Yukarıda yazdığım başlık, KKTC’nin berbat halini buna sebep olanların izlediği politikanın özetidir.
Yönetim bilimiyle, akılla, mantıkla idare edilmeyen bir ülkeye döndük. Her gün yeni bir saçmalık, her gün yapılması gerekenin tersini yapan bir hükümet. Sanki vatandaşıyla inatlaşıyor…
İki belediye başkanı yırtınıyor, “tedbir alın yayılıyor, kapatın” diye. Yok, yapmamakta direniyorlar.
Alsancak Belediye Başkanı’nın imdat çağrısını okurken, aklıma geçen hafta söyledikleri geldi.
Daha bulaş bu kadar yayılmamışken, köyündeki bet ofisine girenin çıkanın haddi hesabı olmadığını, kapatmak istediğini, yetkisi olmadığı için yapamadığını söylüyordu. “Ama bir yolunu bulacağım, hiç olmazsa ‘park yeri yok’ diyerek işletme iznini yenilemeyeceğim” diyordu…
Yerel yönetim niye var? Bölgesinin sorunlarını yerinde görsün, çare bulsun diye.
KKTC’de yerel yönetim sanki düşman, dinlenmiyor bile. Hastalık almış yürümüş hala kulak asılmıyor, hala yetki verilmiyor. Fırat Ataser, çıkan karar karşısında sadece “Eşitlik ve adaletli olarak halkın sağlığı için söylediklerimin arkasındayım, casinoların kapanmaması bir ayrıcalık oldu” diyor, yapacak başka bir şeyi yok…
Bu hafta da geçen hafta gibi, milleti nefesini tutup bekleme durumuna getirdiler. Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu ne karar alacak, Bakanlar Kurulu bunun kaçta kaçını uygulayacak… Sonuçta yine şaşırtmadılar, gayet istikrarlı bir şekilde ortaya yeni çelişkiler yumağı çıkarttılar.
Kararları yine anlaşılmaz, çelişkili, eksik, yanlış…
Hastalığın oralardan yayıldığını kabul ettiğin halde, kumarhaneyi açık bırak, bet ofisi açık bırak, vaka üstüne vaka.
Niye kapatamazlar? Niye iki köyü karantinaya almazlar? Daha önce bundan çok daha az sayıda vakayla Karpaz’da köyler karantinaya alınmadı mı? Ha o biçare Karpaz köylerinde kumarhane yoktu değil mi?
Şimdi, Alsancak, Lapta’dan başka bölgelere gidecek çalışanlar, öğretmenler, öğrenciler konusunu tartışıyor herkes. Bu insanlara “gelmeyin” deyip, başta eğitimde fırsat eşitliği olmak üzere, birçok haklarını çiğniyorlar. Konu sadece öğretmen-öğrenci mi? Ya başka bölgelerde çalışan memurlar, işçiler ne olacak? Çıkara çıkara bu iki köyde 65 yaş üstünü aşılama kararı almışlar. Bu zaten halihazırda yapılmıyor muydu? Sağlık Bakanı daha Bakanlar Kurulu’na götürecekmiş falan. Aklıma mukayyet olamıyorum.
Bir de çıkıp, politikaların Bulaşıcı Hastalıklar Yasası ve Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi kararlarına göre şekillenmekte olduğunu söylemezler mi? Oysa hiç alakası yok, bütün meseleleri, maliyeyi kurtarmak. Varsın hastalık yayılsın, biz bu kumar vergilerini toplayalım, memuru ödeyelim, ödeyemezsek seçimde hapı yutarız!
E madem derdiniz budur, 2020’den kalan vergileri toplasaydınız ya. Sadece kurumlar vergisi olarak toplanmayan 462 milyon TL… Müthiş maliyeci Olgun Amcaoğlu’nun toplayamadığı vergi. Gelir gider açığının neredeyse iki katı. Memuru, işçisi takır takır öder, koca koca kurumlar, bir tek bankalr sigortalar hariç, ödemezler. Kimse de çıkıp “öde kardeş” demez. Müthiş maliyeci Olgun bey de demez, tarımcı maliyeci de demez.
Neler yapılmazdı o parayla. Ama yapmazlar, tehlikeli, riskli yerleri açık tutmaya devam ederler, bir de üstüne üstlük çok daha azı için gider Ankara’dan dilenirler.
Gerçek karşılığı olmayan bir bütçeyle halkın karşısına çıkarlar, “vergiler artacak” diye de duyururlar. Ama yapacakları, yine dolaylı vergidir. Sanmayın ki sermayenin kaçırdıklarının üstüne gidecekler. O kaçağı karşılamak için, hepimize yeni yük getirecekler. Akaryakıta, sigaraya, şuna buna zam.
Bildikleri budur, oynadıkları oyun da budur…
Eğer yeni zamlar gündeme gelirse, eğer maaşlardan yeni kesintiler yapılırsa, bilin ki, hepsi, zenginin ödememekte direndiği, devletin göz yumduğu açığı kapatmak içindir. Siz ödeyeceksiniz, onlar değil.
Dünya tarihinde bu kadar sorumsuz ve zalim başka bir yönetim olmamıştır herhalde…
YERİN KULAĞI VAR
HAZİRAN’DA YAPALIM BİTSİN:
Başbakan Saner’in Meclis kürsüsünden muhalefete yönelik, “seçim tarihi belirleyelim ve bir erken seçime gidelim. Bizim muhalefete önerimiz budur” demesinin üzerinden tam iki hafta geçti. Muhalefetin “biz hazırız” demesine rağmen Saner, erken bir seçim blöfünü bir daha ağzına almadı. Yüksek Mahkeme Başkanı Şefik, Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Meclis’te eksilen bir vekil için Haziran’da ara seçim yapılması gerektiğini söylüyor. Ekim’den önce bir seçim tarihini belirleyemeyen Meclis, madem Haziran ayında boşalan sandalye için bir seçime gitmek zorunda, Ekim yerine Haziran’da genel bir seçime gitmesi en mantıklısıdır.
BAŞKANLIK OLMADI, SEKRETERLİK VEREYİM:
Tepeden inme UBP Başkanı Saner birine önce “gel seni Meclis’e Başkan yapayım” dedi ama baktı gördü ki, bu işler zorlamayla olmuyormuş. Şimdi aynı vekile, “Meclis Başkanı yapamadım ama gel seni UBP’ye Genel Sekreter yapayım” diyor. Sütten ağzı yanan vekil, bu kez yoğurdu bile üfleyerek yiyor ve “Genel Sekreter atamayla değil demokratik bir seçimle olmalı” diyor. Saner tabii bunu bilmiyor, kendisi o makamlara atamayla geldiği için her işini de atamayla yapmaya çalışıyor…
YÜZLERİNE GÖZLERİNE BULAŞTIRDILAR:
Hükümetin, aşılama konusunda ne bir plan ne de programı olmadığını öğrenmiş olduk. Sonuç bu aşılama işini de yüzlerine gözlerine bulaştırmayı başardılar. Sağlık çalışanları hariç, kime hangi kıstasla aşı yapıldığını onlar da bilmiyor. Özellikle 65 yaş üstü vatandaşlarla resmen alay ettiler. Belediyelerin elinde bu yaş grubunun liste ve adresleri varken, sırf siyasi primi kaptırmamak adına belediyeleri bu işin dışında tutmaya çalıştılar. Şimdi yeni aşılar geliyor, yine bir planlama yok, durun bakalım yine ne rezaletler göreceğiz.
YETKİSİZ BELEDİYE NE YAPSIN:
Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü, “kapatamıyoruz, bari denetleyelim” demiş, kumarhane yöneticileriyle toplantı yapmış. Sonuçta yapabileceği, hijyen denetimi, o kadar. Elinde başka bir yetki yok ki? Onu bile zor kabul etmişler, en temel kurallarda eksikleri varmış, onu da gidermek için bir de kalkmışlar süre istemişler. Yani bugüne kadar uygulamazlarmış bile. Rahatlığa bakar mısınız? Kayırıldıklarını nasıl da biliyorlar…
MASAJCININ KAYDI VAR MI, VERGİ VERİYOR MU?:
Gözlerime inanamadım, amma sosyete olmuşuz öyle. Millet eve masajcı çağırmaya başlamış. Hem de küçük bir kesim değil, yaygın bir şekilde. Eskinin bohçacıları gibi. Belediye Başkanı Ataser, Alsancak-Lapta bölgesinde bulaşın kaynağının bir masajcı olduğunu açıkladı. Ben de Ataser Başkan’a sorayım, bölgede bu şekilde iş yapanlar herhangi bir vergi ödüyor mu? İş yapma izinleri var mı? Daha doğrusu bugüne kadar sizin haberiniz var mıydı? Ey corona sen nelere kadirsin, ne sakatlıklar çıkıyor ortaya.
AŞI ÜSTÜNDEN SAVAŞ:
Çin aşısını listelerine almayan AB VE ABD, aynı şeyi şimdi Rus aşısı Sputnik için de yapıyor. Bu da yeni dönemin savaş yöntemi. Almanya’nın Rus gazını almasını engellemeye çalıştıkları gibi, şu anda en çok ihtiyaç olan maddeyi, yani aşıyı da savaş malzemesi yaptılar. Aşılamaya Çin aşısıyla başlayan Türkiye, şimdi Rus aşısının üretimine katılıyor. Yarın öbürgün aşı karnesiyle seyahat kuralı çıktığında, bu aşıları olanlara vize bile vermeyecekler. Kapitalizm böylesine vahşi işte. İnsan sağlığının, bilimin falan önemi yok, önemli olan sadece kendilerinin daha çok kazanması…
FOTO GÜNDEM: ORASI İSPANYA: Nassıl ama, masal gibi değil mi? İspanya Genelkurmay Başkanı sırası gelmeden aşı olduğunun ortaya çıkması üzerine istifa etti. Daha önce de yerel hükümetin Sağlık Bakanıyla birkaç hastane müdürü de gelen baskılarla istifa etmişler. Bizimkiler okuduklarında “ne ahmaklık” demişlerdir herhalde. Öyle ya, bizim gibi ülkelerde yönetenler özel korumalıdırlar, önceliklidirler. İngiltere kraliçesi 90 yaşında bir ay sıra bekler, bizimkiler ilk aşıyı olurlar hem de göstere göstere.

































