1954’lerde Mağusa limanında çalışan Türk işçilerle Rum işçiler arasında ne kardeşlik vardı ne birliktelik. İşçilerin hakları Rum sendikası AKEL tarafından sağlanırdı. Hatta Maraş’taki AKEL’in binasında çalışan Türk memurlar da vardı..
Doğrusu şu ki 8 saat iş, 8 saat istirahat ve 8 saat uyku hakkını İngiliz koloni yönetiminden çeke söke alan da AKEL olduydu..
NE var ki Akel bu hakları alma mücadelesini sürdürürken bile bakın Türk işçisini nasıl aldattıydı: “Olay, ilk kez Türk Rum liman işçilerinin 1 Mayıs İşçi Bayramını birlikte kutlama kararı almalarıyla başladı. Bu nedenle oluşturulan kortej, yine bir “ilki” gerçekleştirerek Cambulat kapısından girip, Altun Tapya yolunu takip ederek Akkule kapısından çıkıp, oradan da Maraş’taki Hacıhambi sinemasına gidildiydi. Söz konusu olan “8 saatlik çalışma hakkını” imzaya açmak ve BM’lere göndermekti. Ne var ki Türk ve Rum işçilerin birlikte imzaladıkları metin BM’lere gönderildiğinde anlaşıldı ki “Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını yani enosisin gerçekleşmesini içeren bir metindi. Yani Akel Mağusa liman işçilerine kazık attıydı!)
…BU ülkede yıllar öncesinden bu günlere kadar gelen ve tutun ki şimdilerde de “sigortalılar” olarak devam eden “gündelikçilerin” kaderi çok da değişmedi. İşçi zümresi her dönemde ezilirken hakkı yendi.. Bunu bir “işçi yada o yıllardaki adıyla bir hamal cocuğu olarak iyi bilirim..
Dolayısıyla hem sendikalaşmalara hem de “çalışan zümrelerin” birlik berberliğine inanırım.
Fakat her devrede “emekle alın terinin birleşiminden oluşan “kooperatifçiliği” çok ayrı ve özel bir yere koyarım. Ta ilkokul çağımda Mağusa Koop. Tasarruf Bankası’na daha ilkokuldan başlayarak her hafta üç beş kuruş yatırdığım (tüm öğrenciler olarak yatırdığımız) yıllardan beridir… Ki hiçbir konuda sağlanamayan işbirliği ve beraberlik bir zamanlar bu ülkede Kooperatifler çatıları altında sağlandıydı.”
***
İLK KOOP. BAKANLIĞI
1969 yılıdır. Öncesi 1967 yılında kurulan “Geçici Türk Yönetiminin” Yürütme Kurulu başkanı Rahmetli Dr. Küçük’tür. Tarımdan maliye’ye, eğitimden sağlığa kadar bir “Bakanlar Kurulunda” olan ne kadar bakanlık varsa “söz konusu Yürütme Kurulunda” da vardı.
Rahmetlik İsmet Kotak Mağusa Koop. Bankasının müdürüyken, Geçici Türk Yönetiminin Yürütme Kuruluna Çalışma ve Kooperatif İşleri üyesi” olarak atanır.
O yıllarda sadece Mağusa kazasında değil tüm öteki yörelerde “köy kooperatiflerinden” pis kokular savrulurken, kötü haberler gelmektedir. Kısaca yolsuzluklar aldı başını gitmektedir..
İsmet Kotak’ı da zaten bu yolsuzlukların üzerine gidip batmış kooperatifleri yeniden ayağa kaldırması için görevlendirmişlerdir.
(O zaman Bozkurt gazetesindeki köşe yazılarımızı birlikte yazıyoruz. Ayrılırken bana “bundan sonrası görev senindir” dediydi. Düşünün ki “köşe yazıları bile bir görev anlayışı içinde kaleme alınıyor, hani şimdilerde “vatan millet memleket” diye dudak bükülerek küçümsenen mefhum, o yıllarda kutsal bir vatan millet memleket meselesi olarak tanımlanıyordu.)
Kotak kısa sürede tüm Koop. kuruluşlarını sadece yolsuzluklardan temizlemekle kalmıyor, memlekette İngiliz sömürgesi sonrasında batıp gitmiş kooperatifçiliği de yeniden canlandırıyordu. Ki sonraları görevi yüklenen Kooperatiflerden sorumlu Bakanlar da bu “kurumumuzu” bugünlere kadar taşıdılar..
***
PEKALA BUGÜN NE OLUYOR? Bundan bir süre önce gazetelerde “Koop Merkez Bankasının Ziraat Bankasına devredileceği” haberi yayınlandıydı!
İlk aklıma gelen şu oldu: “KKTC kooperatifçiliğini bitirmeye karar verdiler..”
FAKAT niçin? Ki gözlerimizin önünde 10’nu aşkın kooperatif kuruluşundan oluşan “Süt Ürünleri Üretim ve Pazarlama Kooperatifi” var ki bu yıl ilk defa süt ürünleri ihracatı KKTC’e ithal edilen süt ürünlerini geçti..
Fakat hepsi bu kadar, ötesi yok! Ve tıpkı yıllar önce Kotak’ı “nasıl ki batmış Kooperatif kuruluşlarını kurtarıp ayağa kaldırsın diye ilgili bakan yaptılardı; bir süre önce de benzer bir atamayla Kemal Deniz Dana’yı Koop. Şirketler Mukayyidi olarak atadılar ki işlevlerini yitiren, batakta çırpınan Koop. ve kuruluşlarını derleyip toparlasın.. Galiba o da içine düştüğü çaresizlikle Koop. Merkez Bankasını Ziraata devrederek yapılabileceği mi yaptı bilemiyorum? Çünkü Dana bir süre önce fena halde yakınırken, “hem borç ödedik hem yatırım yaptık” dedi ama bir yandan da türlü çeşitli çevrelerden zılgıt yerken, “Türkiye’den gelen talimatlarla karar verdiği” ithamlarına maruz kaldı..
TUTUN ki artık bu ülkede kim bir kararı beğenmez yada bir kararı karalamak isterse veya muhalefet yapacaksa “Türkiye’den gelen talimatlarla hareket ediliyor” suçlamasını yapması yetip artıyor!” Yani KKTC’de görev başında olanlar sütten çıkmış ak kaşık fakat Ankara tu kaka! İŞTE öyle değil ama! Çünkü Koop’ları batıran da ötesindeki kurumları çalışamaz duruma getiren de “KKTC’nin müzmin ve virüslü olan “denetim” denilen mekanizmasıdır! Açıkça ifadesiyle “denetimsizliktir!” Her kurumda, her sektörde, her zaman ve daima!
Eğer Koop. Merkez’e ve Bakanlığa bağlı üniteler köylerde kentlerde doğru dürüst denetlenmiş olsalardı bugün “ne yolsuzluklarından söz edilirdi ne borçlardan dolayı battılar” denirdi! Ki bu denetimler “müfettişlerin” görevleridir.. Dolayısıyla dairelerde bir dakika bile oturmaları boşa geçen zamanları olmamalıydı ama oldu!
Eee! Vermediyse mabut neylesin Mahmut. Şimdi bir de Ankara’dan Kooperatiflerimizi kurtarmasını mı isteyeceğiz? Denetim yapmasını mı isteyeceğiz? Ki bu ülkede aracılar tefeciler hâlâ üreticinin elinden okka ile ve ya beleş aldıkları ürünleri kilo ile satarlarken, millete bir değil iki kazık birden atarlarken, o üretici de hâlâ “Kooperatifleşmek yerine bu aracı ve tefecilerle çalışmayı yeğlemektedir!
Böylesi politikalarla yönetim anlayışlarında Kooperatifçiliğin K’si bile ayakta durmaz yıkılır..
































