Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“DEĞİRMEN”

Kıbrıs Cumhuriyeti Birleşmiş Milletlere üye kabul edildiğinde BM Güvenlik Konseyi’nde Amerikan delegesi bir konuşma yaparak, Kıbrıs’ın en büyük sorununun ekonomik değil, “milli bir varlık“ meydana getirmek olduğunu söyleyince, Rum tarafında bu yaklaşıma birçok eleştiri yapılmıştı.

Yapılan eleştirilerin özü Kıbrıs’ın bir Yunan adası olduğuna ve Yunan milli karakterine sahip olduğuna yönelikti, hem de binlerce yıllık…

Amerikan delegesi kendi ülkesindeki tarihsel deneyimden hareket etmiş olmalıydı.

Amerika’da etnik bakımdan birçok topluluk  “Amerikalı” kimliği altında bir “ulus” oluşturmuşlardı.

Delegenin söylemeye çalıştığı Kıbrıs’ta “Kıbrıslı” üst kimliği altında “milli” bir varlığın oluşturulması olsa gerekti…

Burada bir nokta koyalım ve Lenin’in “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” adlı Türkçeye çevrilmiş kitaptan bir alıntı yapalım:

“Kuzey Amerika’nın Birleşik Devletlerine yapılan göçlere dair rakamlarına bakılabilir.1891’den 1900’e kadar 10 yıl içinde, Avrupa’dan ABD’ye 3,7 milyon göçmen gitmiştir; ve 1901’den 1909’a kadar 9 yıl içinde gidenlerin sayısı 7,2 milyondur. 1900 sayımında Birleşik Devletlerde on milyon yabancının yaşadığı saptanmıştır. Bu sayıma göre, 78 bin Avusturyalının, 136 bin İngiliz’in, 20 bin Fransız’ın, 480 bin Alman’ın, 37 bin Macar’ın, 425 bin İrlandalının, 182 bin İtalyan’ın, 70 bin Polonyalının, 160 bin Rusyalının (Çoğunluğu Yahudi), 43 bin İsveçlinin vb. yaşadığı New York eyaleti ulusal farkları öğüten bir değirmene benzemektedir.”

Bu alıntıdan sonra Amerikalı delegenin ne demek istediği daha iyi anlaşılıyor…

Kıbrıslı Elenlerin adanın bir Elen adası olduğuna yönelik toplumsal bilince sahip oldukları bir gerçeklikken, öte yanda, Osmanlı’nın adada 300 yıl kadar hüküm sürmesinden dolayı ada Türklerinde de buna benzer bir zihniyetin ete kemiğe büründüğü biliniyor.

Ada Türkleri öteden beri Kıbrıs’ın bir Osmanlı toprağı olduğunu, bu karaktere sahip olduğunu söylemekteydiler.

Bu anlayış, 1930’lu yıllardan sonra “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır” görüşü ile vücut bulmuştu…

Durum bu iken, Amerikan delegesinin 1960 yılında gösterdiği yaklaşım, Kıbrıs’ın her iki tarafında akıl yolu ile karşılanacak bir yaklaşım değildi!

Günümüzde ne kadar “birleşme” yanlıları ve çabaları olsa da, sonuç itibarı ile geçmişten ders çıkartmaya yönelik bir durum söz konusu değildir…

Her iki taraf kendi farklılıklarını bir “değirmen” e taşıyamadılar.

Ve bu durum sürüp gidiyor…