Okul öncesi eğitimin ve yaşamın ilk altı yılının ne kadar önemli olduğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan uygulamalarla kendini her geçen gün daha fazla hissettirmektedir. Ülkemizde de okul öncesi eğitime yönelik çeşitli çalışmalara ve uygulamalara yer verilmektedir.
Okul öncesinde çocuğun nasıl eğitilmesi gerektiğiyle ilgili farklı görüşler olsa da, hepsi de bu yıllardaki eğitimin çocuk üzerindeki olumlu etkilerini ve verilecek olan eğitimin çocuğun ilgi, ihtiyaç ve yetenekleri doğrultusunda şekillendirilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.
Ülkemizde devlet okullarında benimsenen yaklaşım çoğunlukla High/Scope ve Bank Street yaklaşımları etrafında şekillenmektedir. High/Scope yaklaşımı teori ve pratiği birleştirerek çocukların tüm gelişim alanlarını desteklemeyi hedeflemektedir. Öğretmen çocuğa karşı destekleyici ve pozitif bir tutum sergileyerek çocuğun gün içerisinde farklı ortam ve materyalleri keşfetmesini ve sorunlarına çözüm yolları bulmasını sağlamaktadır. Bu program, etkin öğrenmenin yaparak yaşayarak ve bilişsel gelişim alanı desteklenerek oluştuğunu savunmaktadır. Bu doğrultuda, çocuklar gelişim özelliklerine göre gruplanmakta ve yaş gruplarına göre sınıflar oluşturulmaktadır. Sınıf içerisinde farklı ilgi köşeleri hazırlanarak çocukların farklı deneyimler kazanmaları hedeflenmektedir. Benzer bir şekilde Bank Street yaklaşımı da gelişimsel bir yaklaşım olup eğitim programının temelini sosyal konular oluşturmaktadır. Çocukların motivasyon, yaratıcılık ve üretkenlik gelişimine odaklanan bu çocuk merkezli programda “ne” ve “nasıl” soruları büyük önem taşır. Bu sorular sayesinde, örneğin çocuklar sınıfta kuşların nasıl uçtuğunu, yer çekiminin ne anlama geldiğini öğrenebilirler. Bu programda aktif öğrenme ve oyuna önem verilmekte; sosyal çalışmalar, okuma, yazma, bilim, matematik, hareket eğitimi ve sanat gibi birçok etkinlik yer almaktadır. High/Scope yaklaşımı gibi Bank Street yaklaşımında da yaş gruplarına göre farklı sınıflar ve her sınıfta zengin meteryallerin yer aldığı evcilik, blok, kitap, dramatik oyun, sanat, fen ve matematik gibi farklı ilgi köşeleri bulunmaktadır.
Peki çocuklarımız okula gittiğinde tam olarak ne yapıyorlar? Bu yaklaşımlar onların günlük rutinlerini nasıl etkilemektedir?
Sabah okula giden çocuklar genellikle ya kendi sınıflarında ya da diğer yaş gruplarıyla etkileşimde bulunabilecekleri ortak oyun alanında toplanarak diğer çocukların da gelmesini beklerler. Bu bekleyiş onları farklı ilgi köşeleri ya da aktivitelere iter. Kimisi arkadaşlarıyla evcilik oynarken, kimisi kitap okur, kimisi de blok merkezinde minyatür hayvanlar ya da tahta bloklarla oyun kurar. Sınıf mevcudu tamamlandığında öğrenciler, öğretmenleri ile sabah sohbetlerini yapar ve kahvaltıya geçerler. Etkinlik zamanında gün içerisinde hem fiziksel olarak hareket etmelerini sağlayacak hem de dinlendirici etkinliklere yer verilir. Gün içerisinde gerçekleştirilen etkinlikler genellikle bir tema etrafında şekillenir. Örneğin “süt” teması o gün ya da o hafta için seçilmişse, çocuklar fen etkinliğinde sütten yoğurt ya da hellim yaparlar, matematik etkinliğinde ineklerin üzerindeki benekleri sayarlar, sanat etkinliğinde bir inek maketi yaparlar, müzik etkinliğinde içerisinde inekleri de anlatan bir şarkı öğrenirler ya da alan gezisinde bir çiftliğe ziyarete giderler. Bu etkinlikleri yaparken genellikle farklı kavramları da öğrenirler: kırmızı, kare, sıcak ve soğuk gibi. Etkinlik aralarında ara öğün yapıp zil çaldığında da evlerinin yolunu tutarlar. Gün içerisinde öğretmenleri her birinin sorularını sabırla cevaplarken yine her birini yapılan etkinlikler için motive etmeye ve bu süreçte desteklemeye çalışır.
Her okul öncesi kurum eğitimini bu yaklaşımla mı yapar? Hayır. Okul öncesi eğitimde farklı yaklaşım ve uygulamalar bulunmaktadır. Bunlar alternatif yaklaşımlar olarak anılmaktadır. Bu yaklaşımlar arasında Reggio Emilia, Waldorf ve Montessori yaklaşımları, en bilindik olanlarıdır.
21.12.2020 Tarihindeki yazımızda okul öncesi eğitimde Reggio Emilia yaklaşımını ele alacağız.
































