Okullarımızdaki öğretmen eksikliği ve buna karşın yapılan uyarı grevleri, ülkemizdeki eğitim sorunlarının gündemde kalmasına neden oluyor. Bir de bunlara 2014 bütçe tartışmaları eklenince, ister istemez bütçe ve eğitim birlikte anılırı oldu son günlerde… KKTC Cumhuriyet Meclisi Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi, 3 milyar 774 milyon 945 bin Türk Lirası olarak öngörülen 2014 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı’nı görüşmeye başladı. Bu bütçeden eğitime ayrılan pay ise 515.6 milyon olduğu açıklanmış. Eğitime ayrılan bütçe geçen yıla oranla %12.1 artırılmış.
Son yıllarda eğitime bütçeden önemli miktarlar ayırdığımız bir gerçek. Ancak bu ayrılan paranın ne kadarı yatırımlara ve eğitimin kalitesini artırmaya harcandığımız da önemli. Öğretmen sendikalarının iddiasına göre eğitim bütçesinin çok önemli bir kısmı özel üniversitelere ve personel giderlerine gidiyor.
Aslında ülkemizdeki bu durum; yani eğitimde harcanan paralar ve karşılığında alınan verim ve kalitenin ters orantılı olması Dünya Bankası raporlarına kadar girdiği biliniyor.
Buna rağmen eğitim sadece ekonomik akılla ve ekonomik verilerle yönetilebilir mi? diye bir soru sormak durumundayım. Yani eğitimin sosyal ve psikolojik yanları düşünülmeden eğitim yönetilebilir mi? Ya da eğitimde kalite ve verimlilik sadece ekonomik verilere dayandırılabilinir mi?
Ben ekonomist değilim. Ekonomi’den de çok anladığım söylenemez. Son günlerde ülkemizdeki bazı ekonomistler, ekonomik verilerle eğitimle ilgili yorumlar yapıyor. Ekonomist Vargın Varer yazdığı köşe yazısında, “Eğitimde tasarruf kadar israf da olmaması gerekmez mi?”diye soruyor ve eğitim süremizin az olduğuna, öğretmenlerin az çalıştığına vurgu yapıyor.
KKTC Cumhuriyet Meclisi Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi Başkanı Birikim Özgür bütçe görüşmeleri öncesinde “İlkokullarımızda öğrenci sayısı OECD ortalaması ile aynı iken öğretmen sayımız OECD ortalamasından yüzde 20 daha yüksektir” diyor. Aynı dönemde sendikalar öğretmen eksikliği için uyarı grevi yaparken, Eğitim Bakanı; “öğretmensiz eğitim olmaz” derken ekonomik veriler bunların tersini söylemesi bize eğitimin sadece ekonomik akılla yönetilemeyeceğini gösteriyor.
Geçmişte Dünya Bankası raporlarına de yansıyan veriler ve ifadelerde, KKTC’de “asgari ücret” ve memur maaşlarının da yüksek olduğu iddiası vardı. Bugün sokağa çıktığınızda, ülkedeki tüm kesimlerin alım gücünün düştüğü, maaşların en az %30 oranında değer kaybettiği konuşulur.
Eğitimde yaşanan pratik de budur. Kağıt üzerinde OECD verilerine göre ilkokullarda %20 fazla öğretmen görülebilir ancak okullarımızın açıldığı günlerde çok ciddi oranda öğretmen eksikliği olduğu da bir gerçekti. Bugün bile bazı okullarımızda öğretmen eksikliği mevcuttur.
Hep söylenegelen bir laf vardır; “kitaplarda yazanlarla pratik ayni değildir” diye…
*******
Genel bütçe içerisinde en çok artış alan eğitim bütçesi olabilir. Eğitime genel bütçe içerisinden de önemli miktarlarda paralar ayırabilirsiniz. Ancak bugün pratik bize ekonomik veriler dışında başka veriler de sunuyor. Okullarına zamanında kitap sağlayamayan, bırakınız kitabı, “A4 kağıt” gönderemeyen, “tuvalet kağıdı” alması için bütçe ayıramayan bir devlet, bir bütçe, bir eğitim bakanlığı var karşımızda…
Buna karşın “her şeyi devletten beklemeyin” diyen yaygın bir neoliberal görüş de vardır elbet… O zaman anayasamızın 59’uncu maddesinde niye “Her çocuk, kız erkek ayırımı yapılmaksızın on beş yaşına kadar zorunlu; on sekiz yaşına kadar ücretsiz öğrenim hakkına sahiptir” diye yazıyor?
Görüldüğü gibi anayasada yazılı olanları bile uygulayamıyoruz. Yok başka yazılı olanları! Birçok sosyal olayda olduğu gibi eğitimde de pratik önemli yer tutar. Dolayısı ile eğitime yön verirken sadece ekonomik verilerle hareket etmek doğruyu bulmamıza yardımcı olmaz.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























