Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sulamayacağın çiçeği sevme. Çünkü sevgi emek ister…

‘Sevgiyi inşa etmek için emek vermeniz gerekir. Bir sanatçı disiplini içinde bilinçli ve uyanık kalarak.’

Erich Fromm

 

Her ne kadar doğuştan içimizde bir sevme ve sevilme potansiyeli ile dünyaya gelsek de sevgi, bir  bilgi ve emek işidir. Görerek, tecrübe edilerek öğrenilir ve pekiştirilir. Ne kadar çok, ne kadar yargısız, ne kadar güzel sevilirseniz o kadar güzel seversiniz. Çünkü koşulsuz sevilirken değerli; yargılanmazken özgür hisseder ve kendinizi olduğunuz halinizle ortaya koyarsınız. Oyuna, kurallara gerek olmadan. En saf haliyle…  Ve tabi ki bu doğallık ve içtenliğin karşıda yarattığı etki güven ve huzurdur. Yani sevgi, karşıya aktarılan ve karşınızdaki taraftan hissedilebilen bir şeydir. Bu nedenle hislerinize kulak verebilmek de ilişkideki yönünüzü belirleyebilme noktasında çok kıymetlidir.

Sevginin net bir tarifi olmamakla birlikte içinde huzur, mutluluk ve denge barındıran her şeyin kapısının sevgiye açıldığı kabul edilir. Hal böyle iken, insan hatta canlı sayısı kadar sevgi tarifi yapmak mümkündür. Her canlı kendi sevgi biçimini kendi bilgisi, farkındalığı ve emeği ile kendi inşa eder. Sevgi parmak izi kadar özgün olsa da yarattığı sonuçlar evrenseldir. Özetle gerçek ve samimi sevginin olduğu yerde mutsuzluk, çaresizlik, güvensizlik barınamaz. Sevildiğini bilmek insanın en büyük yaşam destek ünitelerinden birisidir. Belki de kendini sevmek ve kendine değer vermekten sonraki en büyüğüdür hatta…

Peki ilişkilerde uzlaşmak için sevgi yeterli tek unsur mudur? İlişkilerin sağlıklı yürümesi için gerekli 4 temel unsur bulunmaktadır:

  1. Sevgi
  2. Saygı
  3. Güven
  4. Arzulamak.

Ve benim ekleyebileceğim bunları masaya yatırabileceğiniz bir uzlaşı ortamı olması gerekliliğidir. Yani karşılıklı temas içinde olabileceğiniz, sizi duyan, anlamaya ve empati yapmaya istekli ‘sağlıklı’, ‘olgun’ ve ‘otantik’ bir eş. Eğer karşınızda bu dört unsuru gerçekleştirmeyi öğrenmemiş, sevgisizliği öğrenmiş bir eş varsa şüphesiz ki temas ve uzlaşı ortamı yaratmak da mümkün olmayacaktır. Uzlaşı ortamının olmazsa olması kendi varlığına sahip çıkmaktır. Uzlaşı için önce ‘temas’ etmek gerekir ki, bu da 2 eşit insanın tam olarak varlık göstermesi ile mümkündür. Onaylanma ihtiyacı, kaybetme korkusu, özgüven eksikliği gibi nedenlerle kendi otantik varlığını ortaya koyamayan insan ilişkiden silinir gider. Ve süreç tek taraflı bir yönetime dönüşmeye başlar. Bu yönetilen kadar yöneteni de yoran ilişkiyi tüketen bir unsurdur. Uzlaşı için ikinci önemli unsur ise kişinin esneyebilme kapasitesidir. Farklı bilgilerle yetişmiş, farklı değer ve yargılara sahip iki bireyin şüphesiz ki ortak bir noktada buluşabilmesinin tek yolu; önyargılarından uzaklaşıp empati yaparak, esneyebilmesinden ve bunu yapacak kadar olgun ve istekli olmasından geçer.

Seni seviyorum demek çok kolaydır. Herkes ‘seni seviyorum’ diyebilir. Önemli olan bunu ne kadar gösterdiğidir. Önemli olan karşısındakini ne kadar dikkatle dinlediği, duyduğu ve ona yönelik davrandığıdır. Önemli olan onu sevdiğini ona ne kadar hissettirdiğidir. Eğer ‘Sevemiyorsan meşgul etmeyeceksin’ demiş ya şair. Eğer sevildiğini hissedemiyorsan, duyulmadığını düşünüyor, ortak bir noktada uzlaşamayacağınıza inanıyorsan seni meşgul etmesine izin vermeyeceksin diyorum ben de. Çünkü kendine sahip çıkmak senin sorumluluğundadır. İnsan izin vermedikçe kimse onu mutsuz olduğu bir ilişki içine hapsedemez. Kim ne derse desin doğrusu budur. Hapsolmamanın yolu da kendini sevip, kendi değerini bilmekten geçer…

Ne demiştik: Sulamayacağın çiçeği sevme. Çünkü sevgi emek ister…