Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BEDEL ÖDEMEK DEMOKRASİNİN KENDİSİDİR…

Herkes sokakta.

Kimi işinin aşının derdinde, kimi eğitimin durmasının…

Taksici, çiftçi, esnaf, sağlıkçılar, otelciler, herkes perişan.

Tek çareleri sokağa dökülmek kalmış, onlar da bunu yapıyor. Mesela El-Sen, o da ayrıcalıklılara dokunulmadığı için, sivil itaatsizlik yapıyor.

Bakın, hükümete yakınlıklarına rağmen Ticaret Odası bile çileden çıkmış.

Bugüne kadar acıyı çeken, iflas eden küçük esnaftı. Bu durum başlangıçta Ticaret Odası’nın üyelerini öyle pek fazla rahatsız etmedi. Ama şimdi turizm, eğitim durduktan sonra ticaret kapasitesi de düştü. Üstelik turist ya da öğrenci getirilecek bir ortam yaratılamadığı için, bu iş uzunca bir süre böyle gidecek. Bir baktık ki, DAÜ’nün online eğitim kararını protesto eden esnafın eylemine, Ticaret Odası da kepenk kapatarak destek verdi. Onlar da telaşa düştüler. Gerçi hemen ertesi gün, ‘ülkeye gelecek işçilerin karantina ücretlerini devlet ödeyecek’ açıklamasıyla, hükümet Ticaret Odası’nın gazını aldı da nereye kadar…

Sesini duyurmaya çalışan insanlar dertleriyle baş başa kalırken, tam da bu ortamda Başbakan BRT’de seçim konuşması yapıyor.

“İstekleriniz olmadı diye bedel ödetmeyin”…

Allah Allah… Bunu olsa olsa tabanına söylemiş olabilir. Hani söz verip de yapmadıkları… Onları mı kastediyor acaba?

Demokrasilerde halk, yani seçmen, bir tek şeye bakar; siyasinin ne yaptığına, ne yapmadığına. Seçimler ülkeyi kim daha iyi yönetir yarışıdır… Yapamazsan gidersin arkadaş…

Duygusallığa ağlamaya gerek yok… Evet, yapmadıklarının bedelini ödetirler sandıkta. İnsanlar sanki hepsi birden şahsi taleplerde bulunmuşlar da bunlar yerine gelmemiş, “e yani bedel ödetmeyin” diyor…

Tabanınızı bilmem, kaçının çocuğunu işe almadınız, kaçına sanayi arsası vermediniz, kaçının teşviklerini ödemediniz, ama halk ayakta halk. İrade ortaya koyamadığınız için. Ayrıcalıklılar yaratıp, ülkenin geneli için doğru kararlar almadığınız için; vizyonsuz, projesiz, günü birlik hareket ettiğiniz için; yapılması gerekenleri ısrarla yapmayıp, sağlığı, ekonomiyi ve en sonunda eğitimi bitirdiğiniz için…

Bunun bir bedeli olacak elbet…

İnsanlar eğer düştükleri bu durumdan memnunsalar, hala daha bunları yapanlardan umutluysalar, yine gidip oy verecekler. Ama çoğunluklar… Dertleri asla kişisel olmayanlar… Devlet kapılarında ricacı olmayı aklına getirmeyenler… Onlar bu bedeli çatır çatır ödetecek.

Siyasete giren biri, önce bu işin bir bedeli olduğunu bilir.

Demokrasinin gereği bu…


YERİN KULAĞI VAR

SÜTTEN AĞZI YANAN…..:

Tatar dışındaki adaylar “Cumhurbaşkanlığı vizyonumuzu, Kıbrıs sorununu, federasyonu birlikte tartışalım. İnsanlarımız da izlesin ve doğrusunu görsün” diyor. Ama Tatar bu konuda nor diyor peynir demiyor. Hani haksız da değil, hatırlayacaksınız Tatar bu oyuna bir defa geldi ve CTP lideri Erhürman ile programa çıkmıştı. Sonuç tam bir hüsran olmuştu. Şimdi diğer adayların da olacağı bir programa çıkar mı hiç. İyisi mi o kendi kendine program yapsın en garantisi o…

SÖYLEYENE BAK:

Hakkındaki dosyalar nedeniyle dava edilen, dokunulmazlığı kaldırılan, ülke dışında yaşayan, partisinden istifasını ilan eden Özgürgün, şimdi çıkmış UBP’lilere partinize sahip çıkın diye akıl veriyor. Niye acaba? Bir kağıt parçasına el yazısıyla yazdığı istifasını partisi kabul etmediği ve o da milletvekili maaşını almaya devam ettiği için mi?

KONUŞUYORLARMIŞ:

Eğitim ve Ulaştırma Bakanları öğrencileri nasıl buraya getireceklerini konuşuyorlarmış. Öğrenciler mutlaka getirilmeliymiş. Sanki de kendilerini tutan var, yaratın o ortamı, insanlar güvensin okulunu açsın, öğrenci de güvensin gelsin. “Bir kriz nasıl yönetilemez” diye bir dizi film çekilebilir aslında. Bence Netflix bile talip olur.

1 EKİM GELİYOR:

Okullar ve 4 yaşındaki çocuklar için kreşler kapalı ama özel dersaneler açık. Barlar kapalı ama, meyhaneler açık. Casinolar kapalı ama gece kulüpleri açık. Havaalanı açık ama yolcuya kapalı. Üniversiteler açık ama, öğrenciye kapalı. O zaman sizin o koltuklarda işiniz ne? Aç-kapa hükümeti olarak sizde kapatın dükkanı da evinize gidin… 1 Ekim geliyor. Bugün yarın yeni kararlar alacaksınız. En azından yakın geçmişteki rezil kararlarınızı düzeltin.

YAPMADIKLARINIZIN BEDELİ:

Türkiye’den borularla gelen su ülkeye akmaya başladığında, ne nutuklar, ne projeler duyduk. Yeraltı su kaynakları güçlendirilecekti, yeraltı barajı yapılacak, kuyulardan su çekilmesi yasaklanacaktı. Borular patlayınca, hiçbir şey yapılmadığı ortaya çıktı. Biz 5 yıl o kuyuları kullanmamış olsaydık, şimdi yeterli suyumuz olurdu. Ne yazık ki, söylediklerinin tam tersini yaptılar, partizanlıkla kuyu izni vermeye devam ettiler. Entegre sulu tarım projesi ortaya çıkamadı, vahşi sulama devam etti. Sonra da Başbakan çıkıp “bana bedel ödetmeyin” diyor…

BU KAFAYLA OLMUYOR:

24 Eylül günkü corona verilerini oturup hesapladım. KKTC’de 1866 test yapılmış, 7 vaka çıkmış. Türkiye’de 113 bin 317 test yapılmış, vaka sayısı 1721. Bunları nüfusa oranladım. Vaka sayıları neredeyse eşit, hatta KKTC’de daha yüksek çıkıyor. Ölümü gösterip, sıtmaya razı olmamızı istiyorlar ama hiç öyle değil. Kapılar kapalı da kalamayacağımıza göre, kafaları değiştirmek gerekiyor, başka çare yok…

İŞTE PENCERE, ZORLAYACAK LİDER ARANIYOR:

AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Doğu Akdeniz konusunda Kıbrıs Türklerinin de katılacağı çok taraflı konferans teklifini birçok aktörün olumlu karşıladığını, ülkelerin; yöntemler, gündem ve takvim gibi konuları görüşmeye hazır olduklarını söyledi. Michel’in konuşmasında “Kıbrıs Türkler”den bahsedilmiyor ancak, geçen gün de yazdığım bir fırsat penceresi açılmış durumda. Yeter ki, akıllıca bir liderlik yürütülsün, o kapılar, pencereler sağlam diplomasi tecrübesiyle, kararlılıkla zorlansın. Biz de kendi sözcülerimizin çabaladıklarını görebilelim…


hayri orçam

FOTO GÜNDEM: Karpaz’a doğru yol alırken, Tatlısu’da Belediye’nin Zambak Tatil köyünde Başkan Hayri Orçan’la sohbet ettik. Siyaseti seçimleri konuştuk ancak en önemlisi suyu sorduk. Başkan, “Tedbirini alanlar sorun yaşamaz” dedi. 2 tane su kuyuları varmış. Borularda arıza olunca, devre dışı olan ikincisini hemen devreye sokmuşlar, hiçbir sorunları yokmuş. Mersinlik, Kaplıca ve Tatlısu’ya 24 saat verebilecek kapasiteleri var. İlginç bir başka veri… Bölgenin nüfusu 3 bin…Bunun 1500’ü, çoğunluğu İngiliz ve İskandinav ülkelerinden yabancılar. Memleket susuzluktan perişan durumdayken, bunları duymak yüzümüzü güldürdü…