Kendimizi koruyacağız başka çaresi kalmadı. Hijyen, sosyal mesafe, maske…
Ama en önemlisi ve acil olanı, kendimizi bu hükümetten koruyacağız…
Seksen gün “0” vaka çıkan ülke nasıl bu hale geldi?
Kapıdan gireni eve, otele yolladılar, “git de biz sana sonucu atacağız” dediler, ondan!
Bugün bu hale geldiysek, o kararı almadıklarındandır. Yapmadıkları için şimdi canımız tehlikede.
Sen 1 Temmuz’da kapıdan gireni karantinaya alsaydın, hem sağlığımız hem ekonomi kurtulacaktı.
Günahı boyunlarına deyip geçecek durumda değiliz. Altı ay tam anlamıyla yattılar, geçici bir hastane kuramadılar, sağlık çalışanlarını iş yapamaz hale getirdiler, yazıyı yazdığım şu saatlerde ortada dolaşan vaka sayısı bir günde 50’yi bulmuş durumda. Neydi, bizim 100 yatağımız mı vardı? Ne olacak bu insanlar?
Nasıl koruyacağız kendimizi bu iş bilmez, oraya buraya göbekten bağlı hükümetten kendimizi?
Aklıma ilk gelen, güvensizlik önergesidir.
Alınması gereken tedbir önerisi reddedilen HP hala bu durumda sorumluluğunu kabul etmezse, bu iş olmaz. Yine de denemekte fayda var.
Olmadı? O zaman işleyişlerini kilitleyeceğiz halk olarak, sendikalar, sivil toplum örgütleri olarak, muhalefet olarak…
Hava Kontrolörleri Sendikası, öğretmenler, gümrükçüler, sağlıkçılar ve diğerleri, genel grev…
Hem de korkusuzca. Yasaklamasına fırsat vermeden. Kararlı bir şekilde. Geçen gün sosyal medyadan bunu yazdığımda “anarşi” diyen oldu. Sendikaların genel greve gitmesi, anarşi olarak mı görülüyor artık. Hiç de değil. Dibine kadar demokratik bir hak. Genel grev hakkını kullanmak için bundan daha gerekli bir olağanüstü durum düşünemiyorum…
Candır tehlikede olan, can…
Düşünün bir savaş var ve başınızda bir topal hükümet, hala gelecek seçimlerin derdinde. Düşman ha bire saldırıyor, onlar gereken savunma kararlarını almamakta direniyorlar. Onu engelle, bunu durdur baş edemeyeceğiz.
Ne yapılacaksa topyekün yapılacak…
Kurulsun bir geçici hükümet, partilerden mi olur, bürokratlardan mı olur, ne ise… Ona buna gebe olmayan, cesur insanlardan olsun. Kamu sağlığını koruyacak tedbirleri almayan, anayasal suç işleyen bu gomma gitsin yeter ki… Çünkü anlayacakları yok, tehlikeyi görecekleri yok, ağızlarıyla kuş tutsalar, bu saatten sonra kimsenin güveneceği yok… Zaten sorun bundan sonra ne yapacakları değil, bundan önce yapmadıklarıdır. Bir sendika Eğitim Bakanı’nı istifaya davet etmiş. Etmeyecek, bir kulağından girecek, diğerinden çıkacak. Tek tek çağrılarla rahatsız edemezsiniz kendilerini. İstifayı, hep birlikte, toplumsal bir talep olarak önlerine koymak zorundayız.
Haydi Kıbrıs Türkü, direniş zamanıdır.
Haydi sendikalar, haydi muhalefet, daha ne bekliyorsunuz?
YERİN KULAĞI VAR
SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ: Başbakan Tatar hiç sıkılmadan hala daha “başarı” hikayesinden söz ediyor. Neyin başarısı olduğunu kendisinden başka kimse bilmiyor. Hala daha milletle dalga geçiyor. 75 gün bizleri eve kapatıp kulaklarının üstüne yattılar. O kadar uyarıya rağmen hiçbir önlem almadan, sırf üç-beş casinocuyu memnun etmek için karantina şartını bile yok sayıp kapıları açtılar. Vakalar art arda gelmeye başlayınca da hiç sıkılmadan, “bu bulaş öyle bir bulaş ki, herkese bulaşıyor” gibi siyaset tarihine geçecek bir şey söyledi. Bugün geldiğimiz nokta tam da sözün bittiği yerdir…
BU İŞİN A’SI, B’Sİ KALMADI: Bu işin artık A’sı, B’si, C’si kalmadı. Bu salgını durdurmak istiyorsak ki en doğrusu ülkeye girişlerin bir ay süre ile kapatılmasıdır ama, ille de açık tutacaksanız resmi ya da gayri resmi, kim olursa olsun bu ülkeye gelecekse karantinaya gireceğini bilecek. Hem de öyle 7 gün değil, 14 gün. Kimse canını yerde bulmadı. İlk vakada bizi evlere kapattınız, şimdi her gün onlarca vaka olmasına rağmen hala ne yaptığınızı siz bile bilmiyorsunuz. Siz birilerine yalakalık yapasınız diye, kimsenin ölmeye niyeti yok.
BOŞ İŞ: Sağlık Üst Kurulu yapa yapa yine kapanma kararı tavsiye etmiş. En kolayı. Baktım; kapıdan girenin tamamını test sonucu çıkana kadar enterne edecek bir karar yok arasında. Sadece yerel bulaşa ulaşmak için alınmış kararlar. Ya yeni gelecek olanlar?
YAZIKLAR OLSUN: Bir haftada sadece okullarla ilgili 3. karar değişikliği oldu. Ne yaptığını bilen, önünü görebilen, halk sağlığını ciddiye alan insanlar var başımızda diyebilir misiniz? Mümkün değil. Sadece ne yaptıklarını bilmiyorlar diyebilirsiniz. İnsanlar endişeyi geçti, korku ve panik içinde. İçinde her gün pozitif vaka çıkan kumarhaneler hariç, işletmeler bir bir kendini kapatıyor. Bu muydu istediğiniz? Ha şimdi üst kurulun tavsiyesini dinlerseniz, kumarhanelere bunu nasıl açıklayacaksınız? Hem de seçim üstü ha?
KIRILMA NOKTASI 1 TEMMUZ: Hükümet, 1 Temmuz’da, “ekonomiyi kalkındırmak” için hiçbir önlem almadan kapıları sonuna kadar açtı. “Saldım çayıra mevlam kayıra” modeliyle, sözde, vatandaşını koruma altına aldı. Güya ülkeye turist gelecek, gelenler çarşılardan alış-veriş yapacak ve ekonomi canlanacaktı. Ne oldu, turist diye gelenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Bol bol kumarcı ve de işçi geldi. Ve onlarla birlikte de virüs de geldi. Bakın 20 Nisan- 1 Temmuz arası vaka sayısı sıfır. Hükümetin kapıları açtığı 1 Temmuz- 5 Eylül arası vaka sayısı 342… Son vakalarla birlikte 500 sınırına doğru koşuyoruz. Kısacası bu beceriksizlerin aldığı yanlış kararlarla hepimizi bile bile ölüme ittiler. Bu saatten sonra 100 değil, 1000 yataklı hastane yapsanız ne olacak…
İYİ İNSAN, İLLE DE İYİ SİYASETÇİ OLMAZ: Birsinin şakacı ve komik olması, hoşgörülü olması, ya da düğünleri, cenazeleri kaçırmaması, o insanın başarılı bir siyasetçi, sorumlu, kamu yararını düşünen biri olduğunu göstermez. Yaptıklarına bakacaksın. Ülke çıkarlarına öncelik vermiyorsa, aksine, kimsenin ciddiye almadığı, saygı duymadığı biri haline gelir. İşte bizim de yaşadıklarımız aynen bu. Tüm bunlar ortadayken, niye biz adam olmayız, neden bir şeyleri düzeltemiyoruz diyoruz. Bu feodal ilişkilerden kurtulmadığımız sürece şikayet etme hakkımız da olamaz… Bakın yakında bir genel seçim olacak, şimdiden külahı önümüze koyup karar vermek için zamanımız var. Değerlendirin bu zamanı. Yapın muhasebenizi.

FOTO GÜNDEM: Tabipler Birliği iş birliği yapalım diye kendini ziyarete gitmiş, Sağlık Bakanı olacak kişinin söylediğine bakın; “Aynı gemideyiz, batarsa hep beraber boğulacağız” demiş. Ama batarsak, sizin almadığınız tedbirlerden batacağız beyefendi. Bunun bedelini hesap edebiliyor musun acaba? Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır? Nasıl bir sorumsuzluktur? Nasıl oldu da bu siyaset bu kadar yozlaştı, seviyesizleşti, kalitesizleşti. Sanki görevi halkın sağlığını korumak değilmiş gibi. Hala daha bu şekilde konuşmalarına izin verecek miyiz?
































