Önce bilinen gerçeği yazayım: Düşünce olarak seçmenler oylarını, Kıbrıs siyasi sorununu çözeceğine inandıkları “adaya” değil; kendilerine yakın gördükleri yada ayni parti mensupları oldukları veya kişisel sevgi saygı duydukları adaya verecekler..
Dolayısıyla seçim kampanyası boyunca özellikle Tatar’ın başlattığı “ayrı Türk devleti alternatifi” propagandasından kaynaklanan karşıt cephedeki “federasyon tezi” savunucularının dar bir çerçeve içinde başlattıkları yüksek sesli “nasıl bir çözüm” tartışmalarının sonuç itibarıyla seçimin kaderine yansıyacağını hiç zannetmiyorum.. BUNA karşın “iki ayrı Devlete dayanan çözüm” ile “federasyona dayanan çözüm” tartışmalarının; en azından “anayasal yetkisizlik” kısırlığı içinde olan Cumhurbaşkanlığı makamına işlevsel anlam kattığına inanıyorum. Kaldı ki uzun süredir ben de “Köşemden” Federasyon ile iki ayrı devlet ikileminin heyamolasında şunu anlatmaya çalışıyorum:
“SİYASİ eşitliğe dayalı, iki toplumlu, iki bölgeli çözüm alternatifini ortaya koyarken ne tümden federasyona karşıyız ne de tümden siyasi eşitliği içindeki ayrı devlete..
Tezimizse şudur: Eğer siyasi eşitlik koşulumuzsa 46 yıldır kendi bölgesinin egemeni olan Türk halkının kurduğu devletin de en az Güney’deki Rum devleti kadar meşruiyetiyle tanınmışlığının olması gerekir.. Ancak bu tanınmışlıktır ki kadersel kaçınılmazlıkta ayni adayı paylaşan iki toplumun kendi aralarında anlaşmalar yapabilmelerini sağlayacaktır. Fakat bu ilişkileri gerçekleştirebilmek içinönce federasyon çatısı altında “birleşmeleri” gerekir.. Yani Rum tarafı Kuzey’deki Türk devletini tanımalıdır ki “iki bölgeli, iki toplumlu, iki devletin de siyasi eşitliğine dayalı federal sistem ikame edilsin..” ***
OYSA “federasyoncular” en az “iki apayrı devleti savunan devletçiler” gibi hata yaparak diyorlar ki “hayır bugünkü mevcut koşullarda da iki halk çözümsel bir kararla federatif sistemi gerçekleştirebilirler..
NİTEKİM 28 Eylül tarihli Havadis gazetesinde 2. Cumhurbaşkanı ve Annan planının mimarı 2. Cumhurbaşkanı Sn. Talat’la yapılan bir mülakatta bu görüşe bir kez daha tanık olduk.. (Ki ayni gün Havadis’teki Köşemde ben de “federasyoncularla devletçileri” konu yapıyor ve yukarıda bir kısmını anlattığımca “eğer bu adada Rumlarla ilanihaye yan yana yaşayacaksak, iş hatta güç birliği yapacaksak, iyi komşuluk ilişkilerine ihtiyacımız olacak. Dolayısıyla Rum tarafı önce Kuzey’de ayrı bir devlet olduğumuzu tanımalı ki sözü edilen Federal sistem şemsiyesi altında siyasi eşitliğe dayalı iki devlet olarak yerimizi alalım” diyordum.
(Devletçiler ise bu görüşe “hayır” diyorlar! Ve Güney’deki Rum’u yok sayarak Kuzey’de kendi içimize kapalı devleti savunuyorlar ki 46 yıldır tanınma konusunda tırnaklık yol alınmadı! Nitekim Sn. Talat da böylesi bir anlayış üzerinde inşa edilecek iki ayrı devlet çağrışımına, “olmayacak duaya amin denmez” diyerek karşı çıkmakta..
Fakat: O da iflah olmaz bir “Federasyoncu” gibi davranarak ta 1963’lerde kalmış Kıbrıs cumhuriyetindeki haklarımıza dayanan kıstaslar içinde bir federal çözüm önermektedir ki akla şunu getirmektedir:
Yoksa yeniden KC’e dönüş mü yapılmalı? Ve Annan planında da denendiği gibi çözümü bu “cumhuriyet ahkâmları” üzerinde mi kurmalı? Bilmiyorum ama eğer böyle bir tasavvurun savunuculuğu yapılıyorsa 46 yıllık çözüm bekleyişinden sonra biline ki “dağ ıkına sıkıla fare doğurmuş” olacak! Çünkü: Yazmaya bile gerek yok artık ne Kıbrıs ne bölge ne Türkiye ne Yunanistan hatta ne de dünya, eski çözüm modelleriyle denenmek istenmiş planların” kırpılıp kırpılıp yıldız yapılacakları” ne siyasi ne ekonomik ne askeri ve ne de bölgede yeniden oluşan uluslararası ittifaklar yönünden ayni değillerdir! ***
EVET bu ada tabi ki Rum halkı ile de kaim olacaktır Türk halkı ile de.. Olay kavga etmeyecekleri “siyasi eşitliğe dayalı iki devletli bir federal sistemi oluşturmaktır ki mesela ben yakın zamanlara kadar “salt iki devlete dayalı çözümden yanayken şimdilerde iki siyasi eşitliğe dayalı devletin bir federasyon sisteminde buluşabileceklerine inanıyorum.. Rum tarafının da artık gevezelik yapmaktan vazgeçip adadaki bu gerçeği görmesi gerekir..
KISACA TAKILDIĞIM: (AFİYETLER OLSUN!)
Her zamanki oyun! Vakta ki döviz yükselişe geçer marketlerdeki etiketlerin üzerindeki fiyatlar da anında yükselir! Yani mevcut kâr kat kat artırılır.. Nedenini sorarsınız, “çünkü derler, döviz yükseldiği için biz bu sattığımız malı yeniden yerine koyarken daha pahalıya alacağız. Dolayısıyla eski fiyattan satma lüksümüz yoktur!” İyi de “hiç mi stokunuz falan yoktur? Onları tükettikten sonra değiştirseniz ya etiketleri!” “Veya pahalı alıp satışa sokmak zorunda kaldıklarınızı zamlandırsanız sadece..” (Neden böyle düşünüyorum. Çünkü köşedeki satıcı bile halka hizmetten vatan milletten bahsediyor da onun için!)
Buna karşın bu zam vurgununu tutun ki anladık. Peki döviz düşerken neden fiyatlar doğru orantılı bir mantıkla düşmesi gerekirken bazen haftalarca düşmez? Hatta aylarca asılı kalır etiketlerde! Buna “fahiş kâr” falan diyorlardı değil mi? Her neyse bu halk seçip hükümet yaptıklarından bile kazık yerken çarşı pazarınki afiyet olsun!
































