Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VİRÜSLÜ DÜNYAMIZDAN SAVAŞ ÇIĞLIKLARI İŞİTİLİYOR!

Artık insanların isteseler de tatil yapamayacakları.. İsteseler de ülkeler arası seyahatler yapamayacakları.. Hatta isteseler de sosyal hayatın vazgeçilmezi olan “topluluklar oluşturamayacak bir araya gelemeyecekleri..” Düğün dernek yapamayacakları.. Birbirlerini ziyaret edemeyecekleri.. Öğrencilerin doğru düzgün okullarına devam edemeyecekleri.. Alış verişlerini bile istediklerince yapamayacakları.. Hatta öldüklerinde bile dini kaide ve kurallarıyla gömülemeyecekleri… Bir virüslü dünyada yaşıyoruz.

Korkuyoruz, sıkılıyoruz,  sıkboğaz oluyoruz! Ve düşünüyoruz: Sonunda insanlık Ay’dır, Mars’tır atom bombasıdır, füzeler, tanklar toplar tüfekler savaşlar istilalardır derken… Gözle görülmeyen bir virüse yenik düştü ki şimdi gelin de hâlâ bu “yaşanası” olmaktan çıkmış dünyayı nasıl parsel parsel aidiyetlerine geçirmek için hâlâ uğraşıp didinmelerine şaşmayın.. Hele şu Yunanistan’la Güney Rum Yönetime!

***

NİTEKİM ne yazıyoruz kaç zamandır: “Eğer Türkiye ile Yunanistan kendi aralarında anlaşmaz hatta iki dost ülke olmaz ve de fi tarihindeki olaylarla savaşlardan kalma ulusal kinlerinden soyunarak el sıkışmazlarsa ne Kıbrıs siyasi sorunu sonlanır ne Doğu Akdeniz’deki sorunlar çözülür…” Dediğimizin üzerinden yıllar geçiyor ama tam tersi bir süreçte Türkiye-Yunanistan- Güney Rum yönetimi üçgeninde sorunlar beterince artarak devam ediyor!

Son olayları birlikte izliyoruz. İki ülke Nevtex’i tenis topuna çevirdiler. Bir Türkiye ilan ediyor bir Yunanistan…

Ve durum vaziyetler sonunda bir çatışmaya varacak gibi gelişiyor da doğrusu şu ki istemediğimiz son çaredir savaş!

Ne var ki devenin sevmediği diken de burnunda bitermiş! Gitgide o korktuğumuz için sevmediğimiz savaş kendini daha çok “ihtiyaç” haline getiriyor. Çünkü Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimiyle KKTC’nin bir nihai ve siyasi “son” için artık geriye kalan tek çare, kozlarını er meydanında paylaşacakları “savaştır!” Ve her savaşın sonunda olduğu gibi masaya oturup bir daha savaşmamak için anlaşmak.. ***


KISACA TAKILDIĞIM: “POLİTİKA OYUNLARINA DEVAM!..

Dış dünya yada bölgemizle ne kadar ilgileniyoruz bilemem. Ancak daha şimdiden siyasi ve hidrokarbonlu adanın Kuzeyinde “Kıbrıslıca” bir sıcak seçim dalgasının anaforuna kapıldığımızı söyleyebilirim!

Ki Vakti zamanında yine böylesi Cumhurbaşkanlığı seçiminde Rahmetlik Denktaş’ı işaretleyerek “vur vur inlesin saray dinlesin” dediklerinden bu yanadır ve uzun zamandır “politika dışı” hayatlarıyla gözlerden ırak yaşayan “Eroğlu ailesi” baktık  yine seçim sahnesindeler!

Nitekim geçmişte her zaman seçim kampanyalarının başını çeken,   sandıkların kaderlerini etkileyecek politik becerisiyle  Meral Eroğlu, baktık yine ortalarda ve konuşuyor: “Oyumuzu Serdar Denktaş’a vereceyik!”

FAKAT hemen ardından,  bu kez Sn. Eroğlu konuşmakta: Açıklaması da hanımının tam aksine “UBP’i destekleyeceğiz” yolunda!

BİR günde “Eroğlu ailesinden” gelen iki ayrı ve zıt açıklamanın hikmetini anlayamadım ama bir şeyler oldu ki Sn. Eroğlu, Meral Eroğlu’nu tevil etmek gereğini duydu! ***

…Sn. EROĞLU’nun artık ne kadar oy potansiyeline sahip olduğu bilinmiyor. Ancak vakti zamanında Rahmetlik Denktaş’a “bunadı” diyenlerin gün gele Cumhurbaşkanlığına aday olan oğlu Serdar Denktaş’a, (bir gün sonra durum vaziyetler değişmiş olsa da) “oyumuzu” vereceğiz” açıklamasını yapmalarını anlıyoruz! Çünkü Politika budur ki bir gün sonra da UBP’i destekleyeceklerini açıkladılar! Yani Tatar’ı!

BAKIN bu ülkede kimse kimseyi; “vatan millet memleket” adına… Kalkınma refah istikrar sağlama umuduna… Desteklemez!

Öncesi de vardır ama bu memlekette 46 yılı seçimden seçimlere taşınarak geçirdik. Bir teki bile “şaibesiz” olmadı. Pazarlıksız olanını hiç görmedik! Seçim dönemlerinde çekilen voleler de cabası!

Bu önümüzdekine neden “tertemiz bir seçim olacak” diyelim! Zaten “demeye” fırsat kalmadan dengeleri bozan Serdar Denktaş’ın adaylığın bu kez de “Eroğlu” soyadları karıştı.. Ve dengeler yine bozuldu!

(Bozan, doğruya doğru dediğimce, başarılı, çalışkan ve sosyal yönü ile turizm deneyimine sahip Resmiye Canaltay oldu.)

Ha şunu da yazayım: Kadro hareketlerinin olmadığı yerde “prensipler” de olmaz! Prensiplerin olmadığı yerde bir “seçimin” içeriği “karşılıklı çıkarlara dayalı pazarlıklardır.” Çok önemsenecek bir durum değil ama bunun bile kendine özgü raconu vardır, bizde olmayan da budur! Her şey kör gözüne parmağım gibilerinden gelişir.. HER neyse bu virüslü dünyada ne yaşamın tadı kaldı ne de seçimlerin.. Sonuçta birileri seçilecek. Önemli olan KKTC’ye verecekleri, sağlayacaklarıdır da henüz bunları işitmedik. Pardon zaten Cumhurbaşkanlarının “etin fiyatını düşüreceğim” diyecek kadar bile yetkileri yoktur, gam değil ama!