuk Mahallesi, Arabahmet Mahallesi; Laleli Sokak, Tanzimat Sokak, Kamil Paşa Sokak gibi.
Birine Candan Sokak ya da Hizmet Sokak nerede diye sorsanız bilmez.
Bölgenin sakinliği yasak bir günün sessizliğine karışıyor.
Yasaklı bir pazar gününde hayat akvaryumdaki balıkların hayatına dönüşmüş fakat akvaryumun dışındaki hayat ne ki?
İnsanlar yaşadıkları müddetçe özgür yaşamanın peşinde koşacaklar durmadan, ki, belki de herkesin hissettiği gibi ya da yaşamak istediği gibi bir özgürlük olmayacak hiç.
Her zaman bir yarısı tutsak, bir yarısı özgür kalacak insanlığın…
…
Hayvan sevgisinin günümüzdeki gibi olmadığı yıllardı.
O yıllarda Surlariçi Lefkoşa’nın tenha vakitlerinde köpek havlamaları duyulurdu daha çok.
Şimdi tek tük dışarıda kendi başına salınan köpekler var ve insanlar kedi, köpek, kuş beselemeye oldukça meraklanmış durumda, öyle ki veterinerlere randevu ile gidilir.
Köpek sesleri de olmayınca bu sessizliğin sesine gömülmüş kentte güvercinlerin mırıldanmalarından başka bir şey duyulmuyor.
Bu arada sıkı bir rock müziği dinlerken, ilk Türkçe rock icrasının kim tarafından ve ne zaman yapıldığına bakmak istedik.
Anadolu rock’un babası Cem Karaca bilinir ve en popüler o olduğundan Türkçe rock’ın da onunla başladığı sanılır.
Öyle değilmiş.
Bir araştırmaya göre o isim Durul Gence’dir.
1955 yılında Deniz Harp Okulu öğrencileri arasında bulunan Durul Gence, yine öğrencilerden bir müzik grubu oluşturup, dünyada yeni popüler hale gelen rock müziğini icra etmeye başlamış.
Başlamışlar ama dönemin askeri bu işe fena bozulmuş ve orkestranın çalışmalarını yasaklamış…
Artık bu müzik türü 1961’de Erol Büyükburç’un “Little Lucy” ve 1964’te Tülay German’ın “Burçak Tarlası” adlı şarkısını bekleyecekti.
Ondan sonraki yıllar işçi sınıfı ve gençlik hareketlerinin yükselmesine paralele olarak Cem Karaca en tepeye tırmanacaktı…
































