Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SEÇİM SONRASI DÜŞÜNDÜKLERİM

Geçen Pazar günkü  cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa çoğunluğunca sadece Tatar ve Akıncı yanlıları giderken, öteki adayların taraftarları birinci turu es geçip “oyumu ikinci turda kullanırım” demiş olmalılar, seçmenin yarısı  seçime katılmadı!

Yoksa artık “seçilip” yönetimde görev yüklenen politikacılarla seçmenler arasında gitgide bir güvensizlik ortamı mı oluşuyor?

Yoksa ilk kez bu kadar “Türkiye” odaklı bir seçim kampanyası yaşandığı için mi seçmenin protestosuna toslanıldı!

Bu soruları doğru cevaplayacak olanlar kaybeden adaylarla ikinci tura geçen Tatar ile Akıncı dolayısıyla  siyasi partilerdir..

BUNLARA karşın artık şunu görmemiz gerekmektedir. Seçmen seçimlerden de zırt pırt düşen hükümetlerden de politikacıların gevezeliklerinden de  usandı!

Nitekim bu seçimde “yüzdeliklere” baktığımda   gördüğüm bir başka gerçek daha vardır: “UBP, CTP gibi köklü partiler geçen yıllar itibarıyla yorulur ve hantallaşırlarken, artık seçimlerde kendi adaylarını sırtlayıp taşıyacak mecalleri kalmadı!  Belli ki erozyana uğradılar. Ki Sn. Akıncı’nın  Tatar ve Erhürman arasından sıyrılarak  yüzde 29.80 oy alması bunun göstergesi olmalıdır.

Tabi dün  “köşemden” de aktardığımca  Serdar Denktaş’ın kampanya nedeniyle söylediği, “vatandaşı yanlış uygulamalarla devletine küstürenler bugün hamasetle oy istiyorlar” lafını  hiç yabana atmamak lazım..

Kİ bunun en somut göstergesi memleketin “hukuk kurumuna”  vurulan “hayır” oyları oldu! Bir devletin kendi “hakimler kadrosu,” bu kadronun   artan illegal olaylar  nedeniyle artık görevini  sürdürürken sayısal olarak yetersiz kaldığı gerçeğine karşın; sandıklarda  yüzde 50.13 “hayır” oyu alarak  kadük hale getirilmesi ne  insafa sığdı ne adalete!

Neden ama? Hani da öncesi anketlerde “adalet,” “polis müessesiyle” birlikte halkın en güvendikleri kurumlarıydı..

Kıbrıs Türk halkı ne zamandan beridir “hakimlerinden” memnun değil ki? Öte yandan:

***

SEÇİME yönelik değerlendirmeleri doğru yapabilmek artık gitgide daha bir zorlaşıyor. Çünkü  çok  doğal olması gereken bir süreçte yeni bir  jenerasyon yetişiyor ve biz yaşlı kuşaklar bu genç nesli anlamakta çok zorlanıyoruz. Tabi onlar da artık bu yaşlanmış yurttaşları anlamakta zorlanıyorlar ve haklılar! Nitekim bu yaşlı kuşağın çoğunluğu hâlâ 40 yıl öncesini yaşıyorlar!  Hâlâ doktor Küçük, Rauf Denktaş  ve cümleten dava arkadaşlarının sevgisini taşıyorlar, ötesine dönüp bakmıyorlar, gençlerle empati kurmuyorlar!  Sadece Türkiye’ye inanıyorlar!  KKTC’yi adada Rum toplumu yokmuş gibi “tekil devlet” olarak tanımlıyorlar!

NİTEKİM ilk defa bu seçimde Türkiye odaklı tartışmalar açık seçik sandıklara kadar taşınıverdiler! Kendimize “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti” dememize ve öyle  olmamıza  karşın ilk defa propagandalar süresince Türkiye’yi istismar ederek seçimin mihenk taşına vurduk!     Gereksiz tartışma ve polemiklerle Annan planı referandumu öncesi siyasi havayı estirerek seçimlerde “federasyoncularla devletçiler” ikilemi yarattık!  Sanki devlet değilmişiz gibi! Sanki iki devlet arasında federasyon olamazmış gibi! Sanki federasyon olursa siyasi eşitlik olmayacakmış gibi! Ki nedir siyasi eşitlik? Rum devleti nelere sahipse  o kadarına  da Türk devleti sahip  olacak.. Böyle bir devlet  devlet değil mi?

ANCAK arkamızdan gelen genç seçmen kitlesi için “devlet” işte böyle de değil! KKTC’yi   Ankara’nın malı olarak yorumluyor, son dönemlerde de Ersin Tatar’ın politikasıyla Türkiye’ye yamandırılan bir  “uydu devlet” haline getirildiğinin iddialarına yatıyorlar!

 

      PEKİ  aldığı oylar küçümsenemeyecek kadar önemli olan ve önümüzdeki seçimlerde Solun oylarını kendine kanalize ederse sandıktan ikinci kez Cumhurbaşkanı çıkma olasılığı büyük oranda artan  Sn. Akıncı için nedir devlet?

“Ankara ile “sahiplik” tartışması yapacak  kadar yüce bir Kıbrıs Türk vatanı… Bizim olan, bizim olduğu için bizim yönetmemiz gereken devlet… Ki bu devleti dünyada tanıyan tek devlet de Türkiye’dir… Garantörümüzdür, adadaki varoluşumuzun en büyük koruyucusudur…”

Siyasi realite bu iken  Türkiye’yi neden tartışma konusu yapalım? Neden Türkiye bizimle tartışmak zorunda bırakılsın? Yoksa biz  “o mahilerden miyiz  ki derya içindeyiz de  deryayı bilmeyiz!”

                              ***

VE ÖTEKİ ADAYLARA  da kısaca bakalım: Mesela Kudret Özersay:                                               Aklıma 1992 yılından kalma DP geliyor. UBP’den “Dokuzlar hareketi” ile ayrılanların kurduğu parti Daha ilk seçimde galiba 15 milletvekili çıkartarak fırtına gibi estiydi.. Ki ağır topların partisiydi. Hakkı Atun’ların,  Coşar’ların, Onur Borman’ların partisi..

Özersay’lı HP nedense bana geçtiğimiz genel seçimlerdeki başarısıyla  o yıllarda UBP’den ayrılan “Dokuzlar kadrosunu”  hatırlatır.                                                               Ne var ki ya Tatar’la iki zıt kutuptular ya da “devlet yönetme” konusunda ikisi de acemi takımıdırlar ki  başından beridir fincancı katırlarını ürkütmekle uğraştılar!. HP’i açısından Çaluda, Özgürgün ve Emirnameler konusundan ötesi de zaten akıllarda kalmadı! Yani bekleneni veremedi! Nitekim bu seçimde yüzde 5.74’de kalması kendi ifadesiyle de “evet siyasi hayatı, yeniden gözden geçirmesini gerektirecek kadar ciddi bir krizi çağrıştırıyor!.

…SERDAR Denktaş’ı belli ki seçmen hiç tanımadı. Kendisi de kendini tanıtmak gereğini duymadı. Rahmetli babasına sığınmadı. Dik durdu. Neyse dışı içim de budur dedirtti.

ERHAN Arıklı sevdiğim bir milletvekilidir. Meclis’te asla boş konuşmadı. Galiba TC’lilerin oylarına da yaslanmadı.

VE TUFAN Erhürman. Önü her zaman açık ve doğrusu hangi makamda olursa olsun başarısı başarısızlığından fazla.. Zamanı yeri geldiğinde Cumhurbaşkanlığı makamına kesinlikle    yakışacak bir siyasi kabiliyet..

…Ya gelecek Pazar ne olacak? Olacağı neyse o!