Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

ÇAMUR

Tarihte meydana gelen salgınlarda hayat bugünkü salgın dönemi gibi olmuş muydu?

Her ülke kendi kabuğuna çekilmiş miydi?

Ülkelerarası ilişkiler, özellikle ticari ilişkiler en asgari seviyeye düşmüş müydü?

***

Her salgın olayı kuşkusuz kendi döneninin koşullarına göre değerlendirilebilir ve alınan önlemler açısından benzerlikler ve farklılıklar görülebilir…

***

Şimdiki salgında birçok şey yanında sokak müzisyenlerinin susması gezegeni sessizliğe gömmüştür.

İspanya’nın çeşitli bölgelerinin kalabalık meydanlarında ve işlek caddelerinde müzik eşliğinde oynanan flamenko dansları çoktandır yapılamıyor.

Grana’da’nın flamenkocuları dağ eteklerine oyulan mahzen gibi yerleri flamenko gösteri sahnelerine çevirip, dünyanın çeşitli yerlerinde binlerce turist çekerken, kapılarına kilit vurdular; gitarlar ve danslar sustu…

Londra’da, Roma’da, Amsterdam’da, Venedik’te ve her yerde sokak müzisyenlerinin kemanları, gitarları ve şarkıları sustu…

Çok eski dönemlerin salgın olaylarında nal ve tekerlek sesleri susarken, günümüzdeki salgında kentlerin müziği bir mum ışığı gibi söndü…

***

Belki böyle zamanlar yazarlara ve ressamlara yarar daha çok.

Albert Camus’nun veba salgınından etkilenerek yazdığı “Veba” romanı gibi…

***

Neyse ki bizim talihsiz ülkemizin böyle dertleri yoktur!

Sokak müzisyenlerimiz olmadığı için, kent zaten kendi müziğine eşlik edecek sokak müzisyenlerinden yoksundu; hoş kentin kendi müziği de gürültülere karışmıştı çoktandır…

***

Yazarlar ve ressamlar bu dönemi iyi değerlendirmelidir.

Bu konuda değerlerinin bilinmemesi pek önemli değildir.

Nasıl olsa hiçbir şeyin değeri bilinmiyor ve böyle bir hayat kanıksanmış durumda!

Böyle talihsiz bir ortam, yaratılan bir şeyi değersiz kılamaz.

Ve bizde yaşanan bu değersizlik ortamı, çok eski dönemlerde Avrupa’da ve birçok yerde de yaşanmıştı.

Arada epey zaman farkı var ve böyle bir toplumsal zihniyet nerede durduğumuza bir işaret değil mi?

17’inci yüzyılda yaşamış olan ve “İnci Küpeli Kız” tablosunu yaratan Hollandalı ressam Johannes Vermeer, anlatıldığına göre yaşadığı dönemde sadece kendi taşrasında bilinmiş, ancak 200 yıl sonra değeri keşfedilmiştir.

O yüzyıllarda durum bizdeki gibiydi ve birçok müzisyen ve ressamın değeri bilinmiyor; kimi sanatçılar borç içinde ölüp gidiyorlardı…

***

Onlar bunu yüzyıllar öncesinden atlattılar; hayıf atlatmayanlara…

***

Sanat hayattır; direnmektir.

Sesle, renkle, çamurla.

Ama sesten sese, renkten renge fark olduğu gibi,

Çamurdan çamura da fark vardır…