Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KADINLAR KUMAŞ MAĞAZALARINDA OYALANIRKEN…

Bulutlar dünden toplanmıştı, gök gürültüsünün sesleri uzaklardan geliyordu.

Çağlayan parkındaki çınar ağacı afkalipto ve palmiye ağaçlarına arkadaşlık ediyordu yıllarca ama hiç kimse orada bir çınar ağacının olduğundan pek farkında değildi.

Tavus kuşları boyunlarını birbirlerinin koynuna sokmuşlar gök gürültülerinden korkmuş gibiydiler.

Eski Lefkoşa evlerinin toprak kiremitleri yağmuru çağırırken, Çağlayan parkı kendi sessizliğine gömülmüş, tek tük okuldan çıkan öğrenciler görülüyordu etrafta, bir de nereden geldikleri pek belli olmayan garip giysili insanlar.

Yağmur yağdığında daha güzeldir Lefkoşa, ne Atilla İlhan’ın İstanbul’una, ne Dostoyevski’nin St. Petersburgu’na, ne Baku’nun içeri şeherine, ne de antik Venedik kentine benzer.

Lefkoşa, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen gözleri bakır renginde bir çocuğa benzer…

Yağmur yağdığında daha güzeldir Lefkoşa; yağmur damlaları evlerin ahşap panjurlarında dinlenir.

Çok eskiden böyle mevsimlerde yağmur usulca yağarken ve bir yağıp bir dururken Baf sokağından kadınlar pazarına, kadınlar pazarından Bandabuliya’ya kadar Türk Rum, Ermeni ahalinin alışverişi çok dilli mırıltılar içinde sürer, el arabaları ile hamallar bir oraya bir buraya koşuşturur, yağmurdan etkilenecek eşyalar bakkal çırakları tarafından dükkanların önünden telaşla içeriye alınır, seyyar satıcılar el arabalarının üstünü örtüp bir köşeye çekilir, köyden gelen satıcılar köfünleri ile sığınacak yer arar, bisikletliler sellalarına muşamba ya da gazete parçası örtüp pantolon paçalarını yukarıya katlar, kadınlar kumaş mağazalarında oyalanmaya koyulur, demirci ve dülger atölyelerinde işler yetiştirilmeye çalışılır, örs ve çekiç sesleri ezan ve çan seslerine karışır, kahveciler ellerinde tepsileri ile bir dükkandan bir dükkana girip çıkar, gelip geçen arabaların egzoz dumanları bir müddet yerde kalır, böylece bu ince uzun yola kulakları tırmalamayan yüzyıllardan kalma neşeli bir gürültü yayılırdı.

Lefkoşa, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen gözleri bakır renginde bir çocuğa benzer…