Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Birliği’nin düzenlediği 2. Kıbrıs Uluslararası Eğitim Araştırmaları Kongresi bugün sabah yapılan kapanış oturumu ile tamamlandı. Perşembe günü başlayan ve “21. Yüzyıl ve Eğitim Bilimi: Eğitim Araştırmaları ve Uygulamalarında Gelecek İçin Umut Verici Paradigmalar” şiarı ile yapılan kongreyi izleme şansım oldu. 120’yi aşkın bildirinin sunulduğu, 200’ü üzerinde akademisyenin katıldığı kongrede biz de bildirimizi sunma fırsatı bulduk. Toplam 12 atölye öğretmenlerin ilgisini gördü.
Kongrenin çağrılı konuşmacısı olan Uluslararası Eğitim Planlaması Derneği Başkanı Prof.Dr. Adam Nir’in sunumu çok önemliydi. Eğitim adına dünyada yapılan tartışmalardan haberdar olduk. Cumhurbaşkanı Akıncı, son anda programında olan bir değişiklik nedeniyle kongreye katılamadı. 2.Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Eğitim Bakanı Kemal Dürüst kongrede birer konuşma yaparak kongreye renk kattı.
Birkaç yıl önce 90 yaşında kaybettiğimiz “öğretmenlerin öğretmeni” Kemal Yücel’in anısına bir de araştırma onur ödülü verildi. Eğitimin her kademesinde çalışan ve altı dili anadili gibi konuşan Kemal Yücel’in adının yaşatılmasını sağlayan Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Birliği yöneticilerini kutlamak gerekiyor. Kemal Yücel’in adının yaşatılması adına böylesi bir adım, bu ülkeyi yönetenlere de örnek olmasını diliyorum. Eğer bugüne kadar Kemal Yücel’in adı yaşatılamamışsa, bu genelde tüm hükümetlerin özelde de eğitim bakanlığının ayıbı olduğunu düşünüyorum.
Daha önce de söylediğim gibi bu kongrede eğitim adına çok şey söylendi. Çok önemli bilgiler, düşünceler ortaya konuldu, tartışmalar yapıldı. Burada önemli olan bu düşüncelerden ve araştırmalardan yararlanacak yetkili ve etkili yöneticiler gerekiyor.
Bu ülkenin en büyük eksikliği; onlarca eğitim kongresi veya şura yaparız ama bu önemli toplantılarda alınan kararları uygulamakta sıkıntı yaşarız. Araştırmalar, görüşler, düşünceler tozlu raflarda yerini alır ve acaba bu toplantılarda akademisyenler neler söylemişti diye bir daha da bakmayız. Hal böyle olunca da eğitimde attığımız her adım tesadüflere kalıyor. Bilimsel olmayan her adım bizi doğru yere ulaştırmıyor. Sürekli çırpınıp çırpınıp batıyoruz. Çırpınırken harcadığımız efor da, maddi külfet de boşa gidiyor.
Bilimsel verilere göre çalışmaya başladığımız zaman aslında ilk doğru adımı atmış olacağız. Daha bir yıl önce Milli Eğitim Şurası yaptık biz bu ülkede… Alınan kararlardan kaçını uygulamaya karar verdik? Kaçını uyguladık? Koca bir hiç.
Daha geçtiğimiz yaz “yükseköğretim çalıştayı” yapıldı. Orda da çok önemli kararlar alınmıştı. Yükseköğretimde önümüzdeki birkaç yıl daha geçmiş yıllarda konuştuklarımızı devam edeceğiz gibi görünüyor. Eminim ki son birkaç yıl içinde şu anda aklıma gelmeyen daha birçok önemli toplantılar yapıldı. Buralarda alınan kararları da tozlu raflarda bulabiliriz.
Bizim ülkede durum bu…
*****
Finlandiya çok az para harcayarak, okulları öğleye kadar açarak PISA ve TIMSS sınavlarında en tepede yer alırken, biz bunu bile merak etmiyoruz. OECD’nin 2015 raporuna göre Türkiye 41’inci sıradaymış. Acaba biz nerelerdeyiz? Merak eden var mı?
Bir zamanlar LYS sınavları sonunda Türkiye’deki iller sıralamasında KKTC, Şırnak’ın gerisinde kaldığında, dönemin eğitim bakanı “eğitim bitti” demişti. O günden bugüne değişen bir şey yok ama eğitimi yönetenlerde de bunu değiştirmek için bir çabası yok. Bilimsel eğitimden uzak, palyatif önerilerle eğitimde sorunlar çözülmeye çalışılıyor. “Aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummak saflıktır” der Albert Einstein…
Bizdeki durum ne yazık ki bu… Eğitimde yıllardır ayni şeyleri yaparak iyiye doğru gideceğimizi zannediyoruz. Bize bu kaderi değiştirecek kararlar gerekiyor.
Bekliyoruz.
































