Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BOŞVER!

Bugünkü gibi kalabalıklar yoktu.

Kalabalıklar ancak mitinglerde, düğünlerde, bayramlarda bir de hafta sonları bayrak merasimlerinde görülürdü.

O kalabalıklar da bildik kalabalıklardı.

Düğüne gidenler mitinglerdeki aynı insanlardı, mitinglere gidenler bayramlardaki aynı insanlardı, bayramlara gidenler bayrak merasimlerindeki aynı insanlardı, bayrak merasimlerine gidenler futbol müsabakalarına ve sinemalara giden aynı insanlardı.

Bir pastaneye, bir sahile, bir bahçeye, bir sinemaya giden insanları birkaç gün sonra aynı yerlerde görmek mümkündü.

Aynı insanlar bir çemberin içinde sürekli olarak dönüp dolaşır gibiydiler.

Memlekete yabancılar geldiğinde boş bir tuvale kara bir leke kondurulmuş gibi hemen seçilebiliyorlardı…

Kalabalık şehirler insanı bunaltır, hele de trafiği berbat ise.

Bu yüzden bu şehirlerde yaşayan insanlar kendilerini daha tenha bölgelere atmak için can atarlar.

Kıbrıs’ta can atmaya gerek yoktu.

Her yer tenhaydı ve o bildik kalabalıkları toplasan memleketin çoğunluğunu oluştururlardı, ahalinin tamamı aşağı yukarı hepsi o kadardı.

Bu yüzden bisikletlere kilit vurulmaz; kapılar ve panjurlar kapanmazdı…

Büyük şehirlerde yaşayan insanların yüzleri asık olur; ne dudaklarında herhangi bir tebessüm ne bir neşe belirtisi.

Birbirlerine dokunmasınlar, herhangi bir temas olmasın diye sürekli bir tedirginlik içindedirler.

Gözlerini birbirlerinden kaçırırlar.

Geniş caddelerde yürürlerken belli belirsiz bir endişeye kapılırlar; her an başlarına bir olay gelecekmiş gibi derin bir telaşta.

Herkes herkesi takip eder gibi bir ruh hali içinde koştururcasına yürürler; varacakları yere bir an önce kapağı atmak ister gibi…

Tenha şehirler böyle değildir, bunun tam tersidir her şey.

Yollar, caddeler yürüyenlerindir ve en belalı dönemlerde bile bir tebessüm var yüzlerinde gelenle geçenle selamlaşırken.

Trafik, yürüyenlere yürür gibi eşlik etmektedir.

Telaş yoktur ve zaman onlar için boldur, gidilecek yere vaktinde gitse de gitmese de herhangi bir sorunun olmayacağı bilinir, herkes bundan emin…

Hiçbir şey olduğu yerde durmuyor.

Kasaba hayatını metropol hayatına çevirmek isteyenler bugünkü kaostan pişman mıdırlar bilmiyoruz.

Hani diyeceğim, bu salgın belası kötü de, ortalığın tenhalaşması iyi.

Acaba, buna göre yeniden yapılanma olamaz mı diye soracağım ama, boşver!

Kime soracan?