Çok değil ama şimdi daha iyi anladığımı sanıyorum. Asırlar önce peygamberlere Allah tarafından vahiy oldu dediklerince anlatılanlarla yazılıp oluşan “kutsal kitaplar,” coronavirüs benzeri felaketlerin haberlerini hep verdilerdi hatta tufana kadar..
Verirlerken de “dikkat edin” diye uyardılardı: “Şunu şunu yapmayacaksınız!” İyilik yaparsanız iyilik, kötülük yaparsanız kötülük bulacaksınız” dedilerdi. Sonra dönüp neyin “iyilik” neyin “kötülük” olduğunu anlattılardı.
En önemlisi kâinatta “ferdi irade” değil “külli iradenin” olduğunu hatırlattılardı. “Allah”ı öyle tanımladılardı.. “Yeri göğü yaratan, rızkımızı veren, yerin ve göklerin tek iradesi, ezeli ve ebedi Allah’tır” dedilerdi.
***
TABİ ki amacım din ve kutsal kitaplardan söz etmek değildir. Kaldı ki izahlarını yapamayacak kadar cahiliyim bu konuların..
Fakat şu koronavirüs var ya! Bir din adamı sayesinde hayatın anlamını anladık” dediydi bir makalesinde..
NE kadar anladığımızı bilmiyorum ama eğer hâlâ “covid 19” üzerinden bile politika yapılıyorsa..
Covid 19 salgınının yarattığı felaketler ortamlarını bile fırsatlara çevirerek “daha çok kazanma hırsında” halklar istismar edilirlerken sömürülüyorlarsa..
Ve Artık virüs tüm dünyada devrialem yapar ve önüne gelenin hayatına canına kastederken bile virüsten beter ülkeler arası silahlanma yarışları devam ediyorsa…
Dünyada “virüssel” hiçbir değişim olmamış gibi siyaset dünyası, seçimleri iktidar ve muhalefetleriyle dişe diş boğaz boğaza tepişiyorsa…
Kısaca ölüm saçan virüse karşılık insanlık hâlâ eski hamam eski tas hatta daha çok azarak cehennem zebanileri gibi dünyaya sadece kötülük yapıyorlarsa…
…BAKIN: Bütün kutsal kitaplarda “kıyamet günü” haberi vardır.. Bugüne kadar anlamını anlamlaştıramadıydım ama şimdi az biraz anlıyorum. Bir gün bu (dünyamızı) virüsler yada devler değil.. Yine üzerinde yaşayan insanlar yok edecek.. Haber verilen “insan yapımı” kıyamet günü öyle bir son olacak…
***
YA KIBRIS? Nedir bu dünyada yeri?” Hâlâ belli değil çünkü cevap verilemeyecek kadar “siyasi sorunlu!”
Fakat Kıbrıs’ın da korona virüsü var.. Hem de bulaştırdığının ölümüne neden olacak kadar. Ki öncesinde bu görev adadaki Rum toplumunundu!” Önüne gelen Türkü kurşunlamak, evini barkını yakıp yıkmak, çocuğunu kadınını kurşunlayıp toplu mezarlara koymak, göçe zorlamak görevinde..
Neyse ki hâlâ “yıkılmadık ayaktayız!” Fakat 47 yıldır da örneğin geçen gün de Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’ın yinelediğince “Egemen iki eşit devlete dayalı politikamızı masaya getireceğiz” açıklamasına karşılık; bu adada hâlâ egemenlik savaşı veriyoruz!
VE galiba bu sorunu ne BM’lerin Guterres’ine anlatabiliyoruz ne de artık sorunun şah damarında atan AB ülkeleriyle “Müslüman olduklarını iddia eden, dolayısıyla en azından din birlikteliğimiz olması gereken Arap ülkelerine anlatabiliyoruz!
Rum-Yunan propagandasına yenik düşmüşlüğümüzle bırakın “devlet” iddiamızı “egemen bir yönetim” olduğumuzu bile kabul ettiremiyoruz ..
Çünkü adanın Kuzeyindeki egemenlik hakkımıza (yok böyle bir acayiplik ama) biz de inanmıyoruz! Dolayısıyla Federasyon çığlıkları atılırken Sn. Tatar’ın iki egemen devlet” çağrısı lafı güzaf olmaktan öte anlam ifade etmiyor!
ÖTE YANDAN: “iki egemen devlete dayalı çözüm” sağlamak için önce bizim kendimizi “devlet” olarak tanımamız gerekmiyor mu? Ha tanıyoruz da her ay maaşları verdiği, koronavirüsle mücadele ettiği oranda!
Bunun ötesinde en küçük bir siyasi tasarrufta bulunmuyoruz! Nitekim “ulusların kendi siyasi kaderlerini tayin hakkında self determinasyona gitme hakkımız” hâlâ mahfuzdur ama kullanmıyoruz! ÇÜNKÜ olayı (bir mahzuru yoktur ama) sadece Türkiye’ye bağlanmak yönünden değerlendiriyoruz. Oysa “self determinasyonda” “ayrılık” da vardır. Ki biz Kıbrıs Türk halkı öteden beridir adada Türkiye’nin bir vilayeti olmayı değil, “bağımsız devlet” olmayı savunuyoruz.. Yoksa daha 1974’ün hemen akabinde ne Otonom Kıbrıs Türk Devletini kurardık ne de Federal devleti.. Hele KKTC’i hiç ilan etmezdik..
…ARTIK tüm bu “siyasi olguları” tartışmalı bu adada ne için nasıl mücadele etmek gerektiği konusunda ulusal bütünselliğe varmalıyız. Yoksa biz bu davayı kaybederiz..
***
KISACA TAKILDIĞIM: (NEDEN PAHALI?) Türkiye koronavirüs’e bile yenik düşmedi ama “pahalılığa” yenik düştü.. Asıl gerçek tanımıyla “fırsatçılığa!” Ki KKTC’de de de var!
Nitekim Türkiye şaşkın: Tv. lerde falan haberleri yanı sıra nedenleri anlatılıyor tartışmaları oluyor. Ve olayın farkında olanlar feryat ediyorlar. Diyorlar ki “tarladaki üreticinin elinden 2 liraya alınan domates pazarda 6 liraya satılıyor!” Yine de insaflı..
Ya bizde? Tarladan 2 liraya alınan ürün 12 liraya satılır!
OLAY şudur: Önce çok iyi bilinmelidir. Üretici hiçbir zaman ürettiğinin satışından kazanmaz. Nitekim pazara gelinceye kadar toptancıdan satın alınan domateslere 2’şer liralık kâr hadleri kondukta olağandır ki pazarda domates 6 lira olur..
PEKİ çare? “Kooperatifçilik!” Eğer yaygınlığınca kooperatifleşmeler ekonomik sistem haline gelseler ve üretici ile Tüketici arasına aracı tefeci sokulmamış olsaydı; tarladan 2 liraya alınan o domates pazarda 4 liraya satılacaktı..
Bizde kooperatifçiliği öldürdüler! Türkiye’de hiç olmadı!
































