Bilindiği üzere Mart ayının ortalarından sonra yaşanan Covid-19 salgını sonrası halk sağlığını korumak adına Hükümet tarafından alınan kararlar doğrultusunda sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı olmadığı dönemlerde de insanların kendisi salgın nedeniyle sokağa çıkmalarını azaltmış, ülkemize gelen bir çok üniversite öğrencisi genç ülkelerine dönmüştür.
Hal böyle olunca talebin inanılmaz düzeyde azalması ile bir çok işletme kapanma noktasına gelmiş, işçi azaltmaya yönelmiştir. İşletmeler ayakta kalabilmek ve vatandaş da yaşamını idame ettirebilmek adına borçlanmaya yönelmiştir.
KKTC Merkez Bankası verilerini incelediğimizde borçlanmadaki artış miktarı ve oranı ise hiç iç açıcı değildir. Bu durumu sizlere pandemi dönemi olan Nisan-Eylül 2020 ayları arasındaki borçlanma ile yine aynı aylara ait 2019 yılının kıyasını yaparak izah etmeye çalışacağım.
Her iki ay da dahil Nisan-Eylül ayları arasında 2019 yılında Tüketici Kredileri 75 Milyon 412 Bin TL, %2.91 artarken 2020 yılında 577 Milyon 405 Bin TL yani %18.50 artmıştır.
Yine her iki ay da dahil Nisan-Eylül ayları arasında 2019 yılında İşletme Kredileri 186 Milyon 982 Bin TL artarken 2020 yılında 849 Milyon 574 Bin TL yani %15.48 artmıştır.
Tüm kredi kalemlerinde ise yani Toplam Krediler, Nisan-Eylül ayları arasında 2019 yılında 311 Milyon 783 Bin TL, %3.55 artarken 2020 yılında 1 Milyar 849 Milyon 562 Bin TL yani %18.40 artmıştır.
Rakamlardan da görüldüğü üzere gerek işletme bacağında gerekse gerçek kişiler bacağında pandemi döneminde borçlanmalarda ciddi bir artış söz konusudur.
Bu borçlanmaya binaen piyasaya para sürülmesi ile bir nebze olsun ekonomi çarkları dönse de bu çarkları uzun süre döndürmenin krediler ile olamayacağı tüm çıplaklığı ile karşımızda durmaktadır. Dolayısı ile içinde bulunduğumuz pandemi döneminde ekonomi çarklarını uzun süreli döndürebilmenin yolu Sosyal Devlet anlayışının geliştirilmesinden geçmektedir.
Tabii burada kaynak sıkıntısının gündeme geleceği gerçeğinden hareketle Devletin gelirlerini artırmak adına öncelikle kaçağı önlemeye yönelik yeni vergi politikaları geliştirmesi gerekmekte olup diğer taraftan da dövizin fırladığı bu dönemde insanlarımızı bir nebze olsun rahatlatma adına halkın geliri olan Türk Lirası’nın, ekonomik ilişkilerde (okul ücreti, ev kirası vb) kullanımının zorunluğu hale geleceği mevzuat düzenlemeleri bir an önce yapılmalı ve piyasada dövize binaen yaşanan pahalılığı azaltmak adına Türkiye’den tüm girdi maliyetleri TL olan ürünlerin ülkemize ithalinin de döviz ile değil TL olarak yapılması adına Türkiye yetkilileri ile biran önce gerekli girişimler başlatılmalıdır
































