Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Devlet olmak  fazilettir

Yeni bir inatla daha karşılaştık.  İddia şu: “Devlet olamayız!” Niçin?

Çok mu küçüğüz? Çok mu güçsüzüz? Çok mu fukarayız? Çok mu çaresiziz?

“Hayır bunlar değil!” Ya ne? Cevap: “Kader bizi bu adada hem Güney’deki Rum dostlarımızla hem dünya siyasi örgütlerinin takdirleriyle  federasyon kurmaya zorlamaktadır da ondan. Ayrı devlet kursak da başta BM’ler olmak üzere AB ve diğer ilgili ülkeler tanımayacaklardır.”

Eee, zaten öylesi bir siyasi konumda değil miyiz? Yani şimdi her yıl bir hükümet bozup her iki yılda  bir seçim yapan biz değil miyiz?

Yasama yürütme yargı organlarını çalıştıran biz değil miyiz?  Her ay kamu görevlilerinin sosyal sigortalıların aylıklarını ödeyen “devlet” değil miyiz?  Tabi ağır aksak ve arızalıdırlar ama enerjiden tarıma, sanayiden imar iskâna, ulaşımdan sağlığa… Kadar “kurumlaşmadık” mı?

Onlarca üniversite açan, yanlış da olsa turizm adına Girne’yi yiyip bitiren turistik otellerle dolduran  biz değil miyiz?..

(Devam etmekten usandım çünkü KKTC kabile değilse diyorum tabi ki devlettir.?)

***

İŞTE İSPATI:Bakın, ta başında, “yani çok mu küçük yada çaresiz veya  kendimizi yönetemeyecek kadar beceriksiz bir toplumuyuz ki devlet değiliz” dedimdi..                  HA! Diyorsunuz ki ama dünya bizi tanımaz. Doğrusu “tanısın” diye bugüne kadar ne yapıldı ki? Mesela Türkiye’nin can dostu Ermenistan bile tanımadı bizi? Ya da aramızda çalışan yığınla Türkmenistan’lı insanlara karşın,  Türkmenistan mı “nasılsınız” diye sordu  hatırımızı? En azından  KKTC’de çalışan yurttaşlarının hak hukuku açısından!                                              FAKAT  biz de  kaç kez Türkmenistan’a uğrayıp yetkililerle el sıkışıp “işte sizin yurttaşlarınızı ağırlıyoruz, işte sorunları işte yaptıklarımız” dediniz? Siyasi ilişkiler kapılarını açmak için kaç teşebbüste  bulundunuz?

LONDRA’da binlerce yurttaşımız vardır. Daha geçen günlerde çıktı haberi. Yüce dediğimiz Meclisimizde onlar da temsil hakkı istiyorlar. Eğer Meclisimize İngiltere’den bir iki “temsilcileri” katılsa  neresi kötü olur ki faydasından gayrı..

YANİ eğer parmağımızı bile oynatmadan “tanınma” istersek tabi ki olmaz! Ha geriye hangi çare kalır? Rum ile federasyon kurmak m? Yahu adamlar Kıbrıs Cumhuriyetini yıktı. Annan planına hayır dedi, Grans Montana’yı berhava etti!

ŞİMDİ Maraş’ı açtık.. Rum mülk sahiplerine buyurun gelin malınıza sahip çıkın dedik..  300’ün üzerinde Rum sahip müracaat etti.. Rum tarafı kalktı oturdu “asla olamaz” diyor! “Türk idaresinde o mülklere sahiplik koymak Türk tarafını yüceltir” diyor!..

Yani  efendiler, bu Rum’la kuracağız bu adada federasyonu! Ki aradan 46 yıl geçti. Kurmak isteseydi kurulmaz mıydı?          AMA  çok şükür! Gece gündüz ağzımıza geleni söylememize, başta TC olmak üzere laf atmadığımız “devletçi” kalmadığına karşın; bu adada ağır aksak, kör topal, eğri doğru bir devletin sahibi olarak.. Üstelik seçimlerden seçimlere atlayarak.. Hükümetler kurup hükümetler bozarak.. Cebimize para koyan, topraklarımıza su akıtan, Kuzey’deki güvenliğimizi sağlayan Türkiye’ye söve saya da olsa yolumuza  devam ediyoruz…                                                 ***

KISACA TAKILDIĞIM: (DEVLET OLDUK AMA OLAMADIK!)

Diyeceksiniz ki bu ne yaman bir çelişkidir. Yukarıda Devlet olduğumuzun ispatını çakmaya çalış, altında da de ki “devlet olduk ama olamadık!” Anlatayım:

KARPAZ tarafının hikâyelerindendir. Malum bir devrelerde oralarda Türkler Rumca konuşurlardı. (Kaleburnu.)  Köylünün biri oğlunu Londra’larda okuttu. Genç büyük adam oldu, köyüne döndü.  Babası şerefine bir sofra donattı. Yemeğe önce çorba ile başladılar ki genç adam sağa sola bakındı ve babasına seslendi. “Hani gudalya?” Adam şaştı, hayıflandı ve “ah oğlum dedi seni ta Londralarda okutturdum yazındırttım bale gudalya bale gudalya!” (Bilmeyenler için “gudalya” Rumca’da kaşık demek. Bale de “gene.)

Bir başka söylemle şöyle diyeyim: “Derici de sevdiği deriyi döver!” Devlete inanmak başka icraatlarını eleştirmek başka…                                            ***

(SELLERE TUTSAK OLDUK!)

GEÇEN hafta Cuma gün. Mağusa’da son yıllarda  görülmemiş şiddet ve iki saati aşkın süre durmadan yağan yağmura karımla birlikte İsmet İnönü Bulvarı üstünde bulunan  (ne bulvar ya yol bile değil)  Vakıf Bankasında kısıldıktı ve tam iki saat mahzur kaldıktı.. Dolayısıyla o yağmurun yarattığı felaketi bizzat ve yakından izledimdi.

Tam bir alt yapı rezaleti! Logarlar dolmuş, sular kaldırımları aşmış, dükkânları su basmış! Arabalar yarıya kadar sulara gömülmüş! (Kelimelerle anlatılmaz bir yağmur ve alt yapı sorunu!) Neyse ki banka personeli bize o mahsur kalığımız saatlerde öylesi ilgi gösterip hoşgörülü davrandılar ki  bir yandan da öylesi olağanüstü durumlarda insanlarımızın ne kadar insanca davrandıklarının bir kez daha tanığı oldum, sevindim bayağı..)

EVET bu nedenle diyorum: Devlet olduk ama hâlâ bir kışa hazırlık yapacak, yada yıllardır ayni yerlerde olagelen su baskınlarını önleyecek kadar tedbir alacak bir  devlet olamadık!                                           VE Gelelim Mağusa’daki Büyük sanayi bölgesine:                                                                                               ***

BÜYÜK SANAYİ BÖLGESi: Geçtiğimiz yıllarda  sürekli “Köşemde” ayazlattığım sorunlardan biri de “Mağusa’daki Büyük Sanayi Bölgesi yollarının artık kullanılmaz hale geldiğine” yönelikti.

Sanayideki iş sahibi yurttaşların da artık bağırıp çağırmalarıyla şikâyetlerine dayanamayan ilgili Bakanlık, (yani devlet) geçtiğimiz yaz o yolları yeniden asvaltladı.      SADECE bir sorun ortada kaldı. Yolu asvaltlayan ilgili firmayla yapılan  anlaşmada logar kapaklarının yenilenmesi sözleşmeye girmedi yada unutuldu! Sonradan devlet müteahhit firmaya “ya logar kapaklarını yaparsın ya da parayı vermeyiz” deyince firma da enten püften kapakları yapıverdi. (Bana anlatılanlar bunlar)

Ve o enten püften logar kapakları üzerlerinden geçen tırların, ağır vasıtaların baskılarına dayanamadı ezildi derken, kanallar çer çöp ve türlü çeşitli zibilliklerle de dolunca yukarıda sözünü ettiğim Mağusa’daki o  ilk yağmurla birlikte Büyük Sanayi Bölgesinin yolları eski haline döndü! Yani sular altında, yolları patlak çatlak, çukur çukur oldu!..                                                                                                     ***

YANİ DEVLET alt yapı sorunlarını gidermek için de devlet oldu ama  olamadı! Ki yolunuz düşerse Mağusa’daki “Büyük Sanayi Bölgesine” lütfen bir gün uğrayın..        (Ha ben ne diyecektim: Devletin parasına günah değil mi? Zaten bir işi yapmak için aradan yıllar geçer! Şimdi bekleyin ki çiçek bahçesi gibi olması gereken Mağusa’daki Sanayi Bölgesinin yolları  bilmem kaç yıl sonra bir bütçe ayarlaması arasında yeniden onarılsın! Devlet olmak kolay değil. Alışacağız ama!