Kıbrıs siyasi sorunu çözüme ulaşmadığı sürece tartışması enine boyuna sürecektir.
Tabi aradan 57 yıl geçti.. Tutun ki 1960’larda doğanlar bugün elli yedi yaşındadırlar. Ki onların yetişmiş çocukları torunları vardır…
Yarım asırdır bu adada Kıbrıs sorununu alın yazısıymış gibi nesilden nesile devrederek geldik bugünlere! Adayı iki bölgeye ayırıp sınırlar çekmemize, iki ayrı devlet olgusunu çakmamıza karşın da hâlâ Kıbrıs siyasi sorununu çözme peşinde koşuyoruz! Her iki taraf da gasp edildiğine inndığı haklarını yeniden kazanmak için uğraşıyor.
Öte yandan sorunu iki kez çözüme götürebilecekken, tarafların uzlaşamamaları nedeniyle başarısızlığa uğranılmıştır.. Bu nedenle bir yeni müzakere masası daha kurma cesaretinin de yitip gittiği yerde ne Türk tarafı Güney Rum Yönetimine ne Güney Rum yönetimi Kuzey’deki Türkiye güvenceli siyasi otoriteye güvenmemektedir!
…Ne var ki bu kadar yalın ve açık seçik bilinen soruna karşın, Türk tarafının “çözüm şekli” konusunda bile hâlâ bir ulusal karara varamamış olması “yazık” kelimesiyle izah edilecek vahim bir zafiyettir!
Nitekim: Türkiye’ye yönelik tepkilerden kaynaklı gelişen husumetlerle, Türkiye’nin Kuzey’deki varlığının yerine oluşturulacak bir federasyonla Rum tarafının ikame edilmesi hedeflenir ve bu eylemin siyasi mücadelesini yapacak kadar örgütlü “kurumlarımız” siyasi partilerimiz bile oluşurlarken… Bu adada Kıbrıs Türk toplumunun hangi davası savunulacak ki “bağımsızlığımızla egemenliğimizi” çaksın!” Nitekim artık Rumlarla bir federasyon oluşturmak pek çok kesim, siyasi parti ve genç nüfusumuz tarafından “kahramanca bir mücadele” olarak takdirle karşılanmaktadır! “Ayrı devleti” savunanlar ise “Kıbrıslılığa” ve Kıbrıslı Türklerin bağımsızlık ve egemenliğine tecavüz eden “ırkçılar” olarak nitelendirilmektedirler! Öte yandan “TC yandaşlı,” “Erdoğancı” olarak işaretlenen ve Rum tarafından beslenip desteklenen hatta siyasi çabaları nedeniyle “parasal ödüllerle” taltif edilenler memleketin köşe başlarını tutmuşlar aynen Rumlar gibi “Türkiye dışarı” diyebilecek siyasi mutasyona uğramışlardır!
…Tutun ki “gençlerimizi iyi yetiştiremedik! Mücadele tarihini bile “faşizmdir” diyerek öğrenmelerinden kaçırmaya çalıştık! Şehit ailelerine bile Güney Rum’unu başımıza ağa paşa olarak oturtacak çözüm planlarına “evet” dedirttik!
VE işte tüm bunlara karşın, bu ahval ve şerait altında bile Ankara KKTC’e 800 milyon lira katkıda bulundu. Türkiye’de olmayan 13. Maaşların ödenmesi için.. Fazla lafa gerek var mı? ***
YENİ İTTİFAKLARA DOĞRU YENİ AÇILIMLAR:
Bir süredir Erdoğan’ı eleştiri bombardımanına tabi tutan Türkiye’deki muhalefet şöyle yakınmaktadır: “Dünya koronavirüsten nasıl kurtulacağının.. Batıp gitmiş ekonomilerini yeniden nasıl toparlayacaklarının.. Aşıların yararlı olup olmayacaklarının.. Gitgide artan borçlanmaların nereye varacağının.. Dünyanın sürekli ısınması sonucu su kaynaklarının kurumakta olduklarının.. Kuraklık nedeniyle tarım alanında gerilemelerin söz konusu olduğunun… gailesini çekerken… “Erdoğan’ın aklı fikri savaşta” diyen muhalefet çevrelerinin eleştirilerine nazire Erdoğan’ın, “AB ve Avrupa ile yeni bir sayfa açıyoruz” açıklaması hem sürpriz oldu hem umut!
Çünkü bugünkü kadar “AB’e mecbur duruma düşmediydik. Oysa kaç yıldır Orta Doğuda Libya’da savaşıyoruz, tutun ki ötesi dünyayı görecek takatımız kalmadı.
Nitekim artık tam bir “militarist Türkiye” imajı çakar olduk. Buna karşın Fransalı Makron’un TC aleyhine AB’den çıkartmaya çalıştığı yaptırımlar bile çıkmadı. Yani AB ülkeleri için Türkiye hâlâ bir umut…
Nitekim AB’nin bu temkinli yaklaşımını yanlışa irca etmeyen Erdoğan’lı Türkiye ilk yeşil ışığı yakarak “ABD ve AB ile yeni sayfa açıyoruz” dedi. Ne olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz de şimdi göreceğimiz her zamanki gibi bu yeni açılımın KKTC için götürü ve getirileridir!
Ki hemen altını çizelim: KKTC yurttaşlarının büyük bölümü aynı zamanda AB’nin kimlik ve pasaportlarına da sahiptirler..
TC’nin AB ile zaten var olan ekonomik ve turizme dayalı ilişkilerini varsayarsak, “iyileştirilmiş ikili ilişkiler çerçevesinde tutun ki komşuda pişer bize de düşer” yararından faydalanmamız mümkündür.
Aslında bizim daha Rum tarafının AB’e üye girdiği andan itibaren “AB ile ilgili Bakan” seviyesinde (çalışır veya çalışmaz) “sembolik” de olsa “AB ile İlişkiler bakanlığı” oluşturmamız gerekirdi.
Bugün de farklı konumda değiliz. Üstelik Avrupa Konseyindeki delegemiz Niyazi Kızılyürek “Türk Rum oyları ile seçildi.” Orada sadece Kıbrıs Cumhuriyetini yada Rum devletini temsil etmiyor. Adı sanı ırkıyla kendisine oy vermiş adadaki Türk halkını da temsil ediyor.
…Erdoğan’a dönecek olursak. Hatırlanacaktır: Erdoğan geçtiğimiz Kasım ayının ilk haftasında AB’nin TC’e yönelik yatırım kararları gündeme geldiğinde AB ülkeleri liderler zirvesi öncesinde “kendimizi Avrupa’da görüyoruz” diyerek ilk çıkışını yapmıştı.
Aralık 10-11 tarihlerindeki liderler zirvesinden beklentilerin aksine TC’ye yaptırım kararı çıkmamıştı.
Fakat “kendimizi Avrupalı olarak görüyoruz” diyen Erdoğan’ın bu açıklamasını “yaptırımları engellemek” için değil, samimiyetle vurguladığını şimdi de “AB ile yeni bir sayfa açacağız” açıklamasıyla anlıyoruz. Yani plan program saptanmış, AB ile ABD’ye yönelik yeni ve çok daha yapıcı siyasi ilişkiler için düğmeye basılmıştır..
(Bakın yakın gelecekte Makron olmak üzsere Rum Yunan ikilisi Erdoğan’ın bu yeni açılımını baltalamak için nasıl siyaset oyunlarına tevessül edeceklerdir!)
Türkiye için yeni açılımlar kolay değildir. Vakti zamanında Kıbrıs’a müdahale söz konusu olduğunda İnönü’nün karşısına dikilip ünlü “mektubunu” gönderen ABD Cumhurbaşkanı Johnson’a da İnönü, “Yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır” dediydi..
Ülkeler devre devre sıkıntılı badirelerden geçerler. Türkiye ise kaç yıldır içinde boğulmaktadır. AB ile iyi ilişkiler tesis edilmesi “çözümü” de mutlaka olumlu etkileyecektir…
KISACA TAKILDIĞIM: (LİMANDIR LİMANDIR!)
Geçen gün Ulaştırma Bakanı Ünal Üstel Mağusa limanını ziyaretle, artık ünü KKTC’nin her yanına yayılan limandaki meşhur “iskeleyi” yerinde ve bizzat inceledi..
Tabi öncesi ulaştırma bakanı da kaç kez Limanı ziyaretle sorunlArı bizzat yerinde incelediydi!
Fakat kime niyet kime kısmet! Atakan’ın onca incelemelerine karşın artık kullanılamaz hale gelen ve mahşerdeki sırat köprüsünün dünyadaki bir modeli olarak “temayüz” eden Mağusa limanındaki meşhur iskelenin (her halde) ve artık onarımı Sn. Üstel’e kısmet olacak. Allah kendilerinden razı olsun. İnşallah ve maşallah açılış törenine katılacak Mağusa limanının yeniden kazandığı şimdilerin bu kırık dökük İskelenin onarılıp yenilenmesini hep birlikte törenlerle kutlayacağız..
































