Bugün işçilerin trajdisini gördük. Gözlerim doldu!
Özellikle kamyon şoförü 64 yaşındaki beyefendiyi dinlerken
Aynen Batı Şeriya’da olduğu gibi, nasıl Filistinli işçiler bir süre için İsrail’de çalışabilmek için orada kalmak zorunda kaldılar, onlar da bir süre çalıştıkları yerlerin ayarlayacağı yerlerde Güney’de kalacaklar.
Hatta bazıları yanlarına bataniya falan da götürdü yer bulamazlar ve arabada yatabilirler diye.
Ama diğer büyük trajedi ise kimsenin konuşmadığı “O” mesele.
3 aydır insanlar evlerinde kapandı, ada tekrar bölündü, (taksimciler adeta bayram ediyor).
Lefkoşa’da güneyde olan ama sizden 20 metre ötedeki arkadaşınıza dostunuza bile gidilmez oldu.
50 kilometre ötedeki “et ve tırnak” Türkiye’ye uçulamaz oldu. Üniversiteler, restoranlar, oteller boşaldı, fabrikalar durdu, on binlerce işçi 1500 liraya tamah etti ve hala sadaka gibi maaşlarla yeni açılan iş yerlerine dönmeye çalışıyorlar.
İnsanlar yükselen karantina duvarlarının arasında bazen ellerinde hasta çocukları ne yapacağını şaşırttı.
Kapanan okullardan dolayı onbinlerce çocuk aylardır doğru dürüst eğitim bile alamıyor.
Yabancı öğrenciler nakit sıkıntısına düştüklerinden yardım paketlerine muhtaç yaşamaya başladılar.
Lefkoşa belediyesi 10 bin yardım pakedi dağıttığını açıkladı bir ayda. Ne adayı terk edebildiler ne de evlerinde kalabildiler bazı göçmenler. İPortakal işçilerinin trajedisini de Yılmaz güney filmi gibi üzülerek izledik.
İnsanlar başka ülkelerde mahsur kalan çocuklarını, yakınlarını aylardır görmediler. Görmek için bakalım kaç ay daha bekleyecekler?
Niçin yapıldı bütün bunlar? Sağlık altyapısı hazırlanacak ve “virüs ile yaşamaya” girişilecekti. Kapanma bizi steril tuttu, onbinlerce insan işini kaybederken, yüzlerce insanın iş yeri batarken.
Tek neden bu üç ayı kullanıp eksiklerimizi tamamlayacaktık. Ne oldu? Koskocaman bir “Hayal Kırıklığı.” Bakın bu üç ayda nereye kadar gelmişiz. Tabipler birliği Başkanı Özlem Gürkut durumu şöyle özetledi:
“Dünyada Covid bitmeden bizde de bitti diyemeyiz Steril kalmak güvenli ama esas güvenli olan hazır olmak.
Bunun içinde ihtiyaç duyabileceğimiz yatak, test kiti, malzeme, ilaç, cihaz, tomografi, röntgen cihazı, organizasyon ve karantina servislerine ihtiyacımız var.
Personelimizi eğitmeye ve artırmaya ihtiyacımız var. Yol haritamız elimizde olmalı. Ülkenin risk haritasını çıkarmalıyız. Kaç kişinin risk altında olduğunu bilmeden kaç kişilik hazırlık yapacağımızı, yaptığımız hazırlığın yeterli olup olmadığını bilemeyiz.
Diğer taraftan açılmayı konuşabilmek için açılmakla oluşabilecek yeni vakalar için hazır olup olmadığımızdan emin olmamız lazım. Kaç hastaya hizmet edebilecek hazırlığımız var? Hangi riski göze alabilecek durumdayız? Elimizde veri yokken, bunları bilmezken konuşmak dilek ve temennilerden ibaret olur. ”
































