Mağusa’lı bazı arkadaşlarım çok erken ölüdülerdi. İsmet Kotak, Taşkent Atasayan, Burhan Nalbantoğlu, Asaf Şentürk…
Hepsine Allah’tan rahmet dilerim. Hemen hepsinin de Kıbrıs Türk toplumunun bünyesine kazınmış asla unutulup silinemeyecek faydaları oldu.
Hemen hepsi de politika kulvarlarında koşuştururlarken “bu topluma ne verebilir neyi kazandırabilirim” çabasında oldulardı.
Aslında onlar Kıbrıs Türk halkının devlet olmasının yollarını açan öncülerdi. Çoğu politikadaki yerlerini Rahmetlik Denktaş’ın saflarında aldılardı. Bazı ayrı gayrı görüşlerine karşın değişmeyen ortak noktaları Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve egemenliğine can’ı gönülden inanmalarıydı. Bu inanca kattıkları can suları ise ekonomik yönden Rum’a hatta Türkiye’ye çok muhtaaç olmadan kendi ayaklarımızın üzerinde durabileceğimiz bir kalkınma trendi yakalayabilmemizdi..
Mesela İsmet Kotak batıp girmiş olan Kooperatiflerle Kooperatifçiliği yeninden bu düşünce ile ayağa kaldırdıydı..
Rahmetlik Nalbantoğlu sağlık servislerini hastaneleri ve işlerliğiyle sağlık ünitelerini bu nedenle yeniden devreye soktu. Asaf Kıbrıs Limanlar şirketini… Güvener ilk kez Kotakla sosyal konut pojesini hayata geçirdilerdi…
***
Bu “arkadaşlarım” dediğim politikacılarımızın da halka halka ulanan arkadaşları vardı. Hepsini de rahmetle anıyorum. Ve neyi hatırlatarak ne anlatmak istediğime dönüyorum:
GEÇTİĞiMİZ haftanın iki üç gününe eğer bundan sonra ciddiyetle değerlendirilirse KKTC’i ayağa kaldırabilecek bazı kararlar alındıydı.
Dün “köşemde” bu yeni kararlarla atılımlara değindiydim. Mesela Erdoğan Dünya Ekonomik İşbirliği üye ülkelerine çağrıda bulunuyor KKTC ile ilişki kurmalarını istiyordu.
TC’nin Ticaret Bakanı Lefkoşa’ya geliyor ilgili Bakan ve iş insanlarıyla iki ülke arasındaki ticari ilişkililerin geliştirilmesine yönelik temaslarda bulunuyordu. Kadük duruma gelmiş iki ülke arasındaki “kıyı ticaretinin” yeniden başlayabileceği müjdesini veriyordu..
Kısaca Ankara uzun yıllar sonra KKTC’i yeniden merceği altına koyuyor, sosyo ekonomik yönden kalkınması için yeni bir seferberlik başlatıyordu..
FAKAT bunlara karşın dün yine de sormuştum. “Bu yeni seferberliğe hazır mıyız?” Türkiye elbet katkıda bulunacak da hani şu yukarıda adlarını rahmetle andığım arkadaşlarım gibi yaratıcı olabilecek, bu memlekete terlerini akıtabilecek, tırnaklarıyla toprağı yeniden kazabilecekler miydi?
Yoksa cadı kazanı haline getirdikleri kısır döngülü siyasi arenada akla hayale gelmedik hokkabazlıklarla memleketin canına okumaya devam mı edecekler?***
BUNLARI NEDEN YAZDIM? Çünkü “kıyı ticareti” dedikleri olaydan tutun da ekonomide ivme kazanmak için gerçekleştirilecek tüm tedbirler, alınacak tüm kararların anası da babası da “üretimdir!” Üretime karşın eğer enginar dalında, patates toprakta kalıyorsa.. Eğer iki ülke arasında “açık pazar” olarak niteleyeceğimiz mesela Mağusa limanı ile Mersin limanı arasında malların gelişi gidişi karşılıklı pazarlanmaları murat ediliyorsa önce üretime ağırlık verilmesi gerekir.
BU konuda rahmetlik Atasayan’ın Koop. Bakanı olduğu dönemlerdeki bir anımı anlatayım.
Koop sütçülüğün bir ürünü olan dondurmalarının hele de şu sakızlı dondurmasının namı ile tadı dolayısıyla kalitesi TC deki bazı super marketlerden bile ses getirirken bir gün Atasayan’a sordumdu.
Neden elimizde böyle kaliteli bir ürün varken Türkiye pazarlarına açılmıyor, satışları artırmıyoruz.
Atasayan şöyle cevap verdiydi: “Çünkü kendimize güvenmiyoruz. Bu iş maskaralık değil. Bir firmayla bağlantı kurarsın ihracat başladıktan sonra eğer gelecek taleplerini karşılayamazsan sonrasında kimse senden mal almaz. Dolayısıyla iddiasız şekilde vaziyetleri idare ediyoruz” falan dediydi..
Bu konuda neden yeterli olmadığımızı da “imkânlarımız ancak bu kadar” dediydi..
Peki bir gün Erdoğan’ın çağrısına uygunluğunca mesela “Dünya Ekonomik işbirliği üye ülkelerinden İran, Pakistan hatta bırakın onları, sadece Türkiye’deki ilgili firmalarından KKTC’den mal alımı istekleri gelse o 83 milyonluk ülkeyi yda ütesi ülkeleri tatmin edebilecek bir üretim potansiyeline sahip miyiz? Hatta o kıyı ticaretine uyum sağlayacak ekonomik yeterliliğe ulaşabilir miyiz?
YANİ bütün bunlar göz önünde bulundurulup bir üretim sistemi haline getirilecek ekonomik mekanizmalar çalıştırılmazsa, kusura bakmayın ama kalkınma dediğimiz olay panayırcılıktan öteye geçmez!
ÖTE yandan hem ticaret hem turizm yönünden eğer Mağusa limanını sil baştan “liman gibi liman yapmazsanız” yine olmaz!Eğer bir “son söze” gerek varsa onu da şöyle vurgulayım: KKTC’de ağa paşa olmak için önce adam gibi oturup nasıl bir çözüm istediğimizin ulusal birlikteliğine varacağız ki oradan esecek “bağımsız ve egemen rüzgârların” dolduracağı yelkenlerimizle kanatlanıp uçalım.. Yoksa şöyle “federasyon,” yok “böyle iki devlet” diye diye boşa geçen günler,
siyasi mastürbasyondan başka bir şey değildir.
Kısaca bizim detoksa değil bonoksa ihtiyacımız vardır…
































