Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’i KUTLARKEN VE ORHAN ZİHNİ BİLGEHAN’IN ANLATTIKLARI.. 

Dün  Erdoğan’ın da katılımıyla KKTC’nin 37. Kuruluş yıldönümünü kutladıktı. Öncekilerden tek farkı bu kutlamalara ilişkin etkinliğin  46 yıldır kapalı olan  fakat geçtiğimiz Ekim ayının başlarında açılan Maraş’ta yer almasıydı.. (Etkinlikle ilgili haberleri özellikle Erdoğan’ın konuşmasını yarın yorumlayacağım.)

Fakat bundan  önce bir süredir okurken pek çok satırların altını çizdiğim, sayfaların yazısız bölümlerine başlık ve notlar düştüğüm bir kitaptan söz edeceğim.

KİTABI bir ay kadar önce Orhan Zihni Bilgehan imzalayıp gönderdiydi. Aslında A4 kâğıtlarına basılı,  sonradan sayfalar tellenip kapağı  da takılıp  kitap haline getirilmiş. Zaten diyor saygıdeğer dostum Orhan Zihni Bilgehan kitabın girişinde “İşbu metni ailem akrabalarım ve adalet konusunda benim görüşlerimi paylaşanların bildiklerimi ve yaşadıklarımı öğrenmeleri için kaleme almış olup ileride zaman ve zemin uygun görüldüğünde kitap halinde düzenlenerek kamuya aktarılması yetkisini yalnızca evlatlarıma terk eder yetkili kılarım” diyor..

KEŞKE diyorum Kıbrıs’la ilgili bir devri ve hukuki olaylarla siyasi gelişmelerini anlattığı  fasikül halindeki bu yazılarını  kitap olarak yayınlasaydı.  Neden mi?                                 ÇÜNKÜ ben bugüne kadar mahkemelerimizde biraz daha   az olsa da  hâlâ uygulanmakta olan Anglo Sakson hukuğunu ve Kıbrıs siyasi sorununu bu kadar doğru analiz eden hatta “hukukla-siyaseti” içiçe koyarak “nasıl bir yönetim ve nasıl yöneticiler” sorusuna bu prespektiften cevap veren bir başka (ilgili kitap) daha okumadım.

ASLINDA değerli dostum Orhan Zihni Bilgehan’ı ve kitabını  bir başka yazımın konusu yapacaktım. Fakat  son yıllarda okuduğum en çarpıcı  “hatıra, hukuk, siyaset içerikli” bu kitabı Köşemde takdim etmekten  kendimi alamadım..

Bundan sonra da bu “kitaptan” sık sık aktarmalar yapacağım ki mesela ilkini  KKTC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle   ve tabi özetle “köşeme” taşıyorum:

***

KIBRIS TÜRK YÖNETİMİ: “Ayşe tatile çıkar ve 2.Kıbrıs Barış harekatı başlar. Cenevre’deki müzakerelerde Orhan Zihni Bilgehan da vardır.  “2. Harekâtın başlamasıyla  birlikte nasıl çocuklar gibi sevinip türküler marşlar söylediklerini anlatır.                                                                   …Ve başarısızlıkla sonuçlanan toplantıdan sonra Cenevre’deki Türk delegasyonu  Ankara’ya döner.. O günleri Bilgehan’ın kitabından aktarıyorum:

“UZUN  bir yolculuktan sonra Ankara Esenboğa havaalanına indik… Turan Güneş alanda bir basın toplantısı yaptı. Sonra bize tahsis edilen arabalarla Başbakanlığa gittik. Ecevit ve Erbakan bizi kabul etti. Ecevit makam odasında toplantıda iken Libya Cumhurbaşkanı Kaddafi Ecevit’i aradı.  Ecevit diğer odaya geçerek Gaddafi ile konuştu ve geri geldi. Bize “telefonda Gaddafi’nin olduğunu, Kıbrıs’ta neden harekâtı durdurduğumuzu ve neden bütün Kıbrıs’ı işgal etmediğimizi sordu. Uçağa benzine ihtiyaç varsa derhal Türkiye’ye vermeye hazır olduğunu söylediğini, Gaddafi’nin çok mutlu olduğunu çünkü uzun süredir ilk defa ‘hilalin ehli salibe karşı zafer kazandığını’ söylediğini, kendisinin  ise Gaddafi’ye  Türkiye’nin niyetinin bütün Kıbrıs’ı zaptetmek olmadığını, Kıbrıs Türklerine ait olan toprakları almak ve Kıbrıs Türklerini katlimadan kurtarmak olduğunu, ilgisinden dolayı ziyadesiyle Gaddafi’ye teşekkür ettiğini” söyledi..

Bilgehan o hatırasında Erbakan’ın bütün adanın fethinden yana olduğunu da yazar Ecevit ise AB Güvenlik Konseyi kararlarına uyar.”                                                                                                               ***

KIBRIS TÜRK YÖNETİMİ: Orhan Bilgehan 2. Harekâttan sonra “yeni bir vatan, yeni bir devlet yaratmak zorundaydık” der kitabında.

Bu nedenle  önce “ayrı bir devlet kurulması sonra  Türkiye’ye bağlanılması görüşleri ortaya atılır. Denktaş TC’ye bağlanılmasını canı gönülden desteklemektedir.”

“Fakat” diyor Bilgehan kitabında, dünya siyasi konjektörü ne derhal ayrı bir devlet ilan etmemize ne de Türkiye’ye ilhak edilmemize müsait değildi.”                               VE “kendimizi yönetmek ayrıca  federal bir Kıbrıs’ın da oluşmasına meydan vermek için öncelikle bizim tarafın Kıbrıs Türk Federe Devletini kurup, Rumların da Kıbrıs Rum Federe Devletini kurmaları” kararına vardık. Bu çözüm formülünü İsmet İnönü de destekliyordu…”

***

SIKINTILI DÖNEMLER: Kıbrıs Türk halkı ilk kez adada kendi egemenliğinde kendi “Otonom Devletini” oluşturur. Güney’den Kuzey’e akın akın göçmenler akarken, onların yerleştirilmeleriyle rehabiliteleri bugünlere kadar  gelecek “tartışmalarıyla” tam bir toplumsal soruna dönüşür. Ne eşdeğer mal uygulamaları fayda eder ne TC’den kaydırılan nüfusun  Güney’e kaçan 150 bin Rum’un boş bıraktığı köylerle mülklerini “paylaşmak” üzerine kurulan sistemler yürür. Sonuçta “ganimet” denilen talanın da önüne geçilemediği gerçeklerde tutun ki bir savaş sonrası yaşanacak ne kadar olumsuzluklar varsa hepsi de yaşanır…

Ve maalesef daha kurulduğu gün, devlet “hukukun üstünlüğünün” üzerine değil, popülizmin egemen olduğu anlayış ve uygulamaların yanlışlarında  oluşur!

BİLGEHAN o dönemde  istemediği için  “ben hukukçuyum eğitimden anlamam” dediği halde Denktaş tarafından zorla Eğitim Bakanı yapılmıştır. Sırf öğretmenlerin yasal statüsünü hazırlamak isteklerini hukuki zemine oturtmak için..

(Not: KTÖS ve KTOEÖS  bugüne kadar gelen  sendikal haklarını Orhan Zihni Bilgehan döneminde kazandılardı.İlk Eğitim şurasını da Bilgehan gerçekleştirdiydi.)

***

KAMU YÖNETİMİ SORUNU: Bilgehan kitabında bu sorunla ilgili şunları yazar: “…Tahsilimi İngiltere’de yaptığımdan  ve de Kamu Yönetimi  İngiliz müstemleke döneminden geldiğinden, bizim kullandığımız sistemle de  paralellik içinde olduğundan; Kıbrıs Türk toplumuna sistemin ne olacağı ve de Anayasanın yapılışında hangi sistemi kullanmamız halinde topluma yararlı olunacağı hususunda üyeler arasında farklı görüşler vardı. Ben bidayetten politikacıların kamu yönetimine fazla müdahale etmemesini, memurun devletin memuru olarak  kalmasını, memurun politize edilmemesi gerektiğini, bu partileşmeler heyecanı içinde ideolojilerin de partilileşmelerin de memuru aksi yönde etkileyeceğini bu nedenle politikacıların memur üzerinde baskı kurmamaları veya baskı altında tutulmamaları ve memurların kişiliklerini muhafaza etmeleri” taraftarı idim. Ancak TC’de tahsil gören bazı Bakanlar Kurulu üyeleriyle öteki bazı vekiller benimle ayni fikirde değildi. TC’deki Anayasal ve idari sistemin kopya edilmesini istiyorlardı. Yani iktidara gelenin kendine yakın memurları önemli yerlere getirmesini, iktidardan gittikten sonra da kendi memurları ile birlikte gitmesini istiyorlardı!”

(Çekişme çatışma hâlâ devamda değil mi? Ki artık ne diyoruz. Devlet vardır ama yoktur.)                                                                                                    ***

NİÇİN BAŞKANLIK SİSTEMİ? Bugün de KKTC’de hâlâ  şikâyet edilen bozuk yapısallığı bakın Orhan Zihni Bilgehan daha Türk Yönetimi döneminde başlayan tartışmalarıyla   nasıl anlatıyor:

“…DEVLETİN  idari sisteminin başkanlık sistemi veya parlamenter sistem olması hususunda da diğer arkadaşlarımla fikir ayrılığına düştüm. Toplumumuzun küçük bir toplum olduğunu.. Partilileşmede ve siyasette tecrübesiz oluşumuz..                    Kıbrıs’ta ideolojilerin birbirleriyle çekişmekte olduğu.. Ve kamu yönetiminin partileşmeye doğru sürüklenmesiyle yozlaşacağı endişesinden dolayı.. Hiç olmazsa öteki toplumla kesin anlaşma yapılmadan, harp halinin de devam etmesinden  dolayı.. Birçok sakıncalar doğuracağından.. Dolayısıyla  “Başkanlık sisteminin” Kıbrıs Türk toplumu için en iyi sistem olacağını.. Devletin “Başkanını” seçmesinden sonra tecrübeli, kabiliyetli, dürüst, güvenilir.. Ve tüm halkı kucaklayıcı kişilerin Bakanlıklara atanması gerektiğini.. Böyle bir işlem yapıldığı takdirde Bakanların oya ihtiyacı olmayacağını.. Dolayısıyla hükümet tarafından yasaların daha rahat uygulanacağını.. Hatta Cumhurbaşkanı dahil popülizm denilen beladan kurtulmuş olunacağını.. Ve bakanların daha rahat çalışacağını söyledim…”

…AKIL yolu birdir. KKTC hâlâ sistemini arıyor! Ki şu anda da ortada hükümet yok. Ve KKTC’nin 37. Kuruluş yılını    hükümetsiz kutladık!..                                                           (Zaman zaman Orhan Zihni Bilgehan’ın kitabından alıntılar yapmaya devam edeceğim, tabi müsaadelerini isteyerek.)