Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MART AYINDAN BERİDİR ÇARESİZİZ!

KKTC’i çok zor günlerin beklediğini söylemek kehanet olmayacaktır. Çünkü siyasi sorunlu bir ülke olmanın ötesinde sosyoekonomik yapısı da yamalamadır! Bir ucundan tutsanız ilmik ilmik elinizde kalmaktadır. Ankara’nın açıktan parasal katkıları da olmasa ayakta duracak takatı kalmayacaktır.

Böylesi netameli ülkelerin çok ciddi olması gerekir.

Baskıcı olaylara dayanabilmesi için çok birlik beraberlik içinde olması gerekir.

Çok hesaplı kitaplı olması kılı kırk yarması gerekir.

Çocuklarının, yetişmekte olan gençlerinin geleceği için çok fedakâr olması gerekir.

Ve tüm bunları gerçekleştirebilmesi için insanlarının, yöneticilerinin, yetkili ve sorumlularının çok namuslu, insan gibi insan olmaları  gerekir..

Ariyeten insanlarının “vatanını milletini” evlatları gibi sevmesi gerekir!..

HAYIR: Cenneti tasvir etmiyorum! Gerçekleşmesi  mümkün olmayanı da!

Yeter ki eğer söz konusu KKTC’nin bekasıysa.. Gelecekte de “Kıbrıs Türk halkının vatanı olmaya devam edecekse.. Bu siyasi ekonomik ve moral değerlere.. Tüm diğer ülkelerden daha çok sahip çıkalım..

…YUKARIDAKİLERİ  yazarken kendimle bile çeliştiğimi fark ettim.  Çünkü tüm insani ve bu moral değerler için yazık ki ayni oranda manevi ve uhrevi bir hayat tarzı yoktur!

Yazık ki her “değerin” sağlanması için insanın insanca koşullarda yaşaması gerekir. Bunun için de  “işe, aşa” ihtiyacı vardır. Yani “paraya!”

Ki insan ancak o kazandığı paranın karşılığı kadar iyidir, kötüdür, güzeldir, çirkindir, vatanperverdir, haindir, sevapçıdır  günahkârdır…

Hayır “para kudret değildir” denmeye! Kudrettir! Sağlığı bile satın alacak kadar!

VE işte şimdilerde KKTC’de bu paranın büyük ölçüde eksikliği vardır. Piyasada sirkülasyonu azalmış, bereketi yitmiş, yerine işsizlikle gitgide hissedilen fukaralaşma gelmiştir.

Asıl vahamet ise şudur: Tüm bu olumsuzluklar koronavirüsün eseridir. Şöyle ki “kırk satır mı kırk katır mı” misali! Bir yanınız para ihtiyacı için “tedbirleri” kaldırıp atarken   iş hacminin yeniden artırılması amaçlanmakta; öte yandan    bu nedenle de  koronavirüsün yayılması sonucu kitlesel  ölümler baş göstermekte!

Bir gün bu virüs de gelip geçecek elbet. Ama delip de geçecek… Allah beterinden saklasın demekten öte çare yok!

***

Büyük gevezelikle laçkalıktan sonra nihayet ve galiba hükümet kuruluyor. Kurulsa ne yazar! Geriye kalacak tek görevi milleti erken seçime götürmek!

Derler ki “tarih tekerrürden ibarettir.” Sonra eklerler: “Eğer ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?”

Nitekim 1974’den bu yana galiba 27 hükümet kurduk.. Bu da şu demek olmakta: “Önce her iki yılda bir hükümet yıktık sonra yenisini kurduk.”

Bunun anlamı şudur: KKTC’de bir “yönetim sistemi zafiyeti vardır.”  Ve bu zafiyet 46 yıldır devam etmesine karşın tek fiskelik bir değişiklik yada ciddi bir arayış yapılmadı.

Elbette nedeni “biz zırt pırt seçim yapmayı çok sevdik” gibilerinden bir siyaset komedyası değildir..                                                     Fakat bu zafiyete karşın seçmenin gıkını bile çıkarmadan her seçimde sandıklara koşup oyunu kullanması da sorgulanması gereken ayrı bir olaydır. Yani hiç mi  hiç kitlesel bir bütünsellikte biz sizin seçimlerinizden bıkıp usandık deyip de “boykota” gidilmedi! Ben buna “parlamento dışı muhalefet” diyorum fakat nedense katılım yüzde ellilerin altına hiç düşmedi..

NEDEN? Çünkü her seçim “partili partisiz” çoğu insan için yeni bir “fırsat”  olarak değerlendirildi! “Aş iş olanağı” olarak görüldü! Bir “rantın” gerçekleşmesi umudunu yaktı! Önemli bir kişisel çıkarı ateşledi!  Siyasi makamlara atanmalar hülyalarını uyandırdı..

YANİ toplum her seçimde yeni kurulan her hükümetle birlikte yeniden “değişti,” yeniden “kaparozladı”  yeniden  “nemalandı,” yeniden “kurgulanıp kuruldu!”

Fakat “devletin” büyümesi gerçekleşmedi! Bazı insanlar büyüdü ama büyüdükleri oranda devleti büyütemedi!

HER seçim bir çare olarak görüldü. Fakat hiçbir seçim sonrası gerçekleştirilen “plan programlara” uygun devamlılık gösterilemedi!Bizatihi siyasetçilerin kendileri de KKTC’i nitelemek durumunda  kaldıklarında “istikrarsız” dediler. İstikrarlı olması da mümkün değil çünkü hükümetlerde devamlılık yoktur!

Mesela son hükümet krizini birlikte yaşıyoruz. Ne yıkarlarken vardı bir şuur ve izan ne yenisini kurma çalışmaları yaparlarken. Şöyle ki: Onu da aşağıda anlatayım:

***

KISACA TAKILDIĞIM: (ÖYLEYSE HALKI NEDEN BOŞUNA OYALIYORSUNUZ

Son seçimlerden  sürpriz bir başarıyla  çıktı. Genç kadrosuyla umut oldu. Yolsuzlukların üzerine gideceğim vaadi ile “temiz bir toplum” yaratılmasının fitilini ateşledi. Her şey vatan millet içindir dedi.

Ve yönetim erkinin ortağı olurken göreve hem Dışişleri Bakanı   hem de Başbakan yardımcısı olarak katıldı.

Önce planı programı iyi hazırlanmış toplum katlarından onay almış “İskele Boğaziçi ve Mağusa İmar İskân emirnamelerini” tartışmalı da olsa devreye soktu. Meclisteki şaibeli bir iki kişinin üzerine gitti canlarını yaktı! Ve kısa süre sonra henüz parlamenterliğinin tadına bile doyamadan, henüz Mecliste pişmeden, henüz İçişleri Bakanıyla çıkardığı yasaların bile takipçisi olamadan; önce hükümet krizi yarattı  ardından Başbakan Tatar’la birlikte kendini Cumhurbaşkanı adayı olarak lanse etti!

“Yapmayın etmeyin” diyenlerdendim. Bir hükümette hem Başbakan hem yardımcısı nasıl aday olurlar? Ki sonuç ortadaydı. Hangisi kazansa hükümet gidecekti.                  Fakat anladık ki HP’i başkanı ve Başbakan yardımcısı ayni zamanda  Dışişleri Bakanı Kudret Özersay için asıl hedef, KKTC’e Cumhurbaşkanı olmakmış!            Tutun ki geçmişinden kalma müzakerelerdeki görevlerini de dikkate alarak bir umuda yelken açtı! Hükümeti bile bile yıkma pahasına!

Geçen gün yarattığı hükümet krizinden söz ederken “yeni hükümet hep teknokrat olsun” dedi!

O zaman size ne gerek vardı? Ki bu önerinin bir anlamı da  “seçimle iş başına getirilenlerden umudu kesin bir işe yaramazlar” değil mi?

ONCA seçmenin oyunu aldıktan sonra “siz oyu moyu boş geçin, iş bilen uzman kişilerden hükümet oluşturun, anca kurtulursunuz” demenin ötesinde sormazlar mı? O halde bizi neden ikide birde sandıklara taşıtıp  oy vermeye zorluyorsunuz? Kapatın o dükkân esmesine düşürdüğünüz partilerinizi, sökün yakalarınızdan parti rozetlerinizi, çekilin kenara da “iş bilen uzmanlar yönetsin KKTC’i! Değil mi ama?