Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ZATEN BİLİYORDUK: (KAŞIMAYA DEVAM)

Geçen hafta Cumhurbaşkanı adayları “nihayet” dedirten çıkışla  nasıl bir çözümden yana olduklarını açıkladılardı.

Sonuçta “zaten biliyorduk” dediğimize nazire mesela Tatar ile Özersay’ın tutun ki ötede Arıklı ile Serdar Denktaş’ın “iki ayrı devlete dayalı çözüm yanlıları olduklarını bir kez daha kendi açıklamalarından işittik. (Diğer adaylarımızı iyi tanımadığımdan bir değerlendirme yapamıyorum.)

Buna karşılık Sn. Akıncı’nın, Erhürman’ın, Siyasi eşitliğe sahip iki devletin federasyon çatısı altında bir “federal devlet” oluşturmaları fikrinde olduklarını “zaten biliyorduk” diyeceğim de bir kez daha işittik..

PEKİ seçmenler oylarını bu “tercihlere” göre mi verecekler? Yani Federasyondan yana olanlar Akıncı’ya, iki ayrı devletten yana olanlar Tatar’a mı oy verecekler?

Yada: Mesela Tatar çıkıp “ben siyasi eşitliğe sahip iki ayrı devlete dayalı federasyondan yanayım” demiş olsaydı “seçmenlerinin oylarını” mı kaybedecekti?

BAKIN aradan 46 yıl geçti. Bu süre içinde adada Kuzey’de ve Güney’de biri Rum diğeri Türk halklarından oluşan iki ayrı siyasi devletin oluştuğu bir bir dünyasal gerçektir. Kaldı ki Rum tarafı masada “çatlayıp patlamış” da olsa müzakerelerde görüştüğü “müzakerecinin”  Kuzey’deki Türk devletinin seçilmiş Cumhurbaşkanı olduğunu çok iyi bilmektedir. Öte yandan masada müzakere edilenler ne olurlarsa olsunlar çok iyi bilinmektedir ki esas konu “Federal Kıbrıs Cumhuriyetini oluşturacak biri Rum diğeri Türk iki devletin siyasi statülerinin saptanmasına yönelik arayışlardır zaten masaya bunun için oturulmaktadır…

Ve zaten müzakerelerin esasını teşkil eden bu  mutabakatı  “evet” dediğimiz Annan planı ile yaşadığımız için gördük. Crans Montana çalışmalarında elledik. Şimdi eğer varsa bir “fark” artık Kıbrıs siyasal sorununun kapsamında Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının da olması ve artık Kuzey’deki Türk devletinin “siyasi tanınmışlığı” vaktinin geldiğidir. Ki müzakere masasına “iki tanınmış devlet” olarak oturulsun.

YANİ eğer “Devletçiler” salt KKTC’nin Güney Rum Devletinden tamamen ayrı ve kendi egemen Türk devletinin sahibi olarak Kuzey’deki varlığını sürdüreceği bir çözümü Rum tarafına kabul ettirebileceklerini hatta BM’lerin, AB’nin tanıyacağını sanıyorlarsa yanılıyorlar! Kaldı ki  böyle bir “çözüm stratejisi” gözleniyorsa çözüm için müzakerelere hiç gerek yoktur zaten mevcut siyasi pozisyonumuz bu stratejiyi fiiliyata geçirmeye müsaittir.. Yeter ki sadece Türkiye’nin tanıdığı KKTC’i üç dört ülke daha tanısın..

BU nedenle diyorum: Seçmeni “Federasyoncular” ve “Devletçiler” diye karşı karşıya getirmeyin. Ki bu seçmenin büyük çoğunluğu oyunu mensubu olduğu partilisine verir,” Yani sevdiği tuttuğu isme! Kıbrıs siyasi sorununa yada ekonomiye değil!

Yine de zaten 46 yıldır “devlet” mi “federasyon” mu diye kaşıyordunuz, bundan sonra da kaşımakta mahzur yoktur, yeter ki kanatılmasın!

***

KISACA TAKILDIKLARIM: (DEVLET OLMAK KOLAY MI SANIRSINIZ!

Pandemiyle ilgili her kararın bir iki kez değiştiği… Yaklaşan Cumhurbaşkanı seçimi nedeniyle “at martini Debreli yer gök inlesin” vaatlerinin KKTC gök kubbesini deldiği… Kıb-Tek’in yıllardır her halde birikip birikip artık ödenemeyecek duruma geldikten sonra ödenmemiş elektrik borçlarından dolayı elektrikleri kestiği… Seçim propagandalarında kıyasıya birbirleriyle rekabet ederken seçmenin oyunu almak için asla gerçekleştiremeyecekleri vaatlerde bulunan adayların (yoksa) tuhaflık olsun diye mi “toplumda birlik beraberlik” çağrıları yapmaları… Başına taş düşmüş olacak Anastasiadis’in seçimden sonra müzakerelere hazır olduğunu söylemesi… Ve yıllar sonra KKTC’de ilk kez susuzluk yaşanması nedeniyle hâlâ bu adada rastgele yaşadığımızı, gelecekler konusunda en küçük ve basiretli tedbirler alamadığımızı bir kez daha idrak ettiğimizi… Gördük, yaşadık, anladık, ve… Ne? Meğer hâlâ devlet olamamışız!

Ve geçen hafta ibretlik bir olay daha yaşadık. TC’den ülkemize akan suyun tonuna en kabadayısından 2 TL verirken, arıza nedeniyle yeniden harekete geçen tankerler bize ancak inşaatlarda kullanılabilinen KKTC suyunun bir tonunu 50 TL den sattılar. Hem de bir ton suyu almak için insanların yalvarıp yakarmasına, “aman imdat eyle susuz kaldık ey derviş, yetiş” diyerek niyazlarda bulunmasına karşılık! OYSA devlet odur ki birgün bir arıza sonucunda TC’den akan suyun kesintiye uğrayacağını düşünür, öncelikli tedbirler alır.. Ki yarın tamiri bitse de o deniz altındaki borularda yine arıza olabilir değil mi? Bu memleket yine susuz kalabilir değil mi?

…Kısaca geçen hafta gelip geçti ama deldi de geçti. Ki şimdi önümüzde “TC’den gelecek, gelmeyecek” belirsizliğinde öğrenci sorunu var ki bir yanda “memleket ekonomisi, esnaf zanaatkârlar… Öte yanda pandemi tehlikesi.. Tam da hükümete sorulası sorudur: “Kırk satır mı kırk katır mı istersiniz.” Neyse zaten seçimden sonra “yolcu Abbassınız” ya arkanızda bıraktığınız sorunları bugüne kadar olduğu ve bundan sonra da olacağınca gelecek hükümete devreder üstüne bir bardak soğuk su içtikten sonra “oh be kurtulduk” dersiniz!” Fakat ya halk? Kurtulması için var mı bir formülünüz?