Raif “Ricayla yaşama düzenine son” dediğinden bu yana, tam 37 yıl geçmiş. KKTC’nin kurulduğu yıl söylemişti.
Aradan geçen sürede bu düzen, yok edileceğine, aksine gelişti, kurumsallaştı. Bu sözü söylediğinde Raif bile bugünleri hayal edemezdi diye düşünüyorum.
O’nun o gün kastettiği, 1) Devlet imkanlarından ayrıcalıklı olarak yararlanma talebi. 2) Vatandaşın normal olarak alması gereken hizmet için bile, siyasilere yalvarması gerektiği meselesiydi. Hani evine telefon bağlatma, sosyal konut başvurusunun kabul edilmesi gibi. Bunlar için bile o günlerde tanıdığınız bir siyasinin olması gerekiyordu…
Artık sadece partilinin, yandaşın, işini halledemeyen sade vatandaşın ricacı olması durumunu geçtik; şimdi başka yerlerden gelen ricalar da var. Düzen buna göre şekilleniyor.
Faiz Sucuoğlu, gelen rica üzerine adaylıktan çekildiğini söyleyebiliyor. Sucuoğlu bir yandan bundan şikayet eder görünse de, ricayı kırmadığı da ortada.
Şimdi bugünlerde her saat başka bir kanalda, kendi belirlediği bir mantık çerçevesinde konuşmalar yapıyor. Açık değil, dolaylı, imalı.
Sonuçta neden o ricaları kıramadığı sorusu havadadır, cevapsızdır…
Ya da bunca baskıya maruz kaldığına göre, neden hala o partinin içinde siyaset yapmayı sürdürmektedir? Bunların yanıtını vermedikçe, ne söylese boş.
Geçen 37 yılda, demokrasiyi, hukuk devletini geliştirmemişiz, onun kurallarıyla oynama yöntemlerini geliştirmişiz.
Demokrasi, adalet, eşitlik siyasilerin iki dudağı arasında kalmaya devam etmiş, şimdilerde yıkıcı boyutlara gelmiş bulunuyor.
Aman dikkat, bütün bunları normalleştirmemiz isteniyor. Oyuna gelmeyelim…
NEPOTİZM VE NÜFUZ TİCARETİ…
Nepotizm, eş dost akraba kayırmacılığı…
Nüfuz ticareti, kendisi kamu görevlisi olmayan birinin, kamu görevlileri üzerinde nüfuz sahibi olduğunu ileri sürerek haksız bir işi gördürmesi, kendine veya bir başkasına menfaat temin etmesidir…
Ne kadar tanıdık. Aslında dünyanın her yanında var. Politik filmlerde, dizilerde çok sık karşımıza çıkan bir durum. Demokratik hukuk devleti olduğunu iddia eden devletlerden kaçı bunun üstüne gidiyor, mesele bu.
Şimdi Güney Kıbrıs’ta benzer bir tartışma var. Yatırım karşılığı vatandaşlık işine milletvekillerinden, Meclis Başkanı’ndan sonra, şimdi de siyasilerin yakınlarının karışmış olduğu tartışılıyor.
Sayıştay Başkanı Odysseas Michaelides, Anastasiadis’in karısının yeğeni Maria Adamidou Pastelli’nin bu konuda rol oynayıp oynamadığının araştırılmasını istemiş. Bu yeğen İçişleri Bakanlığı’nda görevliymiş. Diğer yandan Anastasiadis’in kızları, babaları Başkan olduğu günden itibaren ona ait hukuk bürosunu çalıştırmışlar ve bu büro 2013-18 arasında 41 yabancının pasaport talebi için müracaatta bulunmuş. Altın pasaport uygulamasının son bulduğu 2020’ye kadar da ek başvurular yapmış. Kuzenlerin bu işi birlikte yürüttükleri iddia ediliyor. Bunların hepsi incelemeye alınmış. Baş denetçinin, hükümetin gazabına uğrama pahasına soruşturmaları sürdürdüğü haber veriliyor.
Son duruma göre Sayıştay Başkanı, yetki aşımı yaptığı iddiasıyla, görevden alınmakla karşı karşıya. Siyasilerden gelen büyük bir baskı altında. Ancak en azından dönen dolapları kamuoyunun bilgisine getirmiş olması bile önemli.
Bizde yok mu? Tabii ki var. Kırılamayan ricalar nedir sizce? Ama açığa çıkmaz… Farkımız bu. Keşke en azından bizde de cesur birileri çıkıp, bunları deşifre edebilse…
YERİN KULAĞI VAR
HÜKÜMET PROGRAMI:
Yamalı bohça hükümetinin programı bugün eğer nisap sorunu yaşamazlarsa, Meclis birleşiminde okunacak. Aslında programda neler olduğunu imzaladıkları protokolde gördük. Daha çok vatandaşlık, emirnameler konusunda ise özellikle tek bakir bölgemiz olan Karpaz’la ilgili olarak, “bırakın yapsınlar, bırakın diksinler” gibi ülkeyi tam bir kaosa sürükleyecek adımlar. Gelen gideni aratacak gibi.
KİMSE ÇÖZÜMÜNÜ SÖYLEYEMİYOR:
Aylardır toplum olarak yapılan dış müdahaleleri ve bunun sonuçlarını şikayet edip tartışıyoruz. Bu konuda mangalda kül bırakmıyoruz da bunu nasıl aşacağımızı, nasıl çözeceğimizi kimse söyleyemiyor. Mücadele mi edeceğiz, yoksa kabullenip oturacak mıyız, birisi çıkıp topluma önderlik etsin artık. Böyle gidersek gün be gün eriyip yok olacağız…
LAFAZANLIKLARA KARNIMIZ TOK:
AKEL’in basın sözcüsü Stefanu, “Talat seçimi kaybetmeseydi Kıbrıs sorununu çözebilirdik” demiş. Biz de inandık. Gerçekten adada bir çözümü isteseydiniz, Talat’ın başkan olduğu dönemde önünüze konan Annan planına ‘evet’ derdiniz. Artık bu lafazanlıklara karnımız tok be gumbaro…
KAFALARININ DİKİNE GİDİYORLAR:
Biz dahil herkes uyarıyor. Bu laçkalık, virüs konusunda toplum olarak hepimizi etkileyecek diye. Ama dinleyen kim, günübirlik sipariş kararlarla ülkeyi ateşe atıyorlar. Yerel vakalar, yerel bulaş artıyor. Bu kadar rahatlık, vurdumduymazlık fazla olmuyor mu? Şimdi ülke olarak yeniden kapanmayı tartışma noktasına geldik. Önümüzdeki en büyük tehlike ise, yeni yıl nedeniyle KKTC’ye karantinasız geleceği iddia edilen binlerce turist. Bir otelimiz daha şimdiden, Türkiye’nin beş farklı şehrinden KKTC’ye “karantinasız” özel charter sefer reklamları yayınlamaya başladı bile. İnşallah böyle bir yanlışa düşüp hepimizi riske atmazlar…
NE CEZA VERECEKSİNİZ?:
Temaslı olduğunu bildiği halde bunu saklayıp, hastanedeki işine devam eden, ateşi çıkıp saklayamayacak duruma gelene kadar çalışan hemşirenin cezalandırıldığını görmek istiyoruz. Baksanıza ameliyatlar iptal edilmiş, daha ne olsun. Bulaşıcı Hastalıklar Yasası’na göre, epeyce bir ceza alması gerekiyor. Hem kamu sağlığını tehlikeye attığı için, hem de aynı suçu işleyecek olanlar açısından caydırıcı olması için. Sayın Pilli, açıklamanızı bekliyoruz…
CAZİBE MERKEZİ YAPACAKMIŞ:
Seçim sırasında bizi “yeni bir geleceğe” taşıyacağı sözü veren Ersin Tatar, önce Maraş’ı Monte Carlo yapacaktı, Konya Belediyesi ve TOKİ’ye teslim etti. Şimdi de KKTC’yi cazibe merkezi yapabileceğimizden bahsediyor. Bunu da inşaat sektörüyle yapacakmış. Memlekette betonlaşmayan yer kalmadı. Birkaç nefes aldığımız yeri bıraksın da bize kalsın. Bizim ne Monte Carlo ne de cazibe merkezi olma niyetimiz yok…

































