Türkiye’nin uzun yıllardır, maaş ödemeleri için KKTC’ye katkı yapmadığı bilinen bir gerçekti.
Kendi kendimizi yönetmeye başladığımız tarihi 74’den alırsak, tam 46 yıl sonra hala daha maaş için Ankara’dan para ister durumdayız ve maalesef bunu içselleştirmiş görünüyoruz.
Hatta toplum “müjde” olarak açıklanmasından rahatsız bile değil…
“O halde bu iş bitmiştir. KKTC’de hükümetim diye dolanmasın kimse” diyeceğim ama, hükümet ortakları çoktan normalleştirmişler yaptıkları işi.
Türkiye Cumhurbaşkan Yardımcısı’nın “maaşların ödenmesi için” dediği an, ben burada televizyon karşısında yerin dibine girdim ama onlar öyle mutlu, mesuttular ki….
Utancın zerresi yoktu yüzlerinde.
“Alacağız dedik aldık” havasındaydılar…
Dahası Başbakan Yardımcısı konumundaki Erhan Arıklı, öylesine rahat ki, verilen rakam sürpriz olmuş kendilerine. “Beklentimizden yüksek para ile döndük” diyebiliyor.
Eskiden gizli olurdu bu işler. Yılda bir kez protokol imzalanır, kaynak aktarımı yapılır, çok fazla detaya girilmezdi. Ayıp sayılırdı. Şimdi göstere göstere, övüne övüne.
“Kime gitseydik” diyor Maliye Bakanı, “AB’ye mi, Dünya Bankası’na mı?”…
Bu kadar basit…
Sen yarım milyar vergi kaçağına göz yum, git maaşı Ankara’dan iste, bunu da müjde diye sat. Hatta başarı diye sat.
Dün Meclis’te CTP milletvekili Erkut Şahali özetledi…
“Bir devlet kendi kamu çalışanlarının maaşlarını ödeyecek durumda değilse, teşviklerin ödenmesini yapamaz” …
Yapmamalıdır.
Akıl da mantık da, devlet olmanın gereği de budur…
Sen ona buna teşvik, destek ve en önemlisi vergi muafiyeti sağla, ayrıcalıklar yarat, adaletsizlik yarat, alman gereken gelirleri bağışla, hovardalığın bin türlüsü, diğer taraftan onurunu ayaklar altına al, maaşlar için Ankara’dan para iste.
Üstelik de en azından son on yıldır bu memlekette acayip bir para dolaşırken. Birileri kendilerine sağlanan arsa, teşvik, kredi, ayrıcalıklarla dünya çağında zengin olurken, kazandıklarını yurt dışına kaçırırken, sen hala muafiyet uygula. “Yeter kardeşim bu kadar desteklendiğin, haydi gel bakalım, bundan sonra gerçek vergiyi öde” deme.
Biz ne dersek diyelim, madem ki çoğunluk olup bitenden memnundur, bu iş gittiği yere kadar gidecek.
Bizim gibi birkaç kişi daha “utandım” derse, verecekleri cevap hazır, işte söylüyorlar. Devlete sahip çıkmayı kimseye bırakmazlar ama o devleti ne hale getirdikleri de ortada. Halkın çoğunluğunun itirazı olmadığını onlar da biliyor. Bunu çözdükleri için rahatlar zaten.
Onur, gurur, kendi kendini yönetme, cart curt, boş ver, bugün çarşıda 13. maaş bayramı var.
Belki hala ağlayan özel sektör çalışanları devletin hak ettiği paranın peşine düşmesi için baskı oluşturur. Ama o da zor. Örgütlü değil ki insanlar. Sendikaları bile yok. Aylardır hiçbir destek almayan bu insanları duyan mı var? Bu iş böyle. Özel sektörde sendikalaşmayı niye sağlamazlar zannedersiniz?
Yazıklar olsun o kaybolan yıllara ve de taş üstüne taş koymayıp on yılları harcayanlara…
YERİN KULAĞI VAR
BİAT DEĞİL İRADE!!!:
KKTC’ye bir yıla yakındır gıdım gıdım verilen para yardım, trionun başa geçmesiyle birlikte oluk oluk aktı. Ne maaş gailesi, ne 13.’lerin gailesi kalmadı. Peki ama geçmişte verilmeyen bu paranın karşılığı ne olacak? Kimse kimseye karşılıksız bir şey vermez. Sonuçta, zamanında sendikaların “bulacan ve verecen” dediklerini bu hükümet buldu ve veriyor. Bir süre idare edin bakalım bunun götürüsü ne olacak göreceğiz. Hatırlayın, hani bağırdık ya “biat değil irade” diye, alın size irade…
ZATEN HİÇ İSTEMEDİLER Kİ:
CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, “Federasyon 50 yıldır görüşülüyor, olmadı, demek ki olmaz yaklaşımında olanlar, sadece federasyondan değil, aslında Kıbrıs sorununun çözümü meselesinden de vazgeçmişlerdir” diyor. İyi de bu zihniyet, ne zaman gerçek bir çözüm istedi ki şimdi istesinler. “En iyi çözüm çözümsüzlüktür” diyen de bunlar değil miydi?
HEM NALA, HEM MIHA:
DP milletvekili Serdar Denktaş katıldığı bir programda, “DP 1 bakanlığı kabul etmişti, DP’ye iki bakanlık sağlayarak son görevimi de yaptım” derken, cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı başarısız sonuçta DP yönetimin payı olduğunu ima etti ve “Artık işlerine karışmıyorum” değerlendirmesinde bulundu. Madem partin seni desteklemedi, o zaman niye bu hükümetin kurulmasında canını yedin. Partine iyilik yaptın kendince ama ya halka yaptığın kötülük?
AŞI PLANI GÜNEYE BİLDİRİLMEMİŞ:
Rum tarafı kuzeye verilecek aşı için hala güneye plan bildirilmediğini iddia ediyor. Sağlık Bakanı, “hazırdır” diyordu ama gönderilmedi galiba. Hani şu epidemiyolojik raporun bir aydan fazla bir sürede gönderilemediği gibi mi? Şeffaflık istiyoruz, ciddiyet istiyoruz, kurtuluşumuz olacak aşı konusunda savsaklamaya tahammülümüz olamaz. Hem sonra niye 200 bin doz istemişiz ki? Nüfus kaç? Herkese 2 doz olduğuna göre bu sadece 100 bin kişiye yeter. Resmen korkuyorum, herkesin de endişe etmesi gerekir diye düşünüyorum…
HELLİMİN PEŞİNİ BIRAKAN BİZİZ:
Rumların hellimi tescil ettirmeyi bekledikleri tarih 2015’di. Aradan 5 yıl geçti hala başaramadılar. O günlerde AB içindeki Kıbrıs Türkleri Dayanışma Grubu’nun mücadelesi etkili olmuştu. Ama sonradan biz mücadeleyi boşladık. AB’nin verdiği yüzde 70 koyun sütü kriteri işimize gelmedi. Büyük üreticiler, gittiler Türkiye’de, Polonya’da fabrikalar kurdular, şimdi dandik isimlerle hellimler üretiliyor. Sürekli olarak Rum tarafını suçlamak kolay. ABAD kararı gibi, bunda da asıl sorumlu bizim umursuzluğumuz…
MUTASYONA BAĞIŞIKLIĞIMIZ YOK MU?:
Bir telaştır gidiyor, neymiş efendim virüs mutasyona uğruyormuş. Halbuki biz bu ülkede mutasyona alışığız be kardeşim. Mutasyon geçirmiş nice siyasiler gördük, dönek dedik geçtik. Siyasi mutasyon bugün de sürüyor ama bakın, umurumuzda bile değil. Onun için virüs mutasyona uğradı diye telaş etmeyin, bize bir şey olmaz… Siyasi mutasyonun verdiği kadar zarar veremez bize.
































